Hayata Tersten Başlamak “Can Yücel”

 

Hayata tersten başlamak fikrini hiç düşündünüz mü?

Acıların çocuğu olarak doğup bir gün refaha eriştiyseniz ve yaşam size her geçen gün daha iyi davrandıysa yanıtınız hayır olacaktır.

Ancak hayır diyenlerin bile okuyunca fikir değiştireceği edebiyatın haşarı çocuğu, mükemmel şair Can Yücel ‘in bir metnini sizlerle paylaşmak istiyorum…

Hayatı bir çok şair, bir çok filozof anlatmaya çalıştı bize…

Anlamış gibi gözüksek de kimi zaman yükünü taşımaktan , tadına varamadığımız bu devri alemi bir de böylesi yaşamak varmış….

  

Yasamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir.
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak
Daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?
Cami’de uyanıyorsunuz.
Bir tahta sandık içersinde,
Herkes karşınızda saf durmuş,
iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.
Tabuttan doğruluyorsunuz,
yaslı, olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir itibar,
iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor,
aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…
Altmışlı yaslara kadar her şey garanti,
huzur içinde yaşıyorsunuz.
Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalışmak istiyorsunuz
ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket
ve altın kol saati veriyor patronunuz..
ve Genel Müdürlük veya
bunun gibi yüksek bir makamdan,
tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz.
Herkes karşınızda el pençe divan…
Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor.
Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade…..Aman ne güzel günler başlıyor…
Derken bir gün patron size
artık Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.
bu arada Babanız ortaya çıkmış,
“fazla çalıştın” diyor.
“artık eve dön, işi bırak,
okumaya başla, harçlığın benden olsun…”
Keyfe bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor.
Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.
Partiler, Diskotekler,Kızların sayısı artıyor.
Derken Anne ve Babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor,
araba kullanma derdi de yok artık…
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar,
“evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna” diyorlar…
Mamanız ağzınıza veriliyor,
zaman zaman altınızı bile temizliyorlar,
hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken Anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor
ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde,
her an ve en taze seklinde hazır.
Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok,
bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık,
gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor,
ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş keyifli bir orgazm ile hayatınız
bitiyor….


CAN YÜCEL

 

Reklamlar

22 Ağustos 2011: İnternet Ölüyor mu?

MAYIS 4, 2011

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nca (BTK) hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu uygulamayla kullanıcılar BTK’nın belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. Filtre kıstasları ise tamamen BTK tarafından belirlenecek. Bu uygulama dünyada Çin, Küba, İran gibi internetin “tutuklu” olduğu ülkelerde kullanılıyor.

Hazırlayan: Sercan Tezcanoğlu  Geçtiğimiz günlerde basının gündemine gelen “yasaklı kelimeler listesi” büyük tepki almıştı. Ancak bu yasaklı kelimeler listesinin buzdağının görünen kısmı olduğu çok geçmeden ortaya çıktı.

İnternet Ölüyor

İnternet Ölüyor

Dayanağı nedir?

5809 sayılı Kanunun 4’üncü 6’ncı ve 50’inci maddeleri ile 28.07.2010 tarihli ve 27655 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesi hükümleri kapsamında, BTK tarafından hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı” 22 Şubat 2011 tarihinde 2011/DK-10/91 no’lu karar ile onaylanarak, “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar”ın 22 Ağustos 2011’de yürürlüğe girmesine karar verildi.

22 Ağustos’ta devreye girecek sistemde internete devlet daha doğrusu “BTK” tarafından belirlenen 4 filtre tipinden birini seçerek girebileceğiz. Filtreyi aşmak ya da aşmaya çalışmak suç sayılacak. Ayrıca internet servis sağlayıcıları filtrelerin aşılmasını engellemekle sorumlu tutuluyor, aksi halde onlara da ağır para cezaları öngörülüyor.

“Ben giriyorum, siz de girin”den “Ben de giremiyorum artık”a…

Düzenlemeye göre 4 tip filtre yer alacak. Aile, çocuk, yurtiçi ve standart paket. Her internet abonesi bunlardan birini seçmek zorunda kalacak. Bu filtre tipini internet kafelerde uygulanan “Websense” filtresine benzetebiliriz. Yani sadece internet kafenin belirleyebildiği sitelere girebileceksiniz. Bu tür filtre sistemleriyle içeriğinde sorun olmasa bile birçok sitenin filtreye takıldığı kullanıcılar tarafından biliniyor.

Git gide uçsuz bucaksız bir dünya olma yolunda ilerleyen interneti “güvenli internet” sloganının arkasına sığınarak “terbiye edilmiş internet“e dönüştürecek bu uygulamanın dünyada sınırlı sayıda örneği var. Bu örneklerde Çin, Küba,İran gibi internetin sıkı bir sansür altında tutulduğu ülkelerle sınırlı.

Bu uygulamayla ilgili olarak Yeni Medya Düzeni için bir makale yazan Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim görevlisi Prof. Dr. Mutlu Binark, 22 Ağustos’ta uygulamaya girecek bu esaslara karşı durulması gerektiğini belirtmişti.

Binark bu görüşüne destek olarak bu sistemin internet kullanıcılarını sınıflandırdığını ve bu esaslarla “internetteki zararlı içerikten korunma” adı altında internetin sınırlandırıldığını ifade etti.

Bu tür filtreler şu anda da var

Bu tür filtre sistemleri işletim sistemleri, internet servis sağlayıcılar ya da internetten bulunabilecek programlar sayesinde isteyen kullanıcılar tarafından zaten istenildiği zaman kullanılabiliyor. Yani zaten kullanıcı böyle bir opsiyona sahip. Ancak BTK’nın uygulamasıyla bu durum bir opsiyon olmaktan çıkıp zorunluluk haline geliyor.

Binark, “Bu usul ve esasların arkasındaki zihin örüntüsünün kendi yurttaşını birey olarak görmediğini, onun adına eylemeye muktedir olarak sadece kendini ve kendinin mutlak otoritesini ve bu mutlak otoritenin doğruluğunu gördüğünü belirtmek gerekir. Bu anlamda burada herşeyi bilen muktedir özne BTK ve muteber vatandaşlar da İnternet erişim özgürlükleri ile İnternet ortamında seçme haklarının “onların iyilikleri adına” ellerinden alınmasına rıza gösterenlerden oluşmakta. Devlet eliyle, filtreleme uygulamasının topyekünleştirilmesine ve zorunlu kılınmasına yol açacak bu uygulamanın benzer örnekleri ancak Çin Halk Cumhuriyeti, Küba, İran, Tayland gibi yurttaşlarının siberuzama erişimini sınırlandıran ve engelleyen ülkelerden verilebilir” diyerek uygulamanın zararlarına dikkat çekti.

TWITTER’DA 22 AĞUSTOS DEPREMİ… SERDAR KUZULOĞLU İNTERNETİN ÖLÜM TARİHİ İÇİN NE DİYOR? TIKLAYIN

Binark, “Bu internet filtresi uygulamasıyla, birey korumacı ve kollamacı bu muhafazakar ideoloji tarafından pasifize edilmekte, zihni “tek doğru, tek renk, tek söylem” çağrısına uymaya, sağduyuya davet edilmektedir. Bu nedenle, Ağustos 2011’den itibaren İnternet ortamına erişimde aklını kullanmaya muktedir bireyin akıl ve irade özgürlüğünü elinden alan bu usul ve esaslara karşı durmak, yürürlüğe girmesine itiraz etmek gereklidir” diye de yazdı.

Türkiye’de internet nereye gidiyor?

BM desteğiyle Freedom House tarafından Nisan 2011 de yayınlanan İnternette Özgürlük Raporu’na göre, Türkiye’nin “kötü puan’ını 42′den 45′e yükselterek” internete erişim özgürlükleri konusunda  geriye doğru gitmeyi sürdürüyor.

Bu uygulamayla BTK, kimin hangi siteye girebileceğine, hangi blogu okuyabileceğine, hangi tartışma grubuna katılabileceğine kendi kendine karar vermiş olacak. İstediği herhangi bir siteyi, sayfayı kara listeye alarak sizin ulaşmanızı engelleyebilecek. Böyle Türkiye’nin İnternette Özgürlük Raporu’nda kendini İran ve Çin‘in arasında bulması sandığınız kadar uzak bir gelişme değil.

Standart paket sansürsüz değil mi?

En özgür gibi görünen Standart paket de bir filtre paketi ve BTK tarafından belirlenen erişim engellerine ve kara listelere tabi. Yani YouTube kapalıyken önceden DNS ile girebiliyordu. Ancak bu paket altında erişimi engellenmişYouTube‘a girmek mümkün olmayacak.

Dava açıldı

IPS İletişim Vakfı-Bianet, 13 Nisan 2011 tarihinde  “yürütmenin durdurulması” talebiyle, söz konusu usul ve esaslara karşı Danıştay’a iptal davası açtı.  Vakıf, Danıştay’a yaptığı başvuruda BTK’nın aldığı yeni kararın yasal dayanaktan yoksun olduğunu ve Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle tanınan temel hak ve özgürlükleri ölçüsüz şekilde kısıtladığını belirtti. Vakıf adına başvuruda bulunan avukat Ayşe Altıparmak, BTK’nın keyfi bir şekilde yasaklı siteler listesi hazırlayabileceğini, çocukları zararlı içerikten korumak için ebeveynlerin yerine devlet eliyle karar verilmesinin doğru bir uygulama olmadığını belirterek, “Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Komisyonu çocuklar gibi zarar görmesi mümkün grupları korumak için yasal önlemler almaktansa özdenetim yollarına gidilmesini teşvik etmektedir. Bu nedenle, üye ülkeler ev ve okul bilgisayarları ile internetkafelerde filtre programlarının kullanılmasını teşvik etmeli ama devlet düzeyinde filtreleme girişimlerinden her ihtimalde kaçınmalıdır” açıklamasında bulunmuştu.

BTK’dan ses yok

Twitter‘da ve internette kıyametler koparken filtrelerin mucidi BTK’dan herhangi bir açıklama gelmedi.

22 Ağustos Twitter‘da dünya trendi oldu

Haberin CNNTurk.com’da yayımlanmasının ardından Twitter‘da büyük bir hareketlilik başladı. 22 Ağustos Türkiye’de trend olarak listeye girerken konuyla ilgili tweet yağdı. Hızla artan tweetlerle birlikte 22 Ağustos dünyada da 1 numaralı trend oldu.

 

İnternetime Dokunma!

15 Mayıs’ta Özgür ve Sansürsüz İnternet için!

Sansure-karsi-yuru.png

İnternetin için yürü.

15 Mayıs’ta sansüre karşı tüm sivil inisiyatifler, dernekler, vatandaşlar yürüyoruz. Sadece 22 Ağustos paketlerine değil, bunca zamandır yapılan yüzlerce, binlerce yanlış uygulamaya, her geçen gün bir yenisiyle karşılaştığımız kapatma haberlerine, internetimizin günden güne kısıtlanmasına karşı klavye başında değil, sokaklarda “dur” diyoruz. Türkiye olarak. Aynı gün, aynı saatte.15 Mayıs, Pazar günü, saat 14′te.

Yürüyüşün yapılacağı noktalar:

İstanbul: Taksim meydanı Ankara: Sakarya Parkı İzmir: Kıbrıs Şehitleri caddesi, Sevinç pastanesi önü Adana: Atatürk parkı Afyon: Demiryalayan Türbesi Önü Antalya: Selekler çarşı önü Aydın: Adnan Menderes Bulvarı, Atatürk Meydanı Bursa: Fatih Sultan Mehmet bulvarı, Nilüfer kent konseyi önü Bodrum: Bodrum Kalesi Önü Çanakkale: Cumhuriyet Meydanı Denizli:Çınar meydanı Diyarbakır: Sanat Sokağı Elazığ: Öğretmen evi önü (Gazi caddesi) Eskişehir:Adalar Migros önü Gaziantep: Yeşilsu meydanı Giresun: Gazi Caddesi, Debboy mevkii Hatay:Uğur mumcu bulvarı Isparta: Belediye işhanı önü Malatya: Postane meydanı Mersin:Cumhuriyet meydanı Muğla: Sınırsızlık Meydanı Kayseri: Cumhuriyet Meydanı Kırklareli:Kırklareli İstasyonaltı konser alanı Konya: Eski fuar meydanı (Kültür Park) Kocaeli: Merkez Bankası Önü Kütahya: Evkur önü Mersin: Cumhuriyet Meydanı Ordu: Atatürk Parkı Önü Samsun:Atatürk Heykeli Trabzon: Cumhuriyet Caddesi (TEDAŞ Önü) Zonguldak: Madenci Anıtı

Yurtdışı: Amsterdam: Dam Meydanı Köln: Kölner Dom Önü Viyana: Stephansplatz

İnternet Yaşamdır, Sansürlenemez!

Şurada konuya ilişkin uzun bir değerlendirme / rapor bulabilirsiniz.
http://yenimedya.wordpress.com/2011/05/10/btknin-aciklamalarina-yanit/

Kullanabileceğiniz görseller şurada:
http://sansuresansur.blogspot.com/2011/05/internetime-dokunma-15mayis-22agustos.html

Yürüyüş herkesin katılımına açık.
Herkes kendi pankartını yapıyor.

Haydi sokağa!

İşte çocuk tecavüzcüsü ‘iyi halli’ 28 kişi

13 yaşındaki kız çocuğuyla “kendi rızası” dahilinde fuhuş yaptıkları için mahkûm olan ama 13 yaşındaki kız çocuğu “ne yaptığını bilince” “indirimden” yararlanan ve “iyi halleri nedeniyle”cezaları daha da düşürülen 28 kişi kim biliyor musunuz?
Yazayım da öğrenin.
Aslında sanık sayısı 32. Ceza alanlar ise ikisi kadın 28 kişi. Kadınlar ırza geçmeye iştirak suçundan ceza aldı.
Bakın kimler bu “sübyan tecavüzcüleri”. 

Ersun Erdemir: Jandarma Yüzbaşı. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Şeyhmus Cansin: Bayındırlık Müdürlüğü’nde işçi. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Hamit Abdulsemetoğlu: Matbaacı.15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Mehmet Seyyitoğlu: Ziraat Bankası’nda memur. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Şeyhdavut Oruç: Derik Belediyesi’nde memur. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Ümit Ergin: İlköğretim okulu müdür başyardımcısı.15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi. Ömür boyu kamu hizmetinden men edildi.
Sabri Ajak: Traktör bayii. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Silahattin Kuray: Beyaz eşya bayii. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Mehmet Gatgar: TEDAŞ teknisyeni. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Ali Altsoy: 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi. Ömür boyu kamu hizmetinden men edildi.
Burhan Ertaş: 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Nizam Denli: 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Sadettin Deniz: 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan 5 yıl hapis verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirildi.
Recep Sakız: Kızıltepe Kaymakamlığı’nda yazı işleri müdürü. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi.
Ahmet Günay: TEDAŞ vinç operatörü. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi.
Kerem Aykaç: 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi.
Şemsettin Aslan: Nakliyatçı. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi. (Fuhşiyata tahrik suçundan 7.5 yıllık zamanaşımı dolduğundan dava düşürüldü.)
Hamit Aydın: Ziraat Bankası’nda veznedar. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi.
Harun Uras: Muhtar. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi. (Fuhşiyata tahrik suçundan 7.5 yıllık zamanaşımı dolduğundan dava düşürüldü.)
Mahmut Temelli: Derik Ziraat Odası Başkanı. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi.
Teyyar Salman: Orman İşletme Şefliği’nde şoför. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi.
Enver Adanç: 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi. Kamu hizmetinden ömür boyu men edildi.
Şeyhdavut Dora: 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi.
Cüma Uraş: Mardin Vakıflar İmareti’nde çalışıyor. 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçundan ve bunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi, iyi hal indirimiyle 4 yıl 10 ay 10 güne indirildi.
Rıdvan Bayraktar: 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmek suçunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 5 yıl 10 ay hapis verildi, ancak iyi hal ve yaşının olay tarihinde küçük olmasından dolayı cezası 3 yıl 10 ay 20 güne indirildi.
Abdulaziz Sarıoğlu: Dava açıldı, ancak eylem teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle ve iyi hal indirimleriyle 1 yıl 4 ay 20 gün hapis verildi.
Emine Akyol: Gündelikçi. Irza geçmeye iştirak ve fuhşiyata tahrik suçlarından 9 yıl hapis.
Türkan Temel: Irza geçmeye iştirak ve fuhşiyata tahrik suçlarından 9 yıl hapis.
İçlerinde yok yok. Yüzbaşı da var, Ziraat Odası Başkanı da, imarette hayır işleriyle uğraşan da, muhtar da. Ve hepsinden beteri ilköğretim okulu öğretmeni, daha doğrusu müdür yardımcısı da.
İşe bakın ki, mahkeme 13 yaşındaki kızın “ne yaptığının farkında”olduğuna karar vermiş, bu 28 çocuk tecavüzcünün ise “iyi halleri olduğuna”.
Ve cezaları düşürmüş.
Sadece iki kişinin iyi hali yok. Onlar da aracılık edenler. İki kadın.
Yine “erkek egemen” bir kanaat oluşmuş.
Erkekler haklı, tecavüze uğrayan dahil kadınlar haksız.
Erkek iyi halli, kadınlar kötü halli.
Ve Yargıtay, mahkemenin bu utanç verici, bu vicdan ve hatta ahlak dışı kararını onaylamış.
Bakıyorum da bu pisliğe Ömer Çelik dışında pek tepki gösteren de yok siyaset kanadından.
En iyisi herkes kendisini kollasın.
Adaletten medet ummayın.

Kaynka : Habertürk – Fatih Altaylı

Facebook ve Twitter Kullanıcıları Dikkat!

Facebook ve Twitter Kullanıcıları Dikkat!     

Bir yanda Gezi Parkı eylemleri süresince sosyal medyada yapılan milyonlarca paylaşım Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından incelemeye alınırken, bir yanda da İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere birçok ilde yüzlerce kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar serbest bırakılmakla birlikte İçişleri Bakanı Muammer Güler, “Burada halkı tahrik eden, bir manipülasyonla yalan haberlerle halkı kışkırtmaya, hatta toplumsal olaylara, mal ve can emniyetini sıkıntıya sokacak, bozacak eylemlere yönlendiren elbette gerek Twitter olsun gerek Facebook olsun ve gerek sosyal medyanın diğer enstrümanlarını kullanarak bunları yönlendirenlerle ilgili çalışmamız var” dedi.

Güler, ayrıca sosyal medya düzenlemesiyle ilgili bir de yasal çalışma yapacaklarını duyurdu.

Peki ama sosyal medyada hangi tür paylaşımlar mevcut yasalar çerçevesinde suç kapsamında değerlendirilebilir? Ceza almamak için sosyal medya paylaşımlarında nelere dikkat etmek gerekir?

Türkiye’de temsilciliği olmayan Twitter ve Facebook, suçlu olduğu iddia edilen kişinin IP adresini vermek zorunda mıdır? Vermezse ne olur? İşte bu soruları ABD Columbus, Ohio Adliyesi’nde hukuki uyuşmazlıkların çözümü konusunda arabuluculuk yapan ve sosyal medya aracılığıyla işlenen suçlar konusunda uzmanlığı olan Avukat Gizem Tan’a sorduk:

– Mevcut yasalara göre Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde hangi mesajlar ya da paylaşımlar ceza kapsamına giriyor?

GİZEM TAN: Birincisi; Hakaret ve Tehdit Suçu. Hakaret suçu Türk Ceza Kanununun (TCK)125. Maddesinde “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak.”

Tehdit suçu ise TCK’nun 106. Maddesinde “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit etmek” biçiminde düzenlenmektedir.

Twitter, Facebook gibi sosyal ağlarla işlenen hakaret ve tehdit suçları da, tipik fiilde belirtilen unsurları taşıdıkları sürece, bu hükümlere göre cezalandırılacaktır.

– Peki, ama kişi tehdit suçunu kendini tanınmayacak bir şekilde işlerse, örneğin sahte bir hesap üzerinden bunu yaparsa ne olur?

TAN: Fail tehdit suçunu sosyal medya üzerinden kendini tanınmayacak şekilde işlerse, isimle bir Facebook ya da Twitter hesabı açarak bir kişiyi ölümle tehdit ederse, failin cezası TCK m. 106/2(b)’deki “Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle…” düzenlemesi nedeniyle, ağırlaştırılacaktır.

BAŞKASININ TELEFONUNU, FOTOSUNU PAYLAŞMAYIN!

– Birincisi ‘Hakaret ve Tehdit’ dediniz. Diğerleri neler?

TAN: 
2. Kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi ve yayılması. TCK m. 135 “Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır”, TCK m. 136 ise “Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükümlerini ihtiva etmektedir.

– Bunu biraz açar mısınız?

TAN: Sosyal paylaşım sitelerinde kişilerin isim, kimlik bilgileri, cep telefonu numaraları, fotoğrafları gibi kişisel verilerinin rızaları dışında kaydedilmesi veya yayılması, bu suçlara örnektir.

Kişiler, Facebook, Twitter vb. herkesin görebileceği sosyal ağlarda fotoğraf veya saklamaya gerek duymadıkları kişisel bilgilerini yayınladıklarından, bunların kaydedilmesi TCK m. 135 anlamında suç oluşturmayacaktır.

Ancak, kendi rızasıyla fotoğraflarını veya kişisel bilgilerini paylasan kişilerin bu rızası, söz konusu kişisel verilerin yayılmasını kapsamadığından, kaydedilen bu fotoğraf ve bilgilerin, veri sahibinin rızası dışında paylaşılması TCK m. 136 anlamında “kişisel verilerin hukuka aykırı yayılması” suçuna vücut verecektir.

Bu anlamda, bir diğer suç şekli ise sosyal ağlarda başkasının adına hesap açmak fiilidir.

Facebook, Twitter gibi internet sitelerinde, başkalarının adına hesap açıldığı herkese bilinmektedir. Eğer bir kimse, başka bir kişinin ayırt edici bilgileriyle veya fotoğrafını kullanarak, o kişi adına bir hesap acarsa; bu fiil kişisel verilerin hukuka aykırı yayılması olacak ve fail, TCK m. 136 dolayısıyla sorumlu olacaktır.

– Üçüncü bir suç var mı?

TAN: Altıya kadar var. Üçüncüsü Özel Hayatın Gizliliği İhlali. TCK’nin 134. maddesi uyarınca, “Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır… Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Sosyal medya ortamında kişilerin özel hayatın gizliliği ihlal edilirse, bir kimseye ait özel görüşmeler yayınlanır yahut o kimsenin özel hayatına ilişkin özel bilgiler paylaşılırsa, fail TCK m. 134/1 uyarınca sorumlu olacaktır.

Dördüncü Haberleşmenin Gizliliğinin İhlali. TCK’nin 132. Maddesine göre, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilmesini ve haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak, yani tarafların rızası dışında ifşa edilmesi suç olarak tanımlanmıştır.

Bir kimsenin sosyal ağ hesabına giren failin, o kimsenin hesabından başkalarına mesaj göndermesi durumunda fail, hesabına giriş yaptığı mağdurun hesabında bulunan ve başkalarıyla yaptığı görüşmeleri içeren mesajları başka bir yere gönderir veya paylaşırsa, TCK m. 132’den dolayı sorumlu tutulacaktır.

TCK’nin 132. Maddesi hükmü, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmenin içeriğinin diğer tarafın rızası olmaksızın ifşa edilmesini de suç olarak düzenlemiştir. O halde, yalnızca karşı tarafın üçüncü kişilerle yapmış olduğu görüşmelerin değil, bizatihi fail ile yaptığı görüşmelerin yayılması da suçtur.

Yani, sosyal ağ hesabından bir kimseyle mesajlaşan fail, eğer bu mesaj içeriklerini karşı tarafın rızası olmaksızın yayınlar ya da paylaşırsa, bu durumda TCK m. 132/3 dolayısıyla cezalandırılacaktır.

CİNSEL İÇERİKLİ SÖZLER…

Beşinci Cinsel Taciz (TCK, madde 105) Sosyal medyada sık görülen suçlardan birisi de cinsel tacizdir. Sucu düzenleyen TCK m. 105, cinsel taciz suçu için mağduru “cinsel amaçlı olarak taciz etmek” davranışını suç için yeterli görmüştür.

Bu itibarla, sosyal ağ üzerinden, bir kimseye karşı cinsel içerikli sözler söylemek veya bu amaçla görseller paylaşmak gibi fiiller, TCK m. 105 bağlamında cinsel taciz suçunu oluşturacaktır.

Altıncısı Müstehcenlik ya da Çocuk Pornografisi (TCK madde 226) TCK 226. maddesi, gerek çocukları müstehcen görüntü¨, ses ya da yazıya maruz bırakmayı, gerekse de müstehcen görüntü, ses ya da yazı içeren ürünlerde çocukları kullanmayı suç olarak tanımlamıştır.

Müstehcenlik, daha çok bilinen adıyla ‘çocuk pornografisi’; bütün dünyada üzerine gidilen ve devletlerin suçlulukla mücadele başlıklarının en üstünde bulunan bir suçtur.

Sosyal medya da bu suçun sıkça işlendiği alanlardandır. Sosyal ağlarda çocuklarla iletişime geçen yetişkinlerin, çocuklara müstehcen görüntüler göstermeleri ya da çocukları müstehcen ses veya yazılara maruz bırakmaları durumunda, bu suç meydana gelecektir.

CEZA ALMAMAK İÇİN…. 

– Özetlemek gerekirse, mesajların suç olmaması veya ceza kapsamına girmemesi için nelere dikkat etmek gerekir?


TAN: 
Facebook ya da twitter gibi sosyal ağ kullanıcılarının yukarıda belirtilen suçları teşkil etmeyecek tarzda ve ‘nefret söylemi, başkalarının haklarına müdahale ve şiddet’ bağı olmayacak şekilde’ mesaj atmaları gerekir.

Bu kadar suç ve ceza sıraladınız. Ama Başta İçişleri Bakanı Muammer Güler olmak üzere, hala sosyal medyayla ilgili yeni yasal düzenlemelerden söz ediliyor…

TAN: Türkiye’de Facebook ve Twitter suçlarının artmasından dolayı, bilişim suçlarının tespitinde Türk Polisi ve Savcılık da faili bulmak adına teknik ekipmanlarını güçlendirmeye başlamış, IP adresinin tespitinin ya da temininin mümkün olmadığı durumlarda, failin internet trafiğini yan delillerle izlemesi de mümkün olmaktadır.

Türkiye’de internet yoluyla işlenen suçlar ve cezalar konusunda Türk Ceza kanunu dışında 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun vardır.

Ancak bu kanunlarda, sosyal medya suçları için özel düzenlemelere gidilmesi gerekmektedir ve bazı kavramların açığa çıkması gerekir.

Kanuna aykırı delil elde edilmesi, uluslararası alanda yapılacak IP tespiti ya da başka delil elde etme yolları için düzenlenen yasa ve yönetmeliklerle getirilen uluslararası adli istinabe gibi kurumların mahkemelerce veya savcılıklarca bilinmemesi yahut doğru bir biçimde uygulanmaması gibi sorunların ivedilikle yok edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, nitelikli ve sayıca fazla teknik personel yetiştirilmesi, suçlulukla mücadele ve adli bilişim yöntemlerinin geliştirilmesi gerekir. Kanuna uygun delil toplanması konusunda kolluk kuvvetinin bilgilendirilmesi ve bilişim ihtisas mahkemelerinin kurulması tartışmaları gibi çözüm başlıkları halen güncelliğini ve aciliyetini korumaktadır.

Bu ihtiyaçların yanı sıra uluslararası istinabe ve yardımlaşmayı da hızlandıracak olan Avrupa Siber Suç Sözleşmesinin Türkiye’de bir an evvel yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Türkiye’nin 2010 ‘da bu sözleşmeyi imzalamış olması yeterli değildir, gerekli altyapı oluşturulmalı ve yasal düzenlemeler de yapılmalıdır.

Şu anda tartışılan: İfade Özgürlüğü kavramı ve sosyal medya kullanımının Türkiye’de yasal düzenlemelerle sınırlandırılması tartışmasına gelince: İfade özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda geniş yorumlanması gerekir ve ifade özgürlüğü ancak ‘nefret söylemi, başkalarının haklarına müdahale ve şiddet’ bağı olması halinde sınırlandırılmalıdır; aksi durum internet kullanım hakkına ve demokrasi prensibine aykırı düşecektir.

TWİTTER IP ADRESİ VERMEZ İSE…. 

– İnternet ortamında kişilik hakları ihlal edilenler yani sosyal medyada mağdur olanlar ne yapmalı?

TAN: İnternet ortamında yapılan saldırılar sonucunda kişilik hakları ihlal edilenler, bunu yapanlar aleyhine cezai soruşturma ve kovuşturma için ilgili makamlara başvurabileceği gibi, şartlara göre tazminat davaları, sebepsiz zenginleşme davaları, vekaletsiz iş görme ve koruyucu davalar da açılabilecektir.

Maddi, manevi ve vekaletsiz iş görme davalarında görevli mahkeme, dava konusu miktarına göre belli olacaktır. Bunun dışındaki diğer bahsi geçen davalarda görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemeleridir. Yetkili mahkemeler ise, davalının ya da davacının yerleşim yeri mahkemesi ya da haksız fiilin meydana geldiği yerdeki mahkemedir.

Yabancılık unsurunun bulunması durumunda, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini iç hukukun yetki kuralları belirler. Failin yanı sıra belirli şartların varlığı halinde dava, internet erişim, servis ve yer sağlayıcıları aleyhine de açılabilecektir.

– Twitter ve Facebook’un Türkiye’de şubesi yok ama… 

TAN: Twitter ve Facebook suçları ile ilgili bir sorun bu. Bu iki şirketin Türkiye’de şubesi bulunmuyor. Bu nedenle Türkiye’deki Savcılığın, Adalet Bakanlığı kanalı ile Amerikan Savcılığı’na bir dilekçe ile başvurması ve Twitter’dan hesabın girildiği IP adresini istemesi gerekir.

Twitter, IP adresini verme gibi bir sorumluluğunun bulunmadığını iddia edebilir. Bu durumda, IP adresi tespit edilemediğinden Savcılık takipsizlik kararı verecektir.

– IP adresini bulmanın başka bir yolu yok mu?

TAN: Twitter sitesinde “Hizmet Şartları” başlığı altında şöyle bir düzenleme vardır: “Twitter’ın hizmet şartları ve twitter ile ilgili herhangi bir eylem, twitter kullanıcısının ikamet ettiği eyalet ya da ülkedeki yasal hükümlerin çakışmasına veya uygulanmasına bakılmaksızın, Kaliforniya Eyaleti’nin yasalarınca yönetilecektir.

Twitter Hizmetleri ile bağlantılı olarak ortaya çıkan tüm iddialar, yasal süreçler ya da davalar, tamamen Kaliforniya, San Francisco Bölgesi’ne taşınacaktır ve Twitter kullanıcıları bu tür mahkemelerin yargı yetkisine ve yerine razı olur.”

Bu düzenlemeye istinaden, Türkiye’de Savcılığın IP adresini istemesi üzerine ve Twitter’ın IP adresini vermekten kaçınması durumunda, son çare olarak Amerika’da dava açmak ve Twitter’ı IP adresini vermeye zorlamak mümkün olacaktır.

– Twitter IP adresini verirse…

TAN: IP adresini vermesi durumunda ise, verilen IP adresi ile internet hesabına giriş yapan kişiye ulaşılır. İnternete giriş yapılan adres ve hesabın sahibi arasında bir bağlantının bulunması durumunda Türk Savcısı hukuki süreci başlatacaktır. Savcılığın, mahkemeye başvurması üzerine adli süreç başlamış olur.

Suçlunun delilleri yok etmesine engel olmak için suçlunun gıyabında ev ve işyerinde arama kararı çıkarılır. Aramaya ek olarak, ifade süreci ile bilirkişilerin internette inceleme süreci başlayacaktır.

Savcılığın yazılanları Avrupa İnsan Hakları çerçevesinde düşünce özgürlüğü olarak değerlendirmesi halinde dava süreci yaşanmadan takipsizlik kararı çıkacaktır. Düşünce özgürlüğü sayılmaması durumunda ise mahkeme süreci başlayacaktır.

Kaynak: Hürriyet

Maraş Katliamı “Gizlenen gerçekler.”

‘Ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makineli tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası dedi; ‘Allah’tan korkun.’ Kocasını çektiler öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler. 20 yaşında bir babayı oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe’de Kaşanlı ….’ün karısının ırzına geçip, kurşuna dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. Kalaycı Şah İsmail’e de baltayla vurup beynini parçaladılar…’İnsanın kanını donduran bu ifadeler, 30 yıl önce 21 Aralık 1978’de yüzlerce kişinin öldürüldüğü, bin 500 kişinin yaralandığı Maraş’ta yaşanan katliamın ‘devlet sırrı’ olarak gizlenen resmi raporlarda yer alan satırlarından bir bölümü. Bu resmi rapor uzunca bir süre devletin karanlık kasasında ‘devlet sırrı’ olarak saklandı. Saklanmasının nedeni katliamda devlet görevlilerinin aldığı roldü. MİT ve CIA ajanları katliamda önemli roller üstlenmişti. Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın kurduğu özel ekibin ve dönemin Cumhuriyet Savcısı Dündar Saner’in hazırlattığı raporun bazı bölümleri ise yıllar sonra GündemDergisi’nde, ardından da Özgür Gündem Gazetesi’nde yayınlandı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in ölümünün ardından açılan arşivlerinde ortaya çıkan belgeler de katliamın MİT görevlileri tarafından planlandığını ortaya koyuyordu. Bugün ise artık 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı ile Sivas, Malatya, Çorum ve Maraş katliamlarını devlet çetelerinin gerçekleştirdiği çok iyi biliniyor. 1978’de Maraş’ta Alevi yurttaşları hunharca katledenler, bugün aynı zihniyetle katliamlarına Bölge illerinde devam ediyorlar.

MİT ve CIA planladı

1970’li yıllardan günümüze kadar gerçekleştirilen katliamlar, 12 Eylül darbesinin ve bugünkü AKP iktidarının altyapısını oluşturdu. Fethullah Gülen cemaatiyle kol kola girerek ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin destekleyicisi olan AKP’nin günümüzde Reha Çamuroğlu ve İzzettin Doğan gibi kişilerle Alevilere karşı sözde ‘ılımlı’ yaklaşımları ise katliamlarla amaçlananların son halkasını oluşturuyor. Hazırlıkları günler öncesinden yapılan Maraş Katliamı sırasında dönemin Emniyet Müdürü bugün AKP’nin ikinci adımı olan Abdülkadir Aksu’ydu. Maraş’ta 4 gün boyunca oluk oluk kan dökülürken, katliama adları karışan Abdülkadir Aksu, MİT elemanları ve dönemin bürokratları hakkında bugüne kadar hiçbir soruşturma açılmadı. Olaylar sırasında İçişleri Bakanı olan İrfan Özaydınlı, katliamın açığa çıkarılması için özel bir ekip kurdu ve yaptırdığı incelemede oldukça önemli bilgilere ulaştı. Ancak bu bilgiler ‘devlet sırrı’ olarak gizlendi. Özaydınlı’nın kurduğu özel ekibin ve dönemin Cumhuriyet Savcısı Dündar Saner’in hazırladığı raporlara göre, katliamın planlamasını, Alparslan Türkeş’in dünürü olan MİT hukuk müşavirinin de içinde olduğu 4 MİT mensubu ve katliamdan birkaç gün önce Maraş’a giden CIA ajanı Peck birlikte yapmıştı.

Katliamın planlayıcıları arasında Adalet Partisi İl Başkanı Faruk Kadıoğlu ile dönemin Maraş Belediye Başkanı Ahmet Uncu da vardı. Katliamın ardından usulen yapılan yargılamalar ise 1991 yılına kadar sürdü. Sanık olarak yargılanan 804 kişi değişik oranlarda hapis cezasına çarptırıldı. Katliamda önemli roller üstlenen 68 kişi ise hiç yargılanmadı. Haklarında ceza verilen kişiler de Nisan 1991 yılında Turgut Özal’ın çıkardığı Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle, serbest bırakıldı. Böylece Maraş Katliamı dosyası sessizce kapatıldı. Bugün ise birçok Alevi ve demokratik kitle örgütleri Maraş Katliamı davasının yeniden görülmesini talep ediyor.

Katliam planlıydı

Yıllar sonra ortaya çıkan belgeler katliamın startının 18 Aralık’ta verildiğini gösteriyor. Olayların 
başlangıcından önce, 16 Aralık’ta Çiçek Sineması’na aniden Cüneyt Arkın’ın baş rolünde yer aldığı ‘Güneş Ne Zaman Doğacak’ adlı film gösterime sokuldu. Gizlenen raporlara göre sinema salonunda 18 Aralık günü, ÜGD Maraş Şubesi İkinci Başkanı Mustafa Kanlıdere, Ökkeş Kenger (Şendiler soyadını alarak daha sonra MHP’den milletvekili oldu) ve üçüncü başkan Mustafa Tecirli’nin yönlendirmesiyle tahrip gücü az bir dinamit patlatıldı. Patlamadan sonra Cuma Avcı adlı bir kişi polis memuru Hasan Aydın’ı dinamiti atan kişi olarak teşhis etti. İçişleri Bakanlığı’nın gizlenen raporunda katliamın organizatörleri ve günler öncesinden başlayan hazırlıklar da tek tek anlatılıyor. Raporda katliamın uygulayıcıları olarak Ankara’dan Hüseyin Yıldız, Ünal Ağaoğlu, Haluk Kırcı, Mustafa Özmen, Mustafa Dülger, Remzi Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli, Mustafa Korkmaz ve İsmail Ufuk ile Mehmet Gürses’in Maraş’a gittikleri belirtiliyor. Yine İskenderun Demir Çelik İşletmesi’nde Fabrika Stok Kontrol Müdür Muavini olan Hayri Kuşçu, Çelik-İş Sendikası yetkililerinden Tuncay Terekli’nin de olaylardan önce ve olaylar sırasında Maraş’a gittikleri kaydediliyor. Rapordaki ilginç tespitlerden biri ise, katliamın bir gün öncesi ile son gününü içeren 19-25 Aralık tarihleri arasında Maraş’a, görülmedik fazlalıkta milli piyangocu akını olmasıydı.

Evler önceden işaretlendi

Raporda milli piyangocu kılığında Maraş’a gelen kişilerin kentte Alevilerin yaşadıkları Yörükselim, Şeyhadil, Kümbet ve Yeni Mahalle gibi semtlerde nüfus sayımı yapıyoruz iddiasıyla evlerde kaç kişinin yaşadığını tespit ettiği ve Alevilerin evlerinin kapılarını kırmızı boyayla işaretlediği belirtiliyor. Alevilerin evlerinin işaretlenmesinin nedeni ise katliam günü açığa çıktı. Maraş’ta gerici ırkçı, şeriatçı faşist güruhun neden olduğu vahşet, 20 Aralık akşamı Alevilerin gittiği Yeni Mahalle’deki Akın Kıraathanesi’ne patlayıcı madde atılması ve iki kişinin yaralanmasıyla başladı. 21 Aralık’ta ise Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu öldürüldü. 22 Aralık’ta yapılacak olan öğretmenlerin cenaze törenine saldırı hazırlığı ise geceden başlatıldı. 22 Aralık’ta Maraş Müftüsü, resmi araçla dolaşarak, ‘Aleviler Cuma namazında camileri bombalayacaklar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım. Bir Alevi öldüren cennete gider’ diye halkı kışkırttı. Devlet Hastanesi Başhekimi ise öğretmenlerin cenazelerini Cuma namazının bitimine denk getirerek katliama yardımcı oldu. Cenaze töreni sırasında önceden hazırlanmış saldırgan güruh ‘Komünistler Moskova’ya, Katil İktidar’ sloganlarıyla saldırıya geçti. Polislerin saldırganları engellememesi üzerine cenaze korteji dağıldı. Faşist ve şeriatçı çeteler ilerleyen saatlerde iyice azgınlaştı ve Alevilerin yoğun olarak bulunduğu mahallelere saldırmaya başladı. 22 Aralık’ta geç saatlere kadar süren saldırılarda 100’e yakın işyeri tahrip edildi. DİSK, TÖB-DER, Pol-DER, CHP, TİKP, Tekstil Sendikası ve Sağlık Müdürlüğü binaları yıkılıp yakıldı.

Hamile kadınların karnı deşildi

23 Aralık’ta camilerden ve belediye hoparlöründen, ‘Bütün din kardeşlerimiz son görevlerini yapsınlar’ 
şeklinde kışkırtıcı anonslar yapıldı. ArdındanAlevilerin yaşadığı mahallelere otomatik silahlarla saldırılar başladı. Önceden kırmızı boya ile işaretlenen evler tek tek yakıldı. Polisin ve askerlerin önlem almamaları faşist ve şeriatçı çetelerin Maraş’ı tamamen ele geçirmesine neden oldu. Maraş’ı kan gölüne çeviren caniler, kadınlara tecavüz ettiler, hamile kadınların karınlarını deştiler, kundaktaki çocukları boğazladılar. Çocukların gözlerini şişlerle oydular, insanları baltalarla doğradılar. Bu saldırılarda cami imamları da yer aldı. Mahalle muhtarı saldırganlara silah dağıttı. Belediye araçları saldırı sırasında mühimmat taşıdı. Bağlarbaşı İmamı Mustafa Yıldız’ın söyledikleri şeriatçılarla faşist çetelerin katliam için nasıl biraraya geldiklerini göstermesi bakımından hayli çarpıcıydı. İmam Yıldız, cuma vaazında ‘Oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır’ diyerek kışkırtıcılık yaptı.

Asker ve polis katliamı izledi

Birçok mahallede, sokakta, evde kadın, çocuk, genç, yaşlı Alevi yurttaşlar katledilirken devlet katliama seyirci kaldı. İldeki askeri birlikler saldırganları engellemedi. Canlarını kurtarmak için askere sığınan kişileri askerlerin ellerinden alan saldırganlar onları kurşuna dizdi. Devlet hastanesine getirilen yaralılar burada öldürüldü. Maraş Katliamı tam beş gün sürdü. Devlet beş gün Maraş’ta yaşanan katliama seyirci kaldı. Maraş’ı ele geçiren faşist ve şeriatçı çeteler, ‘Kahrolsun Komünistler, Müslüman Türkiye, din elden gidiyor, Vali istifa, İçişleri Bakanı’nın kellesini istiyoruz’ sloganları ile Kürt Alevilerinin ve devrimcilerin evlerine beş gün boyunca saldırdı. Katliam sırasında Maraş’ta bulunan İçişleri Bakanı Özaydınlı ise ‘katliamın solcuların tahriki sonucu’ çıktığını iddia edecek kadar yüzsüzleşti. Özaydınlı, Türkeş’i de ziyaret ederek, katliamın mimarıyla sözde alınacak önlemleri görüştü. Oysa katliam tam da Türkeş’in istediği gibi olmuştu. Maraş’ta ‘Müslüman Türkiye’ sloganı eşliğinde yapılan katliam, 25 Aralık gecesi ancak durdurulabildi. Olaylarda resmi kayıtlara göre 111 kişi vahşice öldürüldü, bin 500 kişi yaralandı. 552 ev ve 289 işyeri yakılıp yıkılarak tahrip edildi. Katliam ile ilgili açılan dava sonucunda ise Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi, gerekçeli kararında katliamı uygulayanlar olarak MHP, Ülkücü Gençlik Derneği, MİSK gibi örgütlerle bugün Kürtlere ve devrimcilere karşı çeşitli katliamlar gerçekleştiren ETKO ve kontr-gerillanın adını kayıtlara geçirdi.

KATLİAMIN TANIKLARI ANLATIYOR

Maraş Katliamı’nı yaşayan ve canlarını zor kurtaran yurttaşlar, yaşadıkları vahşeti tutanaklara geçen ifadelerinde anlattılar: ‘… Mağdur Kemal Yıldız’ı bir tepeye çıkarttılar. İşin zevkine varmak ve nişancı olduklarını göstermek için önce bıraktılar, biraz uzaklaşınca arkasından ateş ettiler… Müfettiş Süleyman Metin’i öldürenler, karısının ve çocuklarının cesedin üzerine atılıp ağlamalarına el çırparak, kahkahalar atıyorlardı… Öğleden sonra yeniden geldiler. Benzin şişeleri vardı ellerinde, evlerimize saldırdılar, gazlı bezleri ateşleyerek içeri attılar. Evleri ateşe verdiler. ‘Maraş size mezar olur, vatan olmaz; Yaşasın Türkeş, Yaşasın MHP’ diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş etmeye başladılar. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenlere arkadan ateş edip öldürüyorlardı… Devlet hastanesine getirilen yaralılara silahla ateş ediyor, öldürüyorlardı. Yaralıları hastaneye taşıyan cankurtaranın şoförünü de silahla öldürdüler. Babam kanlar içinde yerde yatıyordu. Saldırganlar, küçük kız kardeşim Hürriyet’in, babama sarılarak ağlamasıyla alay ederek gülüşüyorlardı. Sonra evin her tarafına gaz, benzin dökerek ateşe verdiler. Odalar ve salon alev alev yanıyordu. Babamın cesedini yanmaması için dışarı çıkarmaya çalışıyorduk. Saldırganlar ise ‘Bırakın kafir yansın’ diye bağırıyorlardı. Sonra cesedi ateşe doğru çektiler. Kocamı, gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler. Öldürülürken kocama sarıldım, üstüm başım hep kan oldu…’

‘Aşağıdan evi ateşe verdiler. Taşlarla camları kırarak içeriye ateş ettiler, dinamit attılar. Şişelere gaz doldurup attılar. Evin içi yanmaya başladı. Balkona çıkmak zorunda kaldık. O sırada damın üstünde bulunan Recep Esenceli, ‘Gelin sizi kurtaracağım’ diyerek Ali Bilmez’i ve beni elimizden tutarak damın üstüne çekti. Ali Bilmez, dama çıkar çıkmaz vuruldu. Ben de yaralandım ve tekrar balkona düştüm. O sırada saldırganlar, ‘Siz kadınlar aşağıya inin, erkekleri öldüreceğiz’ diye bize bağırdılar. Teyzem Fatma Bilmez, ‘Kocamı da öldürdünüz, oğlumu da öldürdünüz, daha ne istiyorsunuz?’ diyerek saçını başını yoluyordu. İçerideki ateş biraz sönmüştü, tekrar içeri girdik. O sırada, damda bulunan Hasan Ildırcan’ı da vurdular. Evin içine yine dinamit atmaya başladılar. Saldırı sabahtan akşama kadar devam etti. Mecburen balkona çıktım ve ‘Teslim oluyoruz’ diye bağırdım. Evde erkek olarak yalnız Hasan Bilmez sağ kalmıştı. Onu da silahla yaraladılar. Teyzem Fatma Bilmez ile Selda Bilmiz yaralı olan Hasan’ı dama çıkardılar. Saldırganlar pencereye demir direk dayadılar ve eve bir sürü saldırgan doldu. Birisi beni merdivenlerden yanan odunların üstüne attı. Ağzım ve yüzüm yandı.’

‘Oğlum Ali ile afet evlerine doğru kaçmaya başladık. Yolda bir saldırgan grup oğlum Ali’yi yakaladı. Ben Karamaraş’a kaçtım. Öğleden sonra dayanamadım, oğlumu aramaya çıktım. Mahalleye geliyordum, Kalender Toklu ve Hüseyin Toklu’nun cesetlerini evlerinin önünde gördüm. Tüm aramalarıma rağmen oğlumu göremedim. Askerlere sığındım, olaydan dört gün sonra askerlerle birlikte oğlumu aramaya çıktık. Mahalleye geldiğimde oğlum Ali’nin cesedini, Dilber Yılmaz’ın evinin bodrum katında bulunan bir kazan içinde yakılmış bir vaziyette buldum.’

Devletin gizlediği gerçekler

Dönemin Emniyet Müdürü bugün AKP’nin ikinci adımı olan Abdülkadir Aksu’ydu

Maraş Katliamı’nda bugün hala devletin gizlediği gerçekler var. ‘Devlet sırrı’ olarak gizlenen gerçekler ise şöyle: Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın ve Savcı Dündar Saner’in hazırladıkları raporlar hala gizleniyor. Katliamı organize eden 4 MİT görevlisinin kimliği sır gibi saklanıyor. Katliamı planlayan, aktif olarak katılan ve hastaneden kaçan 8 kişi kimlikleri bilinmesine karşın bugüne kadar yakalanmadı ve devlet bu kişileri hala koruyor. Dönemin Maraş Emniyet Müdürü Aksu olaylardan sonra kendini nasıl savunduğu ve İçişleri Bakanı Turan Güneş’in devletin içinde yer aldığını söylediği kontr-gerillanın bağlı olduğu devlet birimi hiç açıklanmadı. Maraş katliamında kullanıldığını söyleyen sonradan soyadını değiştirerek MHP’den milletvekili olan Ökkeş Şendiller’i kimlerin kullandığı hala gizleniyor. Katliama adı karışan Ünal Osmanağaoğlu hakkında hiçbir soruşturma açılmadı. Devletin kadrolu ve maaşlı katillerinin kimliği gizlendi.

Avukatlar öldürüldü mahkeme basıldı

Ecevit’in özel arşivinden çıkan belgelere göre, katliamlarla ilgili tek derin bağ CIA ajanı Peck değildi. MİT o dönem, 1975’te kurulan Milliyetçi Cephe (MC) hükümetinin başbakan yardımcılığına getirilen MHP lideri Türkeş’e bağlanmıştı. Katliamın planlamasını ise Türkeş’in dünürü MİT Hukuk Müşaviri’nin içinde bulunduğu dört MİT mensubu yapmıştı. MİT, bu rolünü sonrasında da sürdürdü. Katliamla ilgili raporları mahkemelerden gizledi. Mahkeler başladığında MİT ve faşist, şeriatçı çeteler boş durmadı. Dava 1979 yılının Haziran ayında başladı. Haftanın 5 günü yapılan duruşmalar, 8 Ağustos 1980 günü sonuçlandı. Yargılananlar arasında olan MHP Milletvekili Mehmet Yusuf Özsaş’ın oğlu, avukat Edip Özbaş’ın tutuklanması ise mahkemenin basılmasına neden oldu. Yargıçlar tehdit edildi. MHP Milletvekili Özbaş ve yandaşları adliye binasını basıp I. Asliye Ceza Yargıcı Kazım Demirsu ve 2. Asliye Ceza Yargıcı Ertop Kanmaz’a saldırarak, ‘Sizi mahvedeceğim, pezevenkler…’ diye küfreder. I. Asliye Ceza Yargıcı Kazım Demirsu, yediği yumruklar üzerine 5 günlük rapor alır. Saldırıya tanık olan Savcı Nuri Mimaroğlu, şunları anlatır: ‘Saat 08.40 sıralarıydı. Makam odamda, ceza hakimlerimiz Kazım Demirsu ile Ertop Kanmaz arkadaşlar beni bekliyorlardı. Odacı gelerek hakim beylerin beni makam odamda beklediklerini söyledi. Odaya girdiğimde her iki hakimlerimizin ayakta olduklarını, polis memuru ile MHP’li milletvekilinin de içeride bulunduğunu gördüm. Milletvekilinin bana ilk sözü ‘Pezevenk’ oldu. Çeşitli hakaretler yağdırıyordu. Polisler milletvekilini dışarı çıkardılar.’ Saldırganların yargıyı işlevsiz kılmaya yönelik saldırıları bununla da sınırlı kalmadı. Davanın müdahil avukatlarından Av. Ahmet Albay, Av. Ceyhun Can, Av. Halil Güllüoğlu peş peşe kontr-gerilla tetikçileri tarafından katledildiler.’

BAYRAM BALCI

http://www.dozdar.tr.gg

Düzeltme : Abdülkadir AKSU dönemin Emniyet Müdürü değil, 1 Eylül 1976 – 9 Ekim 1977 tarihleri arasında Kahramanmaraş Vali Vekilliği yapmıştır.

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Abd%C3%BClkadir_Aksu

Ülkemdeki protesto gösterileriyle gurur duyuyorum

'Ülkemdeki protesto gösterileriyle gurur duyuyorum'

Haziran ayı başından bu yana etkili gösterilere sahne olan Brezilya’nın Devlet Başkanı Dilma Rousseff, daha iyi eğitim, daha iyi okullar ve daha iyi ulaşım istedikleri için yaklaşık iki haftadır sokaklara dökülen on binlerce Brezilyalı göstericiyle gurur duyduğunu açıkladı.

BBC’nin haberine göre Brezilya Devlet Başkanı, “Dünkü gösterilerin boyutu demokrasimizin ne kadar güçlü olduğunun kanıtıdır” dedi. Brezilya’nın büyük kentlerini saran gösteriler toplu taşıma ücretlerine zam yapılmasıyla başlamış ve ülkenin ekonomik krizle boğuştuğu bir sırada Brezilya’da başlayan Konfederasyon Kupası’na duyulan tepkiyle giderek büyümüştü.

Sosyal medya üzerinden organize edilen gösteriler çerçevesinde önceki gün Sao Paulo’da 65 bin, Rio de Janeiro’da da 100 bin kişi sokaklara dökülmüştü. Brezilya Devlet Başkanı Rousseff, çok sayıda genç, yetişkin, büyük anne, torun ve büyük babanın ellerinde Brezilya bayraklarıyla sokaklara dökülüp daha iyi bir ülke talep etmelerinin güzel bir şey olduğunu belirterek, “Hükümetim bugüne kadar 40 milyon yoksulun orta sınıfa yükselmesini sağladı, ancak bedava sağlık ve bedava eğitim gibi şeyleri geliştirmek için daha çok şey yapılması gerekiyor” dedi.

Rousseff, çeşitli kentlerde meydana gelen bazı şiddet olaylarına tepki göstererek, “Bunlar belli bir azınlık tarafından gerçekleştirilen tekil şiddet olaylarıdır ve sert dille kınanması gerekir” diye konuştu.

Taksim Gezi Parkı eylemlerinin ilham verdiği söylenen Brezilya’daki eylemler tüm ülkeye yayılarak genişledi. Brezilyalı politikacı ve gazeteciler tıpkı Türkiye’deki gibi bu yeni eylemci kuşağını tanımakta güçlük çekiyor.

Brezilyalı bir anket şirketi gösterilerin başladığı Sao Paola’da eylemcilerle yaptığı anket sonuçlarını yayınladı. Datafolha şirketi tarafından yapılan araştırmanın sonucuna göre, göstericilerin yüzde 53’ü 25 yaş altında ve yüzde 73’ü ilk defa bir protesto eylemine katılmış. Yüzde 77’si üniversite öğrencisiyken, yüzde 22’si ortaöğrenimini sürdürüyor. 

Türkiye’deki gibi anket yapılan gençlerin büyük çoğunluğu; yüzde 84’ü, hiçbir politik partiye üye olmadıklarını ve politik tercihlerinin olmadığını belirtiyor. Anket katılımcılarının %56’sı protestoların çıkış nedeni olan bilet zamlarının gösterilerde yer almalarının birinci nedeni olarak gösteriyor. Yolsuzlukları protesto yüzde 40 ile ikinci sırada yer alırken, polis şiddeti yüzünden gösterilere katılanların oranı yüzde 31.

BREZİLYALI GENÇLER YENİDEN EYLEM HAZIRLIĞINDA

Geçen pazartesi gecesi yüzbinlerce Brezilyalı 20’den fazla şehirde, bilet zamlarını, polis şiddetini, Dünya Kupası için yapılan aşırı harcamaları protesto etti. Göstericiler Sao Paolo’dakinin ardından perşembe gecesi Konfederasyon Kupası maçlarının yapıldığı Rio de Janeiro olmak üzere 8 ayrı kentte gösteri yapacaklarını duyurdu. Brezilya Devlet Başkanı Dilma Roussef, resmi bloğunda gösterilerin tüm ülkeye yayılması karşısında “Barışçıl gösteriler meşrudur ve demokratik düzenin sonucudur” açıklamasında bulundu.

BELEDİYE BİNASINI İŞGALE KALKIŞTILAR

Sao Paolo’da 50 bin kişinin katıldığı gösteride bir grup belediye binasını işgale yeltendi. Hükümet dört büyük eyalete orduyu sevk etmeye hazırlanıyor. Brezilya’nın sanayi başkenti Sao Paulo yeniden büyük bir gösteriye ev sahipliği yaptı. 50 bin kişinin katıldığı gösteriden ayrılan radikal bir grup belediye binasını işgale kalkınca polis müdahalesiyle karşılaştı.

DÜKKANLAR YAĞMALANDI

Globo Tv, güvenlik görevlilerin binayı korumak için göstericilere biber gazıyla karşılık verdiğini ancak göstericilerin karşı koymasına fazla direnemeyerek binanın içine sığındıklarını duyurdu. Sao Paulo polisi onbinlerce kişinin katıldığı barışçı gösteriden ayrılan bir grubun vitrin camlarını kırarak dükkanları yağmaladığını ve belediye binasını işgal etmeye kalktıklarını açıkladı.

BÜYÜK EYALETLERE ORDU GÜÇLERİ

Olaylar sonrası Adalet Bakanlığı resmi sayfasında, hükümetin Sao Paolo, Rio de Janeiro, Bahia ve Minas Gerais eyaletlerine ordu güçlerini sevk etme kararı aldığı bilgisi yer aldı. Brezilya basınında yer alan haberlere göre, devlet başkanı Dilma Roussef Pazartesi gecesi ülkenin çeşitli kentlerinde yapılan ve yüzbinlerin katıldığı eylemler sonrası Sao Paulo’ya gelerek eski başkan Lula da Silva ve Sao Paolo Belediye Başkanı Fernanda Haddad’la görüşerek, bilet zamlarının geri alınmasını konuştular. Toplantı sonrası herhangi bir açıklama yapılmadı.

DILMA ROUSSEF EYLEMLERİN HEDEFİ DEĞİL

Brezilyadaki eylemler doğrudan Dilma Roussef’i hedef almıyor. Ülkenin federatif yapısından dolayı eylemcilerin hedefinde valiler ve belediye başkanları var. Roussef de “Barışçı eylemler meşrudur ve demokrasinin gereğidir” açıklamasıyla göstericilerin gönlünü almayı bildi. Eski başkan Lula’nın, “Demokrasi suskunluk paktı değildir” sözleri de protestoların merkezine iktidardaki Partido dos Trabalhadores’İN (İşçi Partisi) oturtulmasını engelliyor.

Brezilya’yı sarsan eylemler 10 gün önce Sao Paulo’da otobüs, tren ve metro ücretlerinin 1,5 dolardan 1,6 dolara çıkartılması ile başladı. Zamları protesto eden öğrencilere yönelik polisin sert tutumu eylemlerin hızla diğer şehirlere sıçramasına yol açtı. Ardından Konfederasyon Kupası’nın açılışıyla bir süredir gündemde olan Dünya Kupası bütçesi tartışmaları yeniden alevlendi.

Hükümetin bağışlardan, sponsorlardan ve özel kuruluşlardan karşılama sözü verdiği 15 milyar dolarlık Dünya Kupası bütçesi kamu fonlarından çıkınca, tepkiler büyüdü. Kupaya bir sene kalmasına rağmen, hala gerekli hazırlıkların tamamlanmamış olması, stad inşaatlarındaki savsaklamalar, yolsuzluk şüphelerini de artırdı. “Eğitim ve sağlık kupadan önemlidir” diyen göstericiler, Dünya Kupası’na harcanacak paranın eğitim ve sağlık ve yoksullar için konut yapımına aktarılmasını istiyor.