Faşizm nedir?

faşizm

Mussolini’nin Nazilerin desteğiyle kurduğu İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin bayrağı.

Faşizm nedir?

Demokratik idarelerde sosyal sınıfların dengesinin bozulmasında, orta sınıflar arasındaki dayanışmaya dayanan bir dikta rejimi. Faşizm kelimesinin aslı Latince olup, demet manasına gelen fasces kelimesinden gelir. Kelime İtalyancaya fascio’dan türetilmiştir. Kelime anlamı olarak, eski Roma devrinde imparatorun arkasında yürüyen iki cellatın bir sopa demetinden yaptıkları “balta ve sopalar”dır. Mecazi anlamı ise “birlik ve kuvvet” sembolüdürfaşizm

Günümüzde faşizm, totaliter bir otorite rejimi olarak tanınmaktadır. Devlet idaresinde diktatörlük anlamını taşıyan bir kavram olmuştur. Faşizm, 1942-1945 yıllarında İtalya’da Benito Mussolini tarafından kurulan rejimde geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Bu rejim, sosyalizme ve özellikle marksizme karşı bir tepki olarak doğmuştur. Ancak bazı müellifler faşizm kökünü 19. yüzyıl başlarına kadar indirmektedirler. Bunlar; Fransız İhtilali ile başlamış, solcu radikal hareketlere eski hakim sınıfların gösterdikleri mukavemeti de faşizm kelimesinin manası içine almışlardır.

Faşizm, önceleri belli bir doktrinden tamamen mahrum bir hareket olarak ortaya çıkmıştır.İktidarı ele geçirdikten sonra da, uzun yıllar bu fikir ve doktrin yoksulluğu devam etmiştir. Daha sonraları Mussolini’nin, faşizmi bir doktrin üzerine oturtmak istediği görülmüştür. Mussolini’nin faşizmde devlet görüşü ve anlayışı şu tek cümlede özetlenmiştir:”Devlete karşı hiçbir şey olmaz. Devletin dışında hiçbir şey olmaz.” Demokrasi kaidelerine aykırı bir sistem olan faşizmin esasını devletçilik anlayışı teşkil etmektedir. Devletin üstünde hiçbir kuvvet yoktur. İnsan ve hakları devlet içinde bulundukça önem taşır. Felsefi görüş olarak Georges Sorep’in şiddet doktrininden ve milliyetçilik görüşü olarak da Charles Mourros ve D’annunzio’nun fikirlerinden etkilenen faşizmin, din ve ahlaka değer vermesi, nüfus çoğalmasına çalışması, dışa göçün kısıtlanması, aşırı silahlanmaya önem vermesi ve milli ekonomi gibi prensipleri vardır. Faşizm, şahsı cemiyet menfaatinin sağlanmasında sadece bir vasıtaolarak görür. Kişi gayeye hizmet için işe yaradığı sürece kullanılan, işe yaramadığı zaman da bir kenara bırakılan bir alettir. Kişi ancak devletin müsaadesi ölçüsünde hürriyete sahip olabilir.

Faşizmde siyasi hayata tek bir parti hakimdir. Mülkiyet hakkı ve kapitalizm devam etmekle beraber iktisadi organlar siyasi iktidarın mutlak kontrolü altındadır. Ekonominin bünyesi kooperatizm esaslarına göre şekillendirilmiştir.

İtalya’da Mussolini’nin,İspanya’da Franco’nun, Portekiz’de Salazar’ın, Avusturya’da Dolfuss’ün temsil ettikleri rejimlerde, kooperatizm ve faşizm prensiplerine değişik derecelerde rastlanmıştır. Güney-Amerika ülkelerinde faşizm benzeri diktatörlükler zaman zaman belirmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra, faşizm kelimesi daha geniş bir anlamda kullanılmıştır. Nasyonal sosyalizme de, kooperatizm karakteri taşımamasına rağmen, faşizm etiketi yapıştırılmıştır. Solcularla aktif mücadele halindeki bütün gruplara bu ismi yakıştıranlar çıkmıştır. Günümüzde, İtalya’da faşizmi yeniden kurmak isteyenlere “neo faşist” Almanya’dakilere ise “neo nazi” denmektedir.

Sözlükte “faşizm” ne demek?

1. Demokratik düzenin yerine aşırı, çarpıtılmış bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti.
2. İtalya’da 1922-1943 yılları arasında etkinliğini sürdüren, meslek kuruluşlarına dayanan, devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan, yetkinin tek partinin elinde toplandığı düzen.

Faşizm kelimesinin ingilizcesi

n. fascism
Köken: Fransızca

Faşizm ne demek? (Ticari terimler kategorisi)

(Fascism) Tüm ekonomik, siyasal ve sosyal faaliyetler üzerine merkezi bir denetim uygulanmasını öngören totaliter ve kollektivist bir yönetim sistemi. Özgürlükçü Demokrasinin tamamen reddedilmesi ve ülke yönetiminin bir grubun elinde bulunması söz konusudur. Aşırı bir milliyetçiliğe dayanır, ferdiyetçiliğe yer yoktur. Devletin arzusu her şeyin üstünde gelir. Devleti yöneten grubun başında bir lider vardır. Liderin kararı en yüksektir ve genellikle yetkileri bir terör ve propaganda sistemi ile desteklenmektedir. Bütün ekonomik faaliyetler milli amaçlara dayanır ki bunları da elit durumdaki grup belirler. Üretim araçları üzerinde özel mülkiyet vardır, ancak ekonomik özgürlüklere aşırı kısıtlamalar getirilmiştir. Üretim, yatırım, fiyatlar ve ücretler gibi temel ekonomik değişkenler hep devlet kontrolüne tabidir. Ekonomik gelişmeye yönelik bir plan yoktur. Aksine, tüm ekonomik sistem devletin siyasi ve askeri amaçlarına hizmet eder. Bazı yönlerden Faşizm, Komünizme benzer. İkisi de terör ve bireye baskı prensibine dayanan totaliter sistemlerdir. Fakat Komünizmde üretim araçları üzerinde özel mülkiyet yok, Faşizmde vardır. Faşizmde insan eşitliği reddedilir ve sınıfsal veya ırksal farklılıklar üzerinde durulur. Komünizmde ise mutlak eşitlik ve tüm elitlerin kaldırılması esasları yer alır. Ayrıca, Faşist sistemde devlet gerekli ve sürekli bir kontrol aracıdır. Komünistler ise totaliter devleti geçici bir aşama olarak kabul ederler, sonunda devlet ortadan kaldırılacaktır. Faşizm, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya’da Benito Mussolini liderliğinde ortaya çıktı ve daha sonra Almanya’da Nasyonal Sosyalizm (Nazizm) hareketi şeklinde kendini gösterdi.
Kaynak: http://fasizm.nedir.com/#ixzz2WNcejAFG

 

Faşizm, İtalyan filozof Giovanni Gentile’nin 1920’li yıllarda ardı ardına yayımladığı kitaplarla ilkeleri belirlenmiş bir siyasi doktrindir. Gentile’den yoğun olarak etkilenen ve faşizmi bir dünya görüşü olarak benimseyen İtalyan lider Benito Mussolini’nin 1922’de İtalya’da iktidarı ele geçirmesinin ardından, Mussolini iktidarı döneminde, İtalya’da resmi ideoloji olarak yürütülmüştür. Kısa süre içerisinde genel anlamıyla baskıcı, otoriter rejim anlayışını betimler bir nitelemeye dönüşmüş ve Nasyonal Sosyalizm başta olmak üzere, aşırı milliyetçi ve/veya anti-demokratik ideoloji ve yönetim sistemlerinin tamamına halk tarafından verilen genel bir isim halini almıştır.

Kavramın kökeni Antik Roma yöneticilerinin geniş hükümet yetkisini sembolize eden ucunda balta bulunan bir çubuk demetinin adı olan Latince fasces sözcüğünden ileri gelir. Aynı simge daha sonraları Fransız Devrimi sırasında Aydınlanma anlamında, halkın elindeki devlet gücünü temsil etmek üzere kullanılmıştır. Söz konusu sembol bir takım değişikliklerle 1926 yılından itbaren İtalya’nın resmi devlet sembolü olmuştur. Sembolün üçlü anlamı, yani devlet gücü, halk mülkiyeti ve birliktelik Mussolini’nin propagandasında kullanılmıştır.

Faşizmin Özellikleri
İdeoloji ve Amaçlar
[list]
* Lider ilkesi: Bu ilkeye göre toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de yönetim dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Aynı şekilde işletmelerde de patron ve işçi arasında işletme yöneticisinin iktidarına dayalı bir ilişki kabul edilir.

* Milliyetçilik: 19. yüzyıl boyunca yükselen milliyetçilik 20. yüzyılda çeşitli ve aşırı boyutlara varmıştı.

* Antisemitizm ve Irkçılık: Bu konuda Alman nazizminin halka yönelik terörü birçok başka ülkeye göre oldukça ön plandadır.

* Hukukun işlevselleştirilmesi

* Rejim karşıtlarının ve aşağı görülen halk gruplarının idam edilmeleri ve/veya öldürülmelerinin haklı görülmesi ve bir devlet politikası olarak yürütülmesi.

* Sosyal Darwinizm: En iyinin ayıklanması ve egemenliğine dayalı toplum anlayışı. (Yapay seleksiyon)

* Bir ulusa, kültüre ya da ırka üye insanların toplumun geri kalanı üzerinde üstün oldukları iddiası. Bu yaklaşım aynı zamanda lider ilkesinde de ifadesini bulur. Belli bir kişi diğer herkesten ve topluluktan daha isabetli kararları alabilir durumdadır.

* Otoriter iktidar biçimleri ve sıklıkla totaliter bir sistem. Totalitarizm Alman ve İtalyan faşizmlerinde ön plandayken, Avusturya Faşizmi ve Francocu İspanya’da vurgulu değildir.

* Din karşıtlığı ve Anti-klerikal yapı: Faşist ideoloji dünyevi ve yönetsel bir ideoloji olduğunu, ve manevi olanın, dünyevi olandan kesin olarak ayrılması gerektiğini ileri sürer. Bu yönüyle, her türlü dini ve dini kurumun dünyevi işlere karıştırılmasını reddeder. Dinlerin ve kilisenin varlığını, sadece dini vecibelerini yerine getirmek isteyen kişiler tarafından kullanması yönüyle kabul ederler, ancak kilisenin siyasi-yönetsel erk halinde görülmesinin tamamen karşısındadırlar. Bu yüzden gerek Faşist İtalya’da, gerekse de Nazi Almanyasında çok sayıda kilise tahrip edilmiş, din adamları kasıtlı olarak katledilmiştir.

Karşıtlar

* Komünizm: Özellikle Sovyet Devrimi ve komünizmin Avrupa’ya yayılacağı korkusu faşist liderler tarafından sıklıkla liberal ve muhafazakar gruplarla ittifak kurmak üzere dile getirilmiştir.

* Liberalizm ve demokrasi: Demokrasi, özgürlük ve çoğulculuk düşünceleri ile, devlet, ekonomi ve özel mülkiyet arasındaki ayrımda faşizm önemli bir düşman görür.

* Muhafazakârlık: Faşist hareketler sıklıkla muhafazakâr özellikler taşısalar da kendilerini devrimci olarak gören faşistler muhafazakârlarda laik vitalizmin ve yeni insan düşüncesinin düşmanlarını görürler.

Şekilsel ve örgütsel özellikler

* Devlet içinde ve yanında başka bir devlet olan silahlı gizli servisin merkezi önemi. Kendi taraftarlarının gözetim altında tutulması.

* Militarizm: Ekonomik hayat da dâhil olmak üzere toplumsal hayatın militarize edilmesi. Militer kitle yürüyüşleri ve büyük gösteriler faşizmin en önemli görünüşleridir.

* Bilimlerin taraflılık yasasının egemenliği altına alınması.

* Kitle seferberliği, parti propagandası yoluyla toplumsal alanın ve kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi çabası.

* Toplumun sürekli kışkırtılması, devrimci ilan edilen konular lehine zorunlu coşkunluk.

* Kolektivizm: Halkın kitle olarak anlaşılması. Mussolini’nin stato totalitario kavramından beri faşist anlayış özel yaşama kadar toplumsal hayatın her alanında hak iddia eder. Aile çocuklarla halk birliğine katkı yapacak olan davadaşlık birliği olarak düşünülür.

* Pasifizmin aşağılanması.

* Politik karşıtın ortadan kaldırılması eğilimi. Karşıt düşmandır.

* Parti milisleri. Paramiliter çeteler.

* Estetikleştirme ve mistikleştirme. Özellikle ulusun kendi tarihine yönelik mistikleştirilmiş bir algı.

* Erkeklik vurgusu.

* Gençliğin vurgulanması.

* Kimi ülkelerde bir yandan monarşi ve ruhban sınıf önderliğine yönelik vurgu, ama diğer yandan dini unsurların yerini alan ilerleme ve teknoloji inancı.
[/list]
Bu özellikler bazen Milliyetçilik, Militarizm ve Şovenizm’den oluşan Üç Sütun Modeli ile özetlenir. Ancak bu bir yandan da faşist ideolojilerin başka temel özelliklerinin göz ardı edilmesine yol açan bir indirgeme olarak eleştirilir.

Faşist hareketler yaklaşık olarak bütün Avrupa ülkelerinde ve bir çok Latin Amerika ülkesinde bulunur. İspanya İç Savaşı’nda (1936-1939) Francisco Franco yönetimindeki falanjlar İtalya ve Almanya desteği sonucu iktidara gelmişler ve 1975’e kadar iktidarlarını devam ettirmişlerdir. İspanya’da António de Oliveira Salazar Estado Novo ile faşist bir rejim kurmuştur. Avusturya’da Almanya’yla birleşmeye karşı çıkan Avusturya Faşizmi rejimi kurulmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya Hırvatistan’daki almanya Rejimi gibi birçok faşist harekete yardım etmiştir.

II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan faşist hareketler daha çok başlığı altında değerlendirilir.

İtalyan Faşizmi
Tarihçe

Mussolini İtalyan Sosyalist Partisi’nin sendikalist kanadından geliyordu. Parti gazetesi L’Avanti’nin redaktörleri arasındaydı. 1915 yılında Mussolini kendisi sosyalist partinin savaş karşıtı manifestosunu imzalamış olmasına rağmen Fasci d’azione rivoluzionaria örgütünü kurdu. Bu örgüt I. Dünya Savaşı sırasında İtalya’nın savaşa katılımı yolunda faaliyet gösterdi. Mussolini halen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun idaresinde bulunan Adriyatik Denizi’in doğu yakasını İtalya’ya dâhil etme amacının propagandasını yapıyordu. Bu faaliyetinin sonucunda sosyalist partiden çıkartıldı. Bu tarihten sonra sosyalist ve komünist hareketlerle onlara yakın işçi hareketlerine karşı şiddetli bir mücadeleye girişti. 1919’da Milano’da 1. Fascio di Combattimento kuruldu. Örgüt otoriter bir düzen ve Versaille Sözleşmesi’nin İtalya lehine düzeltilmesini talep ediyordu. 1919’da I. Dünya Savaşı’nda savaş pilotluğu yapmış olan yazar Gabriele D’Annunzio’nun Fiume’de (bugünkü Rijeka) ele geçirmesiyle korporatif bir sisteme, kitle gösterilerine ve faşizm tarafından devralınan sembolizme dayanan ilk ön-faşist rejim kurulmuş oldu. 1920’den itibaren faşist hareket bir kitle hareketine dönüştü. Taraftarları arasında toprak sahipleri, küçük burjuvalar ve orta sınıf burjuvalar vardı. Politik karşıtlar Squadri adı verilen çetelerin terör eylemleri sonucu saf dışı bırakıldı. 1921 yılında faşist parti Partito Nazionale Fascista (PNF) kuruldu. Partiyi destekleyenler arasında bürokrasi, kilise ve ordu bulunuyordu. Roma Yürüyüşü sonucu kral III. Viktor Emanuel Mussolini’yi 30 Ekim 1922’de başbakan ilan etti.

Mussolini 1925’te sosyalist partiyi ve antifaşist örgütleri yasakladı ve kendi lider kültüyle diğer faşist diktatörlükler için bir model kurdu. Kendini Duce (lider) olarak adlandırıyordu. Ona göre Duce üniforması ve savaşçı görünümüyle bir halk adamı, bir işçi, bir baba, bir sporcu, kadınların bir kahramanı ve bir askerdi. Antik Roma’nın dünya imparatorluğu idealinden devralınan bir büyük devlet iddiası İtalyan faşizminin temel düşüncesiydi ve 1935’te Etiyopya’nın yağmasına yol açtı. 1938 sonrası faşizm resmi olarak antisemitist bir politika sürdürdü.

1932’de Mussolini Dottrina del fascismo ile ilk defa İtalyan faşist ideolojisinin bir taslağını yayınladı. Bu eserinde Mussolini Friedrich Nietzsche’nin iktidar isteği düşüncesiyle ilişkili olarak ve Vilfredo Pareto’ya dayanarak büyük adamların otoriter rejiminin meşruluğu üzerine tezler ortaya atıyordu. Georges Sorel’den esinlenerek siyasi olanın yaratıcı şekillendirme ilkesi için doğrudan eylem ilan ediyordu. Mussolini’nin anlayışında sendikalizme dayanan korporatist bir ekonomik sistemle sınıf karşıtlıklarının aşılacağı düşünülüyor ve birçok kaynaktan beslenen bir milliyetçilikle İtalya Akdeniz imparatorluğunun merkezi olarak görülüyordu.

Peş peşe gelen askeri başarısızlıklar sonucu 1943’te Mussolini faşist devletin en yüksek yürütme organı olan Büyük Meclis tarafından görevinden alındı ve tutuklandı. Ancak Alman silahlı SS kuvvetleri Mussolini’yi hapisten kurtardı. Mussolini Alman egemenliği altında Kuzey İtalya’da İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’ni (Repubblica Sociale Italiana) ilan etti. Ancak bu rejim savaş sonuna kadar bir Alman kukla hükümeti olmaktan ileri gidemedi.

İtalyan Faşizminin Temel Özellikleri
[list]
* Lider kültüne dayanan aşırı milliyetçi, popülist egemenlik biçimi.

* Politikanın belirgin şekilde estetize edilmesi ve iradenin ekonomiye önceliğinin vurgulanması. Bu anlamıyla faşizm Füturizm’in mirasçısıdır.

* Bayraklar, yürüyüş kolları ve ritüel kitle gösterilerinde taşınan üniformalar gibi politik sembollerin abartılı kullanımı.

* Antik dünyaya dayandırılan ve kendini en çok Roma geçmişi kültünde açığa vuran bir gelenekselcilik. Bununla birlikte devrimci-dinamik bir kendilik temsili.

* Üretim dallarına göre örgütlenmiş korporatif ekonomik model ve parlamentonun yerine geçen bir birlik (Fasci ve Korporasyonlar Odası Camera dei Fasci e delle Corporazioni, 1938-1939’dan itibaren) ve Parti ve devlet işlevlerinin karışmasından oluşan bir organın, Büyük Faşist Meclis’in (Gran Consiglio del Fascismo) iktidarda bulunuşu.

* Georges Sorel geleneğine dayanan, şiddetin politik kutsanması.

* Adriyatik Denizinin Hırvat yakasını İtalya’ya bağlama çabası.

* Özellikle sosyolog Robert Michels’in getirdiği gibi bir partiler eleştirisi ve kendini bir anti-parti (1919-1922 arası) ve daha sonraları yeni tipte bir kitle partisi olarak değerlendirme.
[/list]
İtalyan faşizmi içinde modernist-devrimci kanatla, tutucu-geleneksel kanat arasında süregiden bir gerilim vardı. Mussolini 1921-1925 arası bu kuvvetleri bir arada tutmak için çaba harcadı. Bununla birlikte çelişkili temsiller dışarıya karşı farklı toplumsal akımların faşizmde birleşmesi olarak sunuldu.

İtalyan Faşizmi’nin Alman Nazizmi’nden Farkları ve Benzerlikleri
[list]
* Uzun süre yapılan araştırmalar faşizmin nazizmin aksine köken olarak antisemitist olmadığını, antisemitizmin faşizme Mussolini’nin Almanya’yla Mihver ittifakını kurduktan sonra Alman etkisiyle dâhil olduğunu savunuyordu.

Yeni çalışmalar bu bakış açısını şüpheli bulmaktadır. Bu çalışmalara göre 1919 yılından itibaren faşist önderler sürekli olarak antisemitist sloganlar kullanmışlar ve düşünceler açıklamışlardır. Antisemitizm daha önce düşünüldüğü gibi 1930ların sonlarına doğru faşizme dâhil olmamış, her zaman faşizme içkin olarak varolmuşken, yıllar süren radikalleşme sonucu ön plana çıkmıştır. 1938’den sonraki Yahudi düşmanı yasal düzenlemeler bu radikalleşmenin sonucudur. Ancak Nazi devleti Yahudileri kitle halinde katlederken, İtalyan faşistleri haklarını alma, dağıtma ve sürme yöntemlerini kullanmışlardır.

* İtalyan faşizminde nazizmde olduğu gibi bir ırk ideolojisi yoktur. Irk sözcüğüyle en azından 1938’e kadar biyolojik ya da kökensel bir şey ifade edilmemiş, daha çok asalet düşünülmüştür. 1938 sonrası biyolojik çağrışımları olan bir ırkçı söylem faşizm içinde yaygınlaşır. Irkçılık öncelikle siyah Afrikalılara, sonra da Slavlara yönelmiştir. Daha sonraları da antisemitist tonlar almıştır.

* Faşist yeni düzen anlayışı nazizmin modelinden farklıdır. Hitler’in ırk devleti anlayışı yerine Mussolini rejimi eski elitin bir araya getirilmesi ve geleneksel bir iktidar ve yayılma politikasına dayanan kuvvetli bir devleti amaçlamaktadır.

* İtalyan faşizmi en başından itibaren savaş sürdürmüş, Libya ve Etiyopya’da sömürgecilik tarihinde benzeri olmayan ve II. Dünya Savaşı sırasında çok büyük oranlara varan bir şiddet kullanmıştır: Kitlesel göçertme politikası, cinayetler, savaş tutsaklarının topluca öldürülmesi, toplama kampları ve zehirli gazların kullanılması. 1930 yılında Cyrenaika ayaklanması sonrasında kamplara kapatılan insanlardan 40 bini 1933 yılına kadar ölmüştür. Etiyopya’nın işgalinin ne kadar ölüye malolduğu bilinmiyorsa da, tahminler ülkenin 10 milyonluk nüfusunun 350.000-760.000’inin öldüğü yolundadır. Balkanlar’da partizan savaşı bahane edilerek İtalyan askerleri Almanya’nın Sovyetler Birliği ve Balkanlar’da uyguladığına benzer bir imha politikası uygulamıştır. Nazizme benzer bir şekilde faşizmin askeri tarihi de büyük oranda şiddet barındırmaktadır.

* Faşizm nazizm gibi katı bir lider disiplinine dayanır. Ancak bunun Alman diktatörlüğündeki gibi radikal sonuçları yoktur. Duce ideolojik olarak önplana çıkarılır, ancak kendisinin yanında Büyük Faşist Meclisi ve kralın da adı geçer.

* İtalyan faşizmi nazizme göre çok daha fazla eski monarşinin elitlerinin, askerin, sanayinin ve kilisenin egemenlik uzlaşmasına dayanır. Nazizmse kısa süre içinde geleneksel toplumsal katmanlarla olan ilişkisini ortadan kaldırmıştır.

* Faşizmin devletçiliği SS tarafından belirlenen, halkçı nazi devletçilik karşıtlığından ayrılır. Nazizmde açıkça partinin devlet karşısındaki üstünlüğü vurgulanır. Bunun sonucunda Naziler eskiden kalan normsal ve kurumsal sistemleri ortadan kaldırmışlardır. Buna karşın İtalyan faşistleri yeni kurumlar geliştirdilerse de mevcut düzene önemli ölçüde el sürmemişlerdir.

* İtalyan faşizminin politik kurbanlarının sayısı nazizme göre belirgin ölçüde azdır. Faşist rejim karşıtlarını öldürse ve idam etse bile karşıtlara yönelik idam cezası verilmesi İtalya’da az görülür. Sonuçta Mussolini’nin ve Kara Gömleklilerin (paramiliter faşist çetelerin) terörü Nazilerin aksine iktidarda kalmalarına yetmemiştir.
[/list]
Faşizmin İtalyan Toplumunda Değerlendirilmesi

Savaş sonrasında İtalyan faşizminin demokratik yapıyı ortadan kaldırması, nazizmle işbirliği, İtalyan Yahudilerinin dörtte birinin öldürülmesi ve sürülmesi gibi suçları Almanya’da olduğundan çok farklı şekillerde değerlendirilmiştir.

Bunun nedenleri nazizmle karşılaştırıldığında İtalyan faşizminin daha düşük bir iç, dış ve askeri etkiye sahip olması kadar, rejimin iç güçler tarafından devrilmesine bağlı olarak Nazilerin yargılandıkları Nürnberg Davaları gibi açıklayıcı ve kamuyu etkileyici uluslararası bir yargı sürecinin gerçekleşmemiş olmasıdır.

Böylece Mussolini’nin etkin olduğu bölgeler, Sosyal Cumhuriyet’i ilan ettiği Salò, aile mezarının bulunduğu Predappio ya da bugünkü bir Mussolini müzesi bulunan Forlì neofaşist örgütler tarafından kutsanmaktadır. Her ne kadar faşizmin övülmesi bugünkü İtalya’da yasal olarak cezalandırılmayı gerektirse de, yasalar uygulanmamaktadır.

Tanınmış bir neofaşist politikacı ve Mussolini’nin torunu olan Alessandra Mussolini Kimlik, Gelenek, Egemenlik Fraksiyonu’nun temsilcisi olarak Avrupa Parlamentosunda bulunmaktadır.

Faydalı Filmler

* ‘Novecento (1900)’, (1976) 1.Bl son sahnesi Tribute

1945’e kadar Avrupa’da Faşizm

İtalyan sistemi birçok Avrupa ülkesinde faşist ve faşizm benzeri harekete, partiye ve örgüte model oldu. İtalya’nın yanında Almanya’da 1933’den itibaren Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalizmi, 1939’dan itibaren İspanya’da Francisco Franco’nun Francoluğu ve falanjları, 1933’den itibaren Portekiz’de Salazar diktatörlüğü en bilinen ve en etkili faşizm etkilenmeli diktatörlüklerdir. İkinci Dünya savaşı boyunca Almanya ve İtalya’nın desteklediği faşist rejimler Macaristan ve Romanya’da iktidarda bulunmuştur.

1945’e Kadar Avrupa dışında faşizm

Japonya

Faşizmin Japon versiyonu Showa döneminin başlangıç dönemindeki Japon İmparatorluğu’dur.

1937 yılında Japonya Çin’e saldırdı ve Kore’yi 1910 yilinda işgal etti. Buralarda savaş tutsakları üzerinde tıbbi deneyler yapıldı. Halktan devlete kutsal bir şekilde bağlanması istendi ve Japonlar tanrısal ırk olarak görüldü.

1945’ten sonra faşizm

Yunanistan

1967’de gerçekleşen Albaylar Cuntası ile Yunanistan’da 1974’e kadar iktidarda kalacak faşizan bir rejim iktidara geldi. İktidarı yoğun bir şiddet politikasıyla ellerinde tutan cunta rejimi özellikle Yunanistan’daki güçlü komünist hareketin etkisiyle 1974’de devrildi.

Şili

Şili’de 1973 yılında ABD’nin desteğiyle gerçekleşen askeri darbede Salvador Allende’nin demokratik-sosyalist hükümeti devrildi ve General Augusto Pinochet iktidara geldi. Pinochet ülkeyi 1989-1990 dönemine kadar terör ve şiddet rejimiyle yönetti.

Yine de tarihçiler arasında Pinochet rejiminin ne kadar faşist olarak tanımlanabileceği tartışmalıdır. Pinochet dönemi Şili devleti için post-faşist tanımlaması da kullanılmaktadır. Pinochet diktatörlüğü kuvvetli bir antikomünist tutum takınmıştır ve hem iç politikayla ilgili hem de halkın muhalif kesimlerine yönelik bastırma ve imhaya yönelik şiddete dayalı yöntemleri önceki faşist rejimleri hatırlatır.

Buna karşın ekonomik politikalarda Şili devleti kapitalist pazar liberalizmini tercih etmiş, ülkeyi yabancı yatırımcılara, özellikle de ABD’ye açmıştır. Irkçılık, lider kültü, dışarıya yönelik saldırgan bir milliyetçilik Pinochet diktatörlüğü döneminde 1930lu ve 1940lı yılların faşizmlerinde olduğu gibi belirleyici bir rol oynamaz.

Türkiye

Türkiye’de hiçbir dönemde doğrudan faşist ya da nasyonal sosyalist olduğunu ileri süren önemli bir siyasi hareket olmamıştır. Bununla birlikte Türkiye’de bir hareketin ya da iktidarın faşist olduğu genellikle iki bağlam içinde ve sıklıkla da Türkiye solu tarafından ifade edilmiştir.

Bunlardan ilki 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 tarihlerinde gerçekleşen askeri darbe dönemleridir. Özellikle 12 Eylül rejimi kuvvetli antikomünist vurgusu ve şiddete dayalı yöntemleriyle Şili’deki Pinochet iktidarına benzer bir takım özellikler göstermektedir. Bununla birlikte yine Pinochet diktatörlüğünde olduğu gibi yabancı yatırıma açık liberal bir ekonomik politika, lider kültünün eksikliği ve aktif bir saldırganlığa varmayan bir dış politikayla İtalyan ve Alman faşizmlerinden büyük oranda ayrılır. Ayrıca Pinochet rejiminden farklı olarak 12 Eylül rejimi darbenin başında bulunan Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olmasına karşın, siyasi partilerin yeniden kurulmasına ve parlamentonun yeniden faaliyete geçmesine olanak vermiştir.

– 12 Mart ve 12 Eylül rejimlerinin faşist olduğunu ileri süren Türkiye solunun bazi kesimleri, sorunu çözmek için Sömürge Tipi Faşizm kavramını kullanmışlar ve Türkiye gibi emperyalizme bağlı ülkelerde faşizmin sisteme içkin olduğunu, toplumsal muhalefetin düşük olduğu dönemlerde bu rejimlerin parlamenter bir görünüm alabileceğini (örtülü faşizm), ama toplumsal muhalefet kuvvetlendiğinde bu rejimlerin baskıcı ve otoriter askeri yönetimlere ihtiyaç duyduğunu (açık faşizm) ileri sürmüşlerdir.

– Türkiye’de solun degisik kesimleri tarafından faşist olarak nitelenen ikinci hareket, günümüzde Ülkücü anlayışı ya da Türkçülük’ü savunduklarını söyleyen hareketlerdir. Bu hareketlerin kaynaklandıkları Türkçü-Turancı akımların, II. Dünya Savaşı boyunca Sovyetler Birliği’ne karşı saldırgan, faşizm ve nazizm yanlısı bir tutum aldıkları açıktır. Özellikle 1944 yılında yapılan ırkçı-Turancı tutuklamaları ve davaları sonrasında bu hareketler etkinliklerini büyük oranda yitirmişlerdir.

– Bu hareketlerden kaynaklanan Ülkücü hareketin de Avrupa’daki faşist partilerle benzerlikleri solun degisik kesimleri tarafından sıklıkla ön plana çıkartılmıştır. (Alparslan Türkeş için kullanılan Başbuğ ifadesinde açığa çıkan) lider kültü, Türklüğün ve Türk tarihinin milliyetçi bir açıdan mitoslaştırılması ve kutsanması, otoriter bir rejim talebi, parti çevresinde örgütlenmiş özellikle gençlerden oluşan grupların özellikle 1980 darbesi öncesinde sıklıkla karşıtlarına yönelik şiddete varan politik eylemleri, dinsel, etnik, cinsel ya da politik azınlıklara karşı saldırganlık (Maraş katliamı, sivas katliamı, Fatsa olayları vb.) özellikleri nedeniyle ülkücü hareketlerin Avrupa faşist partileriyle ortaklığı sıklıkla vurgulanmıştır.

– Bununla birlikte daha çok MHP ve BBP çevresinde örgütlenen ülkücü yazarlar ve politikacılar hiçbir zaman faşist olduklarını ileri sürmedikleri gibi, her zaman demokrasiye bağlı olduklarını, faşizme karşı olduklarını ve savundukları çizginin Kemalist milliyetçiliğin tek doğru yorumu olduğunu savunmuşlardır.Ancak Alparslan Türkeş’in “faşist devlet kurmak ile” yargılanması , her MHP kongresi öncesi Alparslan Türkeş hakkında adayların “Eğer o faşist ise,biz de faşistiz” demesi,MHP’nin bu düşünceyi reddetmediğini gösteriyor.Ancak ülkücü yemininde ise “her türlü faşizme” karşı oldukları belirtiliyor.Burada faşizm kelimesi büyük ihtimalle “İtalyan ya da Alman tipi yönetime karşıtlık” olarak görülmekte,Türk-İslam sentezinin bu yönetim türlerinden daha üstün olduğu iddia edilmektedir.
Faşizme yönelik tanımlamalar ve teoriler

Faşizmin tanımlamasına yönelik çalışmalar genellikle faşizmi ortaya çıkartan ekonomik ve toplumsal koşulların belirlenmesi ve faşizmin iktidara geldiği ülkelerde işçi hareketinin ezilmesinin nedenlerin saptanması üzerinde durur.

Faşizmi ele alan Marksist yazarlardan Troçki, faşizmi geç dönem kapitalizmin yapısal bunalımıyla ilişkilendirir ve tekelci sermayenin toplumun bütününü totaliter bir tarzda örgütleme çabasına dayandırır. Ona göre faşist kitle hareketleri toplumsal temellerini küçük burjuvazide ve orta sınıflarda bulur.

Otto Bauer de faşizmin yükselişiyle ilgili üç nedenden bahseder:
[list]
* I. Dünya Savaşı’nın bir çok insanı burjuva toplumsal hayattan dışlaması, daha alt sınıflara düşmesi ve bu unsurların daha sonra faşist milislerin tabanını oluşturmaları.

* Savaş sonrası yaşanan ekonomik bunalım orta sınıfların alt kesimini ve köylüleri aşırı derecede yoksullaştırmış ve bu unsurlar burjuva partileri terk ederek faşist partilere yönelmiştir.

* Ekonomik bunalım sonucu kapitalist sınıfın kârlarının düşmesi sömürü düzeyinin yükseltilmesini, bu da işçi sınıfının direncinin kırılmasını gerektirmişti.
[/list]
Başta Clara Zetkin olmak üzere Komintern’e yakın yazarlar faşizmi sermayenin terörist egemenlik biçimi olarak tanımlarlar. Georgi Dimitrov’un Komintern’in 7. Kongresi’nde resmi olarak kabul edilen tarifinde de faşizm finans kapitalin en gerici, en şovenist, en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü olarak tanımlanır.

August Thalheimer de faşizmi Bonapartizm’le karşılaştırır. Aynı III. Napoléon’un ve lumpenproleter taraftarlarının 1848 Şubat Devrimi’nden sonra iktidara gelişinde olduğu gibi, faşizmin de bir aşağı sınıfa düşmüş ya da düşme tehlikesi bulunan taraftarlarıyla sınıf savaşımındaki bir eşitlik durumunda burjuvaziden görece bağımsız olarak iktidara geldiğini ama nesnel olarak burjuvazinin çıkarlarını temsil ettiğini ve devrimi engellemeye çalıştığını ileri sürer. Thalheimer faşizmi burjuvazinin kendisi de dahil olmak üzere kitlelerin büyük burjuvazinin ve büyük toprak sahiplerinin toplumsal egemenliğinin hüküm sürdüğü faşist devlet iktidarı altına alınması olarak tanımlar.

Freud’un ilk kuşak öğrencilerinden ve Erich Fromm’un hocası Wilhelm Reich faşizme psikolojik bir açıklama getirirken Marxist yorumun salt sınıfsal bakışaçısını şiddetle reddeder. Reich’a göre komünist bir devrimin tüm sınıfsal koşullarının ortaya çıktığı Almanya’da kitlenin tepkisinin yönünün komünist devrime değil de faşist partilere akması özellikle sorgulanması gereken bir çelişkidir. Wilhelm Reich’a göre faşizm yeni bir toplumsal olgudur ve salt sınıfsal-ekonomik-altyapısal faktörlerle anlaşılamaz. Wilhelm Reich faşizmin izlerini, Alman Faşizminin üzerine çok vurgu yaptığı ailede bulur.Aile cinselliğin, kadının ve çocukların baskılanması demektir.Cinsellik önemli bir üretici güç olduğundan onun faşist tahakküm altına alınışı,öğrenilmiş erkekliğin tırmandırılarak teşvik edilişi ve militarist söylemlerinde sıkça erkek yücelten öğelere bakıldığında faşizmin önce cinselliğin düzenlenişi üzerinde baskı yaptığı anlaşılacaktır. Reich’a göre komünistlerin başarısızlığının sebebi politikada yani uygulamadadır. Faşistlerin “komünizm eşlerinizi ortak mülkiyete açmak demektir.” “komünistler son mal mülkünüze kadar sizi kamulaştırır” türü korkulara seslenen propagandalarında başarıya ulaştıklarını yine Reich aktarır. Reich’a göre kitleler özünde iyi olsalar da 6000 yıllık devlet deneyimleri sonunda emir almaya alışmışlardır. Özgürlükten korkan, köleliğe hızla koşan kitlelerin önce özgürlükle yeniden tanışmaları gerekmektedir. Faşizm özel bir hükümet biçimi değil, kitle psikolojisinin tarih içerisinde ortaya çıkan özel bir halidir.

Franz Neumann Nazi Almanyası’nı değerlendirirken, tekelci sistemde totaliter nitelikli politik bir iktidar olmadan kârların korunamayacağını, bunun da nazizmin ayırıcı özelliği olduğunu belirtiyordu. Daha sonra Neumann faşizmi buyrukçu ekonomi ya da totaliter tekelci kapitalizm olarak tanımlamıştı. Neumann’a göre Almanya’da nazizmin yükselmesi sermayenin tekelleşmeyle sonuçlanan merkezileşme ve yoğunlaşma sürecinin ilerlemiş olmasıyla ilişkilendiriyordu.

Friedrich Pollock’sa tekelci kapitalizmden bahsederken aynı zamanda devletin müdahaleciliği üzerinde duruyor ve faşizmi devlet kapitalizmi olarak tanımlıyordu.

Adorno ve Horkheimer 1945’ten sonra faşizmin psikolojik kaynaklarını otoriter kişilik kavramı ile ilişki içinde açıklamaya çalıştılar.

Daha sonraki araştırmacılar faşizmi tekelci kapitalizm, ekonomik bunalım ve orta sınıfların tehdit altında bulunmasıyla ilgili olarak açıklamaya çalışmışlardır.

Nicos Poulantzas daha çok III. Enternasyonal’in politikaları doğrultusunda İtalyan ve Alman komünist partilerinin faşizm karşısındaki tutumlarının eleştirisini ön plana çıkartırken, Bonapartizm, askeri rejimler ve kural dışı kapitalist devletin başka biçimleri karşısında faşizmin ayrılığını değerlendirir.

Tim Mason da Hitler ve antisemitizmin rolüne dikkat çekerek nazizmin kendine özgü olduğundan bahseder. Ona göre faşizmi ortaya çıkartan koşullar bütün gelişmiş kapitalist ülkelerde bulunmasına karşın, faşizmi iktidara taşıyan özellikler özel ulusal koşullara ve tarihsel geleneklere bağlı olabilir.

Ayrıca üzerinde durulan başka bir nokta da, işsizliğin özel etkisidir. İşsizliğin artışının işçi sınıfı hareketi yerine sağ radikalizmin kuvvetlenmesine ön ayak olduğu üzerinde durulmaktadır.

Robert O. Paxton faşizmi tanımlarken topluluğun yenilgi, küçük düşme ve kurban rolüyle saplantılı meşguliyeti ve bunları birlik, güç ve arılık kültleriyle giderme çabasıyla ilişkilendirir.

Ernst Nolte de faşizmi anti-marksizm olarak tanımlar. Nolte’ye göre faşizm 1917-1945 arasıyla karakterizedir. Bu dönemde Sovyetler Birliği’ni ve onun dünya devrimi talebini faşist araçlarla karşılamak gereği doğmuştur. Nolte 20. yüzyıl Avrupası’ndaki herhangi bir antikomünist diktatörlüğün amaçladığı ve gerçekleştirdiği her şeyi faşizm kavramı altında toplar.

Faşizan kavramı

Faşizan olarak faşizmle ilişkili ya da faşizme benzeyen ama yumuşatılmış bir biçimi ifade eden tutumlar kastedilir. Bazen bir politik sistemin ya da ideolojinin tekil bileşenleri faşizan olarak değerlendirilir. Böylece sözkonusu sistemin ya da ideolojinin faşizan eğilimlerinden bahsedilir.

Kavram daha çok polemik amaçlı, karşıtın otoriter davranışını suçlamaya yönelik kullanılır.
Kaynak:Vikipedi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s