Marilyn Monroe

 

Marilyn Monroe
Doğum tarihi 1 Haziran 1926
Doğum yeri ABD, Los Angeles
Ölüm tarihi 5 Ağustos 1962
Mesleği Aktris

Marilyn Monroe (1 Haziran 19265 Ağustos 1962), Amerikalı sinema oyucusuydu. 20. yüzyılın en ünlü sinema yıldızlarından, seks sembollerinden ve pop ikonlarından biriydi.

Yıllarca küçük rollerde kendini gösterdikten sonra komedideki hünerleriyle, seksi cazibesi ve ekranda hazır bulunması 1950’lerde en popüler film yıldızlarından biri olmasına sebep oldu. Kariyerinin sonlarına doğru başarısının ölçüsüyle ciddi rollerde de çalıştı. Oysa ki, özel hayatındaki kırgınlıkları problemlerini derinleştirdi. Ölümü resmi olarak aşırı dozda uyku hapından kaynaklanan muhtemel intihar olarak geçse de ölüm sebebi üzerine pek çok spekülasyon yapılmış, komplo teorileri oluşturulmuştur.

Marilyn, Norma Jeane Mortenson ismi ile Los Angeles Devlet Hastanesi’nde doğmuştur. Biyografisini yazan birçok kişiye göre biyolojik babası annesinin RKO stüdyolarında film editörü olarak birlikte çalıştığı Charles Stanley Gifford ismindeki satış elemanıdır. Bazıları ise annesi Gladys Pearl Baker’ın ikinci kocası olan Martin Edward Mortenson’nın babası olduğunu iddia eder.

Annesinin sinir hastalığı yüzünden hastaneye kaldırılması üzerine bundan sonraki hayatını bir yetimhanede geçirmek zorunda kaldı. Henüz 16 yaşındayken 21 yaşındaki James Doughtery ile evlendi. 4 yıl süren evlilik ardından boşandı ve modellik yapmaya başladı. Verdiği seksi pozlarla kısa bir süre içerisinde ün kazandı.

RKO’nun başkanı Howard Hughes‘un yaptığı bir teklifle sinema dünyasına girdi. Yaptığı ikinci sınıf filmin başarısız sonuçlanması bir süre sinemadan uzak kalmasına neden oldu. Fox şirketinin Monroe ile yeni bir kontrat imzalamaması yüzünden bir süre boşte kaldı. Modelliğe devam ederken aynı zamanda da oyunculuk dersleri almaya başladı. “Ladies of the Chorus” adındaki kısa filmde ilk kez şarkı söyleme şansını yakaladı. Bu filmdeki rolü eleştirmenlerin çok dikkatini çekmişti. “The Asphalt Jungle” ve “All About Eve” filmlerinde oynadı. Bu filmlerden sonra birçok filmde oynadı ve ününü arttırdı.

1961 yapımı “The Misfits” filminde oynadı. Bu filmde eleştirmenlerin ve seyircilerin ilgisini çekti. 1962 yılında “Something’s Got to Give” adlı filmde oynayacaktı fakat tam bu arada yüksek bir ateşe yakalandı ve yüksek dozda sakinleştirici ilaç alarak 36 yaşında hayata veda etti. 5 Ağustos 1962‘de yatağında ölü olarak bulundu

gd </DIV><I>Filmografi</I>

Dangerous Years (1947) | Scudda Hoo! Scudda Hay! (1948) | Ladies of the Chorus (1948) | Green Grass of Wyoming (1948) | You Were Meant for Me (1948) | Love Happy (1949) | A Ticket to Tomahawk (1950) | The Asphalt Jungle (1950) | The Fireball (1950) | All About Eve (1950) | Right Cross (1950) | Home Town Story (1951) | As Young as You Feel (1951) | Love Nest (1951) | Let’s Make It Legal (1951) | We’re Not Married! (1952) | O. Henry’s Full House (1952) | Clash by Night (1952) | Monkey Business (1952) | Don’t Bother to Knock (1952) | Niagara (1953) | Gentlemen Prefer Blondes (1953) | How to Marry a Millionaire (1953) | River of No Return (1954) | There’s No Business Like Show Business (1954) | The Seven Year Itch (1955) | Bus Stop (1956) | The Prince and the Showgirl (1957) | Some Like it Hot (1959) | Let’s Make Love (1960) | The Misfits (1961) | Something’s Got to Give (1962)

Reklamlar

Bugün forumlardan gözüme çarpan güzel cümleler..

"Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem / Yalnızlığın başkenti orası." Cemal Süreya
 
Ve cellat uyandı yatağında bir gece / ‘Tanrım’ dedi, ‘bu ne zor bilmece’ / öldükçe çoğalıyor bu adamlar / Ben tükenmekteyim öldürdükçe.[Ataol Behramoğlu]

Yeopgijeogin Geunyeo (2001)… a.k.a. My Sassy Girl

Her ne kadar uzun zaman önce izlemiş olsam da son günlerde tekrar tekrar izleme şansım oldu bu filmi. Daha önce neden burada bu filme ilişkin bir şeyler yazmadım bilemiyorum. Özellikle kişisel yaşam kalitemizin paranoyasına kendimizi bu kadar kaptırmışken arada bu tür duraklamalara ihtiyacımız var. İhtiras ve hırs rüzgarlarıyla yelkenlerimizi doldurup yaşam denizinde çok uzaklardaki kıyılara yolculuklar yapmaya çalışırken bu film ve buna benzer roman, şiir, yada güncel haberler bize kim olduğumuzu hatırlatıyor.
 
My Sassy Girl kimilerine göre çok sırada kimilerine göre çok şımarık gelebilir ama dünya genelinde bu filmin anlatmaya çalıştıklarına kalben bağlı olan insanların dernekler kurarak çalışmalar yaptığınıuı söylemek isterim. Belki çok sıradan sayılabilecek bir kavuşamama hikayesi. Anlatım şekli ve oyuncuların o yaşamışlı ifade şekli çok etkileyici. Daha uzun uzun bahsetmek isterdim film hakkında ama ben bu konuda değişik forum ve adreslerden edindiğim bilgileri burada yazmak istiyorum. Kişisel tavsiyem ne lursa olsun bu filmi izlemek için bir mola verin!
mysassygirl6pa
 
118p-attach-4118p-attach-7my_sassy_girl
 
-Eğer kaderimizde görüşmek olsaydı… Sanırım tesadüfen bir yerlerde karşılaşırdık.

-Kader nedir bilir misin? Sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir..

 
Sanırım bu sözleri filmi izleyenler asla unutmamışlardır….
 
Yeopgijeogin geunyeo (a.k.a. My Sassy Girl) (2001), İzleyin Pişman Olmayacaksınız!!!
Divxplanet.com dan alıntı yapılmıştır..  http://forum.divxplanet.com/index.php?showtopic=4691&st=35
 
Çok güzel bir filmdi gerçekten ve filmi etrafımdaki herkese tavsiye edeceğim. @chuju ‘nun dediği gibi komedi/romantizm dengesini çok iyi kurmuşlar. Hiç tarzım olmayan Amerikan gençlik filmlerindeki(American Pie, Eurotrip v.b.) cinsellik üzerine kurulu sözde komedi konsepttinden uzak hem çok güldüğüm hem de duygulandığıım bir filmdi.

Filmin içinden bir sahnedir!!

Trenden çizgiyi hangi ayakla geçerlerse o tokat atacak muhabbetti ve akabinde gelen askerler beni kopartmıştı flaugh.gif

———————————————————————————————————————————————
Ya Canım Sıkıldı Filmi tekrar izledim ama inanırmısınız bu sefer ağladım yaa crying.gif
ilkinde baya bi dolmuştum ama bu seferki kadar kötü olmamıştım Bağzı bölümleri 2. seyredişimde çok daha iyi anladım Şuana kadar izlediğim en iyi filmlerdendi Benzer Film önerilerini alabilirmiyim ben ağladım kızıda ağlatacam wink.gif

 ———————————————————————————————————————————————-
Yaaa Allah aşkına şu filmi hatırlatmayın bana yaa. sad.gif Aklıma giriyo yine yine duygulanıyorum. Ağlatmak mı istiyosunuz beni. crying.gif Ben şahsen msn deki arkadaşlarıma filmi izlettirmek için elimden gelen baskıyı yapıyorum.

My Sassy Girl koruma, yaşatma derneği….. friends.gif

————————————————————————————————————————————————–
 
Filmi izlemediyseniz okumamanızı tavsiye ederim.

@vertigo
Günah keçisi sen olacaksın ama merak etme, senin gibi düşünen birçok insan var. Sebebi de My Sassy Girl filminin izleyenler tarafından bir başyapıt gibi gösterilmesidir (ben dahil whistling.gif ). O yüzden sinefil arkadaşlar filmi çok şey bekleyerek izliyor sanırım. Aslında bu film bir başyapıttır, ama bir romantik-komedi filmi olarak. Filmin diğer Amerikan filmlerinden en büyük farkı senaryonun yaşanmış olaylara dayanmasıdır. Film eğer tamamen gerçek olaylardan oluşturarak (klişeler olmadan) yapılsaydı acaba seifer’ın dediği gibi bir belgesele dönüşmez miydi? Aşk-meşk olayları hakkında büyük laf etmeye hakkı olmuyor mu bu durumda, klişelerin varlığı nedeniyle? Filmi Türk Divx izleyicisinin beğenmesinin en büyük sebeplerine gelince:
– Duygusal ve espritüel insanlarız vesselam.
– G. Kore’lilerle birçok ortak yönümüz olması (ocakbaşı içki muhabbetleri, askerlik muhabbetleri, üniversite öğrencisi olarak aile ile aynı evde oturmak, oğlanın annesinin hışmına uğraması, kızın ailesinin onu başka birilerine yamamaya çalışması; ki bütün bunları Amerikan versiyonunda nasıl yapacaklar merak ediyorum).

Ayrıca filmin aşk-meşk hususunda büyük söz söyleme tezine de katılmıyorum, zira eğer filmi dikkatle izlediyseniz filmin sonlarına doğru kız ağacın yanında dikilip oğlanın mektubunu okuduktan sonra arkasında sağdan sola doğru bir UFO geçiyor (çocuk UFO! ile, kızın varsayımıyla "zaman makinesi!" ile geçmişe dönüyor). Yani aslında filmde büyük laf söylenmiyor, filmdeki UFO’yu fark etmezseniz öyle düşünebilirsiniz. Çocuk, o yaşlı adamın kendisi olduğunu izleyicinin gözüne sokmak için filmin sonunda "Bu, aşkın için tesadüflerden bir köprü inşa etmektir." lafını tekrar ediyor. Bence filmdeki en güzel olay diğer filmlerde hep bir kötü taraf olur. Ya kız çok gıcıktır, havalıdır falan, ya da erkek -çok affedersiniz- öküzdür smile.gif . Ama burada karakterlerin ikisini de sevip, ikisine de acıyoruz, falan. Filmi seyrettirdiğim tüm arkadaşlarım beğendi, kimi esprilerini, kimi de duygusal tarafını daha çok beğendi filmin. Tabi filmi hiç beğenmemek de olası ki buna da saygı duyarım. Filmdeki Amerikan klişeleri (ki öyle sağdan soldan klişe toplayıp film yapalım mantığı, -son dönemdeki Holywood filmlerinde sıkça rastladığımız durum- bence bu film için kesinlikle geçerli değil. Klişeler, seyrettiğim hiçbir filmde bu kadar hoş harmanlanmamıştı. Eğer "Yav ne gomik gonuşuyolar ya, çing, çang, çong! Muhahahah!" mantığıyla, filme değil de "ekrandaki çıktıya" boş geyiklerle bakarsanız film boş bir film olur. Filmdeki küçük ayrıntılar da bence güzeldi: Otel odasındaki "G. Koreli Beşizler" gazete kupürü (filmde beş adet kişiyi canlandıran bir aktör var ama kimleri canlandırıyordu acaba? whistling.gif ), hiç öpüşme olmaması, kızın isminin hiçbir şekilde telaffuz edilmemiş olması vs.
Bazı kısımların gereksiz uzatıldığı fikrine katılıyorum, ama bu da en fazla 10 dakika eder. Bu güzel film için çok da önemli bir sorun olduğunu düşünmüyorum. 2 saat 15 dakikalık bir film için 10 dakika nedir ki? biggrin.gif

Yeopgijeogin Geunyeo (a.k.a My Sassy Girl) Savunma Bakanı chuju tongue.gif

————————————————————————————————————————————-

Film super.Cevremdeki duygu yonu korelmis arkadaslarimin bile filme hayran kalmasi bunun en buyuk belirtisi.Kesinlikle kacirlmayacak bir film.
Soylediklerinize de aynen katilmaktayim.Kore filmlerini sevmemin nedeni de bu zaten.Kultur olarak bir yakinlik sezmemek olanaksiz.Hal boyle olunca da filmlerden ayri bir tat aliyorum.Sirf bu filmleri izlemek icin ingilizce ogrenmeye baslayacagim yani o derece…
————————————————————————————————————————————–

 bu filmi izlemeyenler için üzülüyorum ben. smile.gif
————————————————————————————————————————————–

Otel odasına ilk geldiklerinde duvarda, gazeteden kesilmiş "G.Koreli Beşizler" haberi var; sözde! beşizleri ise tek bir kişi oynuyor haliyle biggrin.gif .
Ve filmdeki beşizler ise; metrodaki ilk güvenlik görevlisi (turnikeyi alttan geçmeye çalışırken görünen), otel sahibi (resepsiyonist), metrodaki anons yapılan yerdeki adam (duvarda aynı gazete haberi var wink.gif ), oğlanın Çin yemeği sokmaya çalıştığı okulun güvenlik görevlisi (bu rolde aslında başka birisi var, asıl oyuncu hasta olduğu için oynayamamış) ve son olarak da hapishanedeki mafya! patronu.
Aslında çok gizemli, ilginç bir şey değil ama…
Ayrıca ağacın yanındaki o yaşlı adam ilk metro sahnesinde de görünüyor.
chuju
—————————————————————————————————————————————

 Aşk için nereye kadar nelere katlanabilirsiniz.Seyredin öğrenin ,takdir edin ve gülün.Bence tek kelime ile muhteşem bir film. thumbup.gif
—————————————————————————————————————————————-
Öncelikle sözlerime sevgili chujuya bana tam anlamıyla muhteşem bir atyazıyla bu muhteşem filmi izlettiği için ETşekkürlerimi ileterek başlıyorum. flowers.gif flowers.gif

Arkadaşlar şu anda saat tam olarak sabaha karşı 2:30 ve ben filmi yeni bitirdim bugünün cumartesi gecesi olmasıda cabası (nedenini bilmiyorum ama cumartesi gecelerinin benim için önemi çok fazla, bu zamanda film izlediğim zaman daha ayrı bir zevk alıyorum flaugh.gif sizlerede tavsiye ederim )

Ya bu filmi Amerikan sinemasındaki klişelerin toplamı olarak gören arkadaşlara gerçekten şaşıyorum confused1.gif yahu acaba Amerikan sinemasında bu klişelerin yanında en az kaç kişiyi rahatsız edici erotik sahne vardır sad.gif İşte bu film bence kendini digerlerinden böylece ayırıyor, öyleki film boyunca en açık sahne kızın giydiği diz altı etekğin olduğu sahnelerdi biggrin.gif Birde dikkat cekmek istediğim bir nokta film boyunca kız ve erkek sürekli olarak birbirlerinin yanından geçiyorlar fakat bir şekilde karşılaşamıyrlar yani buda filmin baştan sona çekici kılan bişeydi(ben o metro sahnesinde cocuk merdivene oturunca öyle sinirlendimki kalksana be kardeşim ayağa, yada tek derdin iyemekmi angry.gif kızdan ayrıldın direk gittin kokoreçciye kokoreç yemeye)

Bundan önce bunun gibi izlediğim en güzel 2. romantik komedi filmdi(ilkide Notting Hill di gerçi nothing hilli sinemda izlemiştim ve benim için çok ayrı bir yeri vardı biggrin.gif ) sanırım ben imkansız aşkların olmasına bayılıyorum.

Arkadaşlar bende chuju ve saz arkadaşlarıyla birlikte friends.gif sassy girl in avukatlığını gönüllü olarak üstlenmiş bulunuyorum thumbup.gif bundan sonraki dilek ve şikayetlerinizi mutlaka dinleyeceğim ve cevap yazacağım.

Son olarak içimdekini söylemeden edemeyeceğim. Arkadaşlar bende böyle birşeyler yaşamak istiyorum, çevrenizde bu kız gibi bi kız varsa bana bulabilirmisiniz tongue.gif

 
 
 
 
 
 

Bir resim…

ismet inönü-ahmet necdet sezer-bülent ecevit

Bir resim ancak bu kadar çok şey barındırabilir diyerek gelen bu pps dosyasını burada kullanmak istedim. O kadar anlamlı geldiki bana herkesin bunu görmesini istedim. Sanki ilk bakıldığında sadece bir tesadüf gibi gelebilir insana ama çok farklı bir duygu katıyor insana. Başarı, azim ve inat. Mükemmel…

Eposta ile bana gelen pps dosyasındaki ifadeleri hiç değiştirmeden burada kullanmak istiyorum.

Bir resim,

Ancak bu kadar çok şey barındırabilir.

Yıl 1961 Kasım ayı Ankara Hukuk Fakültesinde açılış töreni var CHP başkanı ve Başbakan İsmet İnönü ve eşi. İnönüleri yanında elinde çantası ile Zonguldak Milletvekili ve çalışma bakanı Bülent Ecevit.

Arkalarında Ankara Hukuk Fakültesi öğrencilerinden bir grup var.

Bülent Ecevet ile Mevhibe hanımın arasında bir genç… Üzerinde kareli gömlek. Ceketin altında evde örüldüğü belli olan biz kazak.. Saçlar alnına düşmüş.

O genç 1941 Afyon doğumlu 1958 yılında Ankara Hukuk Fakültesine girmiş resim çekildiği tarihte 3.sınıf öğrencisi 20 yaşında…

O gencin adı Ahmet Necdet Sezer…

Bir resim iki Cumhurbaşkanı iki başbakan…

Öyleki günün başbakanıgeleceğin Cumhurbaşkanı, günün Çalışma Bakanı geleceğin Başbakanı olacak ve gelecekte Başbakan olacak Bülent Ecevit yanında duran Hukuk öğrencisini Cumhurbaşkanı seçtirecek…

Bir fotoğraf karesine neler sığmış..

Anne tarafından hemşeri olarak ayrı bir gurur duyuyor olsamda tüm Türkiye’nin aynı duyguları beslediğini düşünerek; Duygu yüklü, gözü kara ve cesur Başbakanımız Bülent Ecevit ‘i rahmetle anıyorum. Toprağı bol olsun.

bella ciao – çav bella – Hoşcakal, Merhaba Güzelim

Son günlerde evde değişik versiyonlarını sık sık dinlediğim hayatımın ender anlarına tanıklık eden çok mühim şarkı. Bu şarkının geçmişini araştırınca insan bu dünyada varolan her şeyin bir hikayesi olduğu gerçeğiyle tekrar karşılaşıyor. İnternet üzerinden, ekşisözlük başta olmak üzere bir çok kaynaktan edindiğim bilgileri burada yayınlamak istedim. Dinledikçe dinlenen ve dinledikçe insanın içini coşkuyla dolduran çok güzel bir şarkı bu. Buyrun;  
 
Resistenza
 
İtalyan folk müziğinin en popüler örneği olan bu şarkı bildiğim kadarıyla ilk olarak Po ovası’nda sefil koşullarda çalışan işçilerden yükselmiş bir feryattır. daha sonra, ikinci dünya savaşı yıllarında ise, değiştirilmiş sözlerle faşizme ve Mussolini’nin her türlü politikasına karşı çıkan, çok kıyım görmüş, çok zorluktan geçmiş (ama sonunda emellerine ulaşmış) Partigiani’lerin marşı haline gelmiştir.
LIBEaprile45pome13Rif_Com_benelux_Bella_Ciao_2
nihayetinde bir halk türküsü olduğu, kulaktan kulağa geldiği için bir sürü değişik sözlü versiyonu vardır. benim en çok dinlediğim hali olan Milya’nın söylediği versiyonun iddiasız ve sadakatten uzak, sırf bir fikir vermesi için yaptığım çevirisi şöyledir:
(bu arada, bella ciao’lu kısımları "hoşçakal güzelim, hoşçakal" diye çevirdim, şarkı bende hep tarlaya gitmeden önce yataktaki karısına veda eden bir işçiyi çağrıştırdığı için, ama başka çözemediğim göndermeler de sözkonusu olabilir. hem merhaba, hem de hoşçakal anlamına geldiğini unutmayalım ciao’nun. Bir de kimi laubali italyanların ağızlarına sakız olmuş, güzel çirkin demeden herkese söyledikleri "ciao bella" değil de, "bella ciao" denmesi enteresan).
Şarkının orjinal İtalyanca versiyonunun sözleri,
          Una mattina mi son svegliato,
          O bella ciao, bella ciao,
          Bella ciao, ciao, ciao,
          Una mattina mi son svegliato, 
          E ho trovato l’invasor. 

          O partigiano portami via, 
          O bella ciao, bella ciao, 
          Bella ciao, ciao, ciao, 
          O partigiano portami via,
          Che mi sento di morir.

          E so io muoio da partigiano,
          O bella ciao, bella ciao,
          Bella ciao, ciao, ciao,
          E se io muoio da partigiano,
          Tu mi devi seppellir.

          Mi seppellisci lassù in montagna
          O bella ciao, bella ciao,
          Bella ciao, ciao, ciao,
          Mi seppelisci lassù in montagna 
          Sotto l’ombra di un bel fior.

          Tutte le genti che passeranno
          O bella ciao, bella ciao,
          Bella ciao, ciao, ciao, 
          Tutte le genti che passeranno
          Mi diranno «che bel fior!».

          E questo è il fiore del partigiano
          O bella ciao, bella ciao,
          Bella ciao, ciao, ciao,
          E questo è il fiore del partigiano
          Morto per la Libertà.
 
bella ciaobella_ciao_454bellaciao1ciao
 
Şarkının ingilizce verisyonunun sözleri;
 

early one morning
i was awakened
bella ciao, bella ciao, bella ciao, ciao, ciao
early one morning
i was awakened
and found the enemy was here

oh partisan
take me from this place
bella ciao, bella ciao, bella ciao, ciao, ciao
oh partisan
take me from this place
becuase i feel i’m dying here

and if i die
up on that mountain
bella ciao, bella ciao, bella ciao, ciao, ciao
and if i die
up on that mountain
then you must bury me up there

bury me high
upon that mountain
bella ciao, bella ciao, bella ciao, ciao, ciao
bury me high
upon that mountain
and let a flower mark my grave

Parça aynı zamanda dilimizede çevrilip! seslendirmiş, lakin bakılacak
olursak parçanın sözleri aslıyla pek bir alakasız konuma getirilmiş! İngilizceyi ve iki farklı çevirisini okursanız farkı anlarsınız sanırım…

işte bir sabah uyandığımda
çav bella çav bella çav bella çav çav çav
elleri bağlanmış buldum yurdumun
her yanı işgal altında

sen ey partizan beni de götür
çav bella çav bella çav bella çav çav çav
beni de götür dağlarınıza
dayanamam tutsaklığa

eğer ölürsem ben partizanca
çav bella çav bella çav bella çav çav çav
sen gömmelisin ellerinle beni
ellerinle toprağıma

güneş dogacak açacak çiçek
çav bella çav bella çav bella çav çav çav
gelip geçenler diyecek merhaba
merhaba ey kızıl çiçek

o kızıl çiçek partizanındır
çav bella çav bella çav bella çav çav çav
yiğit yoldaşlardan armağandır bize
simgesidir özgürlüğün

o kızıl çiçek partizanındır
çav bella çav bella çav bella çav çav çav
düşen yoldaşlardan armağandır bize
simgesidir sosyalizmin

Serge Gainsbourg kimdir?

Untitled-1

Boran’ın yerleştirdiği “Brigitte Bardot ve Harley Davidson” videosunu ilgi çekici takdimi ile sitede gören Pınar, sabah yanıma gelip Serge Gainsburg’un zamanında Brigitte Bardot, Jane Birkin gibi kadınlarla fazlasıyla içli dişli olduğunu, hatta albüm kapağında çıplak resimlerini kullandığını, en arızalı Fransız olduğunu söyledi. Öylesine büyyük bir coşku vardı ki ifadesinde, kendimi bu adam ile ilglii yeterince şey bilmediğim için kötü hissettim. Serge Gainsbourg’un tamamı renkli maceralarını “Bütün bunlardan nasıl oluyor da en son benim haberim oluyor” diyerek okumaya başladım.

1921 doğumlu, Polonya asıllı, yahudi, ve artık ölü. Bir baş belası, Fransa’nın ortaya koyduğu en arızalı, en kışkırtıcı kişiliklerden bir tanesi. Yönetmen, oyuncu, ressam, şarkı yazarı, şarkıcı. Fransa’nın en güçlü şarkı yazarı. İngilizce konuşan dünyanın geri kalanı bu adamı yeterince tanımıyor, konuşmuyor olmasının sebebi, kötü şöhretinin kaynağı şarkı sözlerinin fransızca oluşu belki de. Belki de bu yüzden fransız mekteplerini bitirmiş herkes hakkında bir kaç detay biliyor.

Untitled-2

 

Savaş sonrası Paris kafelerinde piyano çalarken, özelliklede Boris Vian’dan etkilenerek şarkı yazmaya başlamış. Kısa süre içerisinde de kendi evrimini yaşamış. Jazdan popa, reggae’ye, hatta Hip-Hop’a kadar hemen pek çok biçimde müzik yapmış. Parayı ve şöhreti, 1965 “Eurovision” Şarkı Yarışmasında yakalamış.

60′larda Andy Warhol, Roy Lichtenstein gibi sanatçıların tüketim kültürü ve onun ikonları ile ilgili çalışırken, Serge Gainsbourg, “Comic Strip,” “Ford Mustang,” “Qui est In Qui est Out,” ve “Teenie Weenie Boppie” gibi şarkılarıyla, kendi müziğinde bu alanı keşfediyormuş. Bu sayfada daha önce gördüğümüz Briget Bardot ve Harley Davidsonlara ait inalnılmaz görüntülerde aynı döneme ait.

Küçük kızlara olan düşkünlüğü eleştirmenlce, en bütün albümü olarak nitelendirilen “Histoire de Melody Nelson”ı ortaya çıkartmış. Kurgusal bir otobiyografi tadını taşıyan albümde, Rolls Royce’uyla dolaşırken, bisiklete binen 20 yaşında bir kıza çarpışını, sonrasında aradaki yaş farkına rağmen yaşanan büşük aşkı ve kızın bir uçak kazasında kavuştuğu nihayeti anlatan Lolitavari bir hikaye var.

70′lerde Bob Marley, Serge tarafından karısına yazılan erotik şiirleri buluduğunda küplere binmiş. Öte yandan Serge Gainsbourg bununla da kalmamış yeni çıkartacağı reggae albümünde Rita Marley’i kullanmış. Sağ kesimden aldığı ölüm tehtidlerine rağmen fransız Milli Marşınının bir reggae versiyonunu albümüne koymuş. Konserde “Marsilya kabettiği ruhunu şimdi buldu” dediğinde sağ kesimin de alkışlamaya başladığını görünce sahneden ağlayarak ayrılmış.

Untitled-3

Muhtemelen en çok bilinen şarkısı “Je t’aime” in kaydında orgazmın derinleklerini yaşayan bir kadın vokal kullanmış (Brigitte Bardot). Şarkıyı kendisi nihayi aşk şarıkısı olarak tanımlarken, Vatikan şarkının sakıncalı olduğuna dair halka beyanat vermiş. Orjinal olarak Brigitte Bardot ile kaydedilse de, LP, o zamanki ortağı ve gelecekteki sevglisi Jane birkin ile çıkartılmış. Serge Gainsburg ve Jane Birkin’in kayıt sırasında gerçekten seviştiğini anlatan hikayeler var

80′lerde Michel Drucker’ın canlı sunduğu cumartesi gecesi şovuna Whitney Houstonla birlikte konuk olan Serge Gainsbourg, Ona soru soran Ducker’a “I want to fuck her” dediğinde sunucu önce durum toparlamaya uğraşsa da sonunda ona özür diletmiş.

Sansasyonel albümü “Lemon incest”in kapağı için kızıyla yarı çıplak fotoğraf çektirmiş ve albümde kızının sesini de kullanmış. Şarkının sözleri oldukça ilgi çekici:

…The love that we will never make together
Is the most beautiful, the most violent,
The most pure, the most heady…

Başından sonuna kadar etkileyci bir yaşam öyküsü. Luc Besson tarafından çekilmiş 3 saatlik bir belgeseli olduğunu öğrendim, mutlaka bir yerlerden bulunmalı.

http://etrafta.com/2006/11/13/158/