Yaşadın mı büyük yaşayacaksın

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın
arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla
gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş
gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli
alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle
dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın
insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak
arzusuyla
yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su
içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle
dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün
benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır
insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

"Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,
bütün evrene
karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana."

Ataol
Behramoğlu

"Yaşadın mı büyük yaşayacaksın.."

Reklamlar

Aşk iki kişiliktir!…

Bu günlerde sıkça düşünmekten kaçındığım aşk üzerine hislerime bir tercüman olan Hıncal Uluç 21.03.2010 Sabah gazetesindeki yazısı bir harikaydı. Okurken kafamın içerisinde ki mesnetsiz düşüncelerin daha bir anlam kazandığını hissettim. Bazen aşk üzerine söylenen en güzel sözleri dile getirseniz de, dilinizden dökülen sözler içinizde ki hisselerin bir aynası olmaz. İnsanların bir kitap okudum, bir film izledim yaşamım değişti söyleminin temelinde de bu yakınlaşma ve bütünleşme serenomisi vardır. Yaşamınızın bazı sayfalarında dile getirilen hikayeleri ifade etmek için sizin bilgi birikiminiz ve tecrübeleriniz yetersiz kalır. Bir başkası anlatır ve siz dinlersiniz. Anlatılanların içinize dokunduğunu hisseder ve bütünleşirsiniz o yazıyla, şiirle yada bir sinema karesiyle. Yaşam yolunuzu değiştirmesine izin verip vermemek ise tamamen sizin elinizdedir.

Başkalarını bilemem ama ben çok severim birilerinin duygularıma, düşüncelerime ve hayata bakış açıma tercüman olmasını. Kimilerine göre pek sevimsiz, kimilerine göre de tam bir duygu ve yaşam mühendisi olan Hıncal Uluç çok sevdiğim insanlardan biridir. Evet en sevdiğim yazarlardan biri olarak onun kısıtlamıyorum çünkü insan olarak fevkalade biri olduğunu düşünüyorum. Düşünceleri ve yazıları, geride kalan yıllar boyunca zaman zaman fenomene dönüşmüş, yaşama olan inancı ve bağlılığı ise ancak aşk ile ifade edilebilir. Yazısından sadece bir şiiri buraya koyacağım çünkü mutlaka tamamının okunması gerektiğini düşünüyorum. Yazıda şiirin tam metnini kullanmamış ama ben tam olarak burada yazmak istedim.
Aşk iki kişilktir!.. yazısını 21.03.2010 tarihli Sabah Gazetesinde lütfen okuyun.

AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar.
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar.
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini,
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten.
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar.
Boşanır keder zincirlerinden
Sular, tersin tersin akar.
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar.
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken.
Çünkü, hiç bir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını.
Severken hiçbir böcek,
Hiç bir kuş yalnız değildir.
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk, iki kişiliktir.

Ataol Behramoğlu

Aşk iki kişilktir!.. yazısını 21.03.2010 tarihli Sabah Gazetesinde lütfen okuyun.

Aşk iki kişilk değil de tek kişilik te olabir diyenlerin sözleri ise Ekşi Sözlükte yankılanmış. Yorumları okumak için lütfen tıklayın Aşk tek kişiliktir!..

AŞK ÜZERİNE-3

Sen aşık olmadıysan, sevgi nedir, bilmiyorsan;
Yürü git, ot otla; eşeksin sen(Mektuplar:95).
Aşksız yaşama ki, ölü olmayasın;
Aşkla öl ki diri olasın(Mektuplar:36).
Peygamberimizin yolu aşktır;
Aşk oğullarıyız biz, anamız aşktır.
A anamız, a beden elbisemizde gizlenen anamız,
A bizim kafir tabiatımız yüzünden gizlenmiş anamız(Rubailer: 18).
Kime aşk sırlarını öğrettilerse,
Ağzını diktiler, söz söyletmediler(Mektuplar:136).
Sen şehvetine aşk adını takmışsın,
Fakat şehvetten aşka dek uzun bir yol var…(Rubailer:29).
Aşk, büyükler için bal, çocuklar için süttür.
Aşk her gemiyi batıran istiap fazlası son yüktür(Mesnevi VI: 4032).
Aşk olmasaydı, varlık neden olurdu, ekmek nasıl olur da gelir, senin vücuduna katılırdı?(Mesnevi V:2012).
Zahitlik nedir? Kötü söylemeyi bırakmak.
Aşıklık nedir? kendi varlığından, benliğinden söz etmemektir.(Mecalis-i Seba:60).
Aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan Hakk’ın vasıflarındandır. Ondan başkasına aşık olmak, geçici bir hevestir(Mesnevi VI:971).
Nur ve kemal, helal lokmadan doğar.
İlim ve hikmet, aşk ve merhamet helal lokma ile olur(Mesnevi I:1707).

AŞK ÜZERİNE-2

Akıl ümitsizlik yolunu tutar mı hiç?

Aşk gerek ki o yana başını ayak etsin de koşup gitsin,

Hiçbir şeye aldırmayan Aşktır, akıl değil…

Akıl, fayda elde edeceği şeyi arar,

Aşk yılmaz, yanar-yakılır, erir, utanma-sıkılma nedir, bilinmez…

Değirmen taşının altındaki buğday gibi

O da belalara düşer de gık bile demez

Öyle pek yüzlüdür ki ardına dönmez bile….

Gönlündeki fayda arama isteğini öldürmüştür O …

Varını-yoğunu ortaya döker, oynar, yutulur, kar aramaz…..

Allah’tan aldığı gibi hepsini gene Allah’a verir.

Aşk mezhebinde her şey AŞK’a kurbandır.

Hz.MEVLANA

sözler

İnsanlar, kuşkular, işkiller içindedir. Ondan kuşkuyu işkili gidermeye imkan yoktur; meğer ki aşık olsun. Aşık oldu mu, onda ne kuşku kalır, ne işkil. Bir şeyi sevdin mi ona karşı kör eder, sağır eder o sevgi seni(Fihi Mafih:86).Nerede olursan ol, ne halde bulunursan bulun; sevmeye, aşık olmaya çalış. Sevgi mülkün, ülken oldu mu, boyuna aşık olursun; mezarda da, mahşerde de, cennette de aşık olursun; sonu gelmez ya; boyuna aşık olursun(Fihi Mafih:146).

Sevgi bir ilişkiden doğar. Bir kimse annesini ekmek ve helva verdiği için sevmez, belki aralarındaki ilişkiden dolayı sever. Menfaat üzerine kurulan sevgi perişanlık ve pişmanlık doğurabilir. Oysa gerçek ilişkiden doğan sevgide ne dünyada ne de ahırette pişmanlık yoktur(Eflaki II: 296).

Kırmızı neden kırmızıdır?

Bazen sadece anlamlı bir söz, bazen de söylendiğinde kulağa hoş gelen sözcüktür insana ilham veren. Peşinden kelimeleri yuvarlayıp ardına attığımız da sanki hepsi aynı anlamı taşıyacakmış, anlam daha bir derinlik kazanacakmış hissine kapılır, kendimizi kandırırız. Aslında yaşamımıza dönüp baktığımızda aynı hatayı onun içinde de yapmakta olduğumuzu anlamak içten bile değildir. Farkında olmak için bazen zaman yol gösterir, bazende insanlar. Yüzyüze gelindiğinde nerede olduğunu unutturur insana. Anlamlar "Domino Günü’ n de " olduğu gibi bir bir yıkılır, tek farkı izlemek insana zevk vermez. Bir yerlerden sürpriz çıkmasını beklemek tamamen hayalciliktir. İzler, izler, izler, seslerde bir ahenk bulmaya çalışırsınız ama sesleri dışarıdan duymadığınız ve alışık olmadığınız bir ritme sahip oldukları için bundan da zevk almazsınız. Her bir yıkılış içinizde bir sızıya sebep olur. Bir an önce bitmesini istemekle beraber, arada yitik bir duygu nedeni ile belki durur diye ümitlenirsiniz. Bir müddet sonra sadece son taşa ne olacağını düşünmekten kendinizi alıkoyamazsınız. Ne olacağı malumdur, o da yıkılacaktır. Yitip gidecek olanın ne olduğunu düşünce o anı beklemek istemez, seyirci olmaktansa durdurmak isterseniz ama çok geçtir. Koşmaya, yetişmeye çalışsanızda ilk taşa, o kadar çok yeni anlamlar eklemiş ve uzaklaşmışsınızdır ki yitip gidenlerin hızına yetişmek neredeyse imkansızdır. Ve o an çok anlamsız bir şey olur, aklınıza o çok sıradışı soru gelir, kırmızı neden kırmızıdır? Cevabı basittir ama bulamayız. Ama kırmızı bize öyle öğretildiği için kırmızıdır.