Size komplo teorileri ile geldim!

Eksisozlukten alinti;”bir komplo teorisi
merhaba. size komplo teorileri ile geldim.

bu otpor/canvas/occupy muhabbetlerini illa ki duymuşsunuzdur. ben de direniş başladığından beri duyuyordum ama siklememiştim. memet ali alabora hakkında dile getirilmeye başlanan devrim üretmek ve yönlendirmek için eğitilmiş olduğuna dair iddialar ve komplo teorilerine burun kıvırarak başladı bu süreç. insanlar sağda solda otpor/canvas diye bir oluşum var ve bunlar devrim planlıyorlar, memet ali alabora’nın da bu kuruluşla bir ilgisi var dediklerinde kafam canlanan fotoğraf şuydu, sunulan görsel ve yazılı malzemeleri okuduğumda, varlığı müphem bir örgüte bok atan, her taşın altında o meçhul örgütün elini arayan birileri didaktik bir üslupla birşeyler anlatıyor olacak. her nasılda bugün “ulan bi bakayım şunlara ne diyorlarmış” dedim ve dünyam değişti! şaka lan tabi ki dünyam falan değişmedi ama algım değişti cidden.

öncelikle şunu söyleyeyim gençler bu otpor/canvas denen oluşum öyle gizli saklı bir oluşum değil. ahan da web sitelerinde kendilerini anlatıyorlar. ingilizce bilenler açsın okusun. herifler kendilerini şöyle tanıtmış:

canvas was established in belgrade in 2004. ıts founding members, slobodan djinovic and srdja popovic, were leaders of the serbian youth resistance movement otpor! (serbian for resistance!), which played an instrumental role in deposing milosevic in 2000. canvas says it sees itself as the successor to a host of non-violent campaigners from ındia’s mohandas gandhi to martin luther king jr. canvas has become known for its work with nonviolent democratic movements worldwide through the transfer of knowledge on strategies and tactics of nonviolent struggle.

[canvas 2004’de belgrat’da kuruldu. kurucu üyeleri slobodan djinoviç ve srdja popoviç, 2000’de miloseviç’in tahtından indirilmesine anahtar rol oynayan sırp gençlik hareketi otpor’un (direniş için sırplar), liderleriydi. -devam ediyor, üşendim çevirmeye, biri yardımcı olursa eklerim veya ileride editlerim-]

http://www.canvasopedia.org/who-we-are

internet sitesini kurcalayanlar zaten olayı çözecek de, ben ingilizce bilmeyenler ve üşenenler için özet geçeyim; bu elemanlar miloseviç’i devirdikten sonra demişler ki, “ulan bu devrim işinde para var, biz bunun şirketini kurup sağa sola satalım, paranın amına koyalım!”. bu benim yorumum ama abartılı bir yorum değil, böyle.

yine kendi beyanlarına göre non-profitmişler, faaliyetleri için gereken parayı özel fonlardan alıyorlarmış. faaliyetleri neymiş peki? 2002-2012 arasında 200’den fazla workshop düzenlemiş, 46 değişik ülkeden 3.000’den fazla katılımcıyı eğitmişler.

bilgi burada: http://www.canvasopedia.org/index.php/what-we-do

şimdi siteye girdik, baktık, ne bok döndüğünü tam çözemedik değil mi? kimbilir hangi amına kodumun gizli örgütü yazdı, koydu belli değil. karşımızda bir site ve bir “oluşum var”. şüpheliyiz. haklıyız.

ama bi dakka. az önce bahsettiğimiz o elemanlar var ya. heriflerin kanlı canlı belgeseli, hatta reklam filmi diyebileceğimiz bir doküman var lan bildiğin. aha o da burada, buyrun.

http://www.youtube.com/…ewvdfbb4vw&feature=youtu.be

videonun adı da ilginç: “the revolution business” :)) yani devrimcilik işi veya profesyonel devrimcilik/devrim satıcılığı.

video “anlık gelişmiş gibi görünen bir devrim aslında profesyonel danışmanları stratejik olarak planlayarak yarattıkları bir olaydı” sözleriyle başlıyor. hugo chavez’in görüntülerini izliyorsunuz, kendisini devirmeye çalışmakla suçluyor otpor/canvas’ı. hani bizim solcuların sevdiği, bağrına bastığı chavez var ya rahmetli, o.

neyse, video alt yazılı zaten. merak eden izlesin, ki şiddetle tavsiye ederim. ben yine özetini vericem aldığım bilgilerin.

bu devrim işinin kitabını abd’li bir yazar yazmış. diktatörlükten demokrasiye isimli ve barışçı devrim’in incil’i kabul edilen bu kitabın yazarı gene sharp isimli bir herif. adam bu kitapta barışçıl eylemin 198 metodunu anlatmış. bu yaşlı herifle yapılmış bir röportaj da var videoda. adam diyor ki, “insanlar korkmadığında, diktatörlüğün başı büyük beladadır. korku ortadan kalkınca insan doğasının temelinde olan inatçılığı ortaya çıkarır, inatlaşır, yap dinileni yapmaz, yapma denileni yapar ve bunu politik olarak gerçekleştirir.” bunu bir kenara not edelim, çünkü otpor/canvas bildiğimiz, daha doğrusu kafamızda canlanan bir örgüt filan değil. anlamak için çaba harcayacağız ama işin temelinde korkunun ortadan kaldırılması ve inatlaşma var, bunu not ettiysek, biraz daha detaylara inebilir ve otpor/canvas’a dönebiliriz.

otpor/canvas’ın kurucusu diyor ki, sırbistan devriminden sonra (video kaydının tarihine kadar) 37 ülkede aktif faaliyet yapmışlar, ortadoğudan önce 5 ülkede başarılı devrim gerçekleştirmişler; gürcistan, ukrayna, lübnan, maldivler’i örnek veriyor, şimdi mısır ve tunus ve bu liste uzayacak diyor.

tunus’taki, mısır’daki ve diğer ülkelerdeki eğitilmiş eylemcilerle yapılan röportajlar yer alıyor videoda. biri, devrimde kullanılmak üzere bana 1 milyon dolar geldi diyor mesela.

çıkan kısmın özeti: otpor/canvas diye bir oluşum var, somut, kanlı canlı herifler bunlar ve işleri devrim satmak, satmışlıkları da var (kendilerine göre beleş vermişler hizmeti)

şimdi can alıcı bir noktaya değineceğim. bu benim kendi yorumum yalnız, belirteyim. bu adamlar gidip bir ülkede rejimi değiştirip, ahmet yerine mehmet’i koymak, kendi ideolojilerini yaymak gibi bir derde sahip değiller bana göre. bunlara fark etmiyor, parayı bastıran (veya bunları ikna eden) gruba taktik eğitim ve destek veriyorlar. yani diyelim ki ben mısırlı bok gibi parası olan bir adamım ve mısır karışır, halk mübarek’i indirirse o kargaşada mısır yönetimini ele geçirebileceğime inanıyorum, gidiyorum otpor/canvas’a, bastırıyorum parayı, bu elemanlar gerisini hallediyor, ortamı benim için müsait hale getiriyorlar. yani bence bunların asıl müşterisi o devrimciler, devrim liderleri değil, arkada başka bir devlet, şirket veya güç var. biz onu bilemiyoruz devrim bitene kadar, bitince bi bakıyoruz ki aaa biri gelmiş başımıza. devrimciler de salak değillerse iki şey kazanıyorlar bu süreçte 1) keş para 2) profesyonel kariyer. evet yanlış duymadınız, bu devrimcilerin akıllı ve başarılı olanları, devrim danışmanlığı işine giriyor ve network’ün bir parçası olarak bir sonraki devrimde bire bir danışmanlık, yönlendirme yapıyor devrimcilere.

eğitim yöntemlerinden biri bilgisayar oyunu. evet, adamlar bildiğin devrim oyunu yazmışlar. oyunda amaç halkı isyana teşvik etmek. easy mode’da yolsuzlukla mücadele ediyorsun mesela, üst levellarda diktatörlükle falan. oyun yazmalarının gerekçesi ise gençlerin kitap okumaya üşenmesiymiş.

gelelim taktiklerine. bu kısımda gezi ile olan benzerlik, farklılıklarını da irdeleyeceğim.

popoviç taktiklerini, stratejilerini şöyle anlatıyor;

numaralardan biri herkesin meşgul olmasını sağlamak. yani işbölümü yapacaksın ve insanları çalıştıracaksın. gezideki gibi, kimisi mutfakta çalışacak, kimisi revirde, kimisi ihtiyaçları belirleyecek, depolayacak, twitter’da faaliyet gösterecek, temizlik yapacak vs. neden insanları meşgul ettiklerini şöyle açıklıyor popoviç, insanlar meşgulken korkmaya zamanları olmaz. ne demiştik az önce, korkuyu yok etmek en temel mesele. geziye uyuyor bence.

ikinci önemli konu grup kimliği yaratmak. insanlarda grup bilinci oluşturup, omuz omuza olduklarını , dayanışma ruhunu hissetmelerini sağlamak. bunun yollarından biri olarak tek tip/benzer kıyafetler giyilmesi öneriliyor. (hatırlayınız, gezi direnişinin ilk günlerinde siyah kıyafet önerisi gelmişti) kaldı ki, grup bilinci yaratmanın tek yolu da kıyafet değil. gezide bu grup bilinci ve dayanışma ruhunun olduğunu eylemciler sürekli dile getiriyorlar.

insanlara hep beraber şarkı söyletmek de, onların beraberlik ve dayanışma duygusunu güçlendiriyor. şarkı söylemek yani. gezide bol bol gördüğümüz şeylerden biri. davullar olmalı, marşlar olmalı, ritm olmalı diyor. vardı değil mi bunlar gezide? hatta şu anda bile yoğun eleştiri bombardımanına rağmen şarkı türkü olayından bir türlü vazgeçmemelerinin sebebi ne acaba?

ıslıklar olmalı, müzik olmalı ve eğlence olmalı diyor. gezi eğlenceliydi değil mi? ıslıklar? eğlence çok önemlidir diyor, altını çiziyor. mizah? şakalar, komiklikler, espriler, orantısız zekalar?

dışarıdan bakıldığında eğlenceli, komik, coşkulu bir cazibe merkezi tarif ediyor adam, kendi içinde ise disiplinli, düzenli, iş bölümü yapılmış ve herkesin bir işin ucundan tuttuğu bir ortam. bana gezideki ortama benziyor gibi geldi?

ilk başta bahsettiğimiz inatlaşma ise gezi parkında fazlasıyla var. sonuç olarak bu yöntemler uygulansa da uygulanmasa da en önemli olarak görülen iki konuda sonuca ulaşıldı;

1) eylemciler politik dirence (inat) sahipler,

2) eylemciler korkularını attılar, bunu bütün eylemcilerden duymuşsunuzdur (profesyonel olmayanlardan bahsediyorum)

burada zurnanın zırt dediği bir nokta var ki bence çok önemli. otpor/canvas’ın kurguladığı devrimde şiddet yok. bu konu üzerinde hassasiyetle duruyorlar ki çok mantıklı. gezi parkı eylemlerinin başlangıcına dönelim, isyan var, güven var, korkular yavaş yavaş atılıyor, polis şiddete başvuruyor ancak eylemcilerden gelen, kamuoyunda tiksinti oluşturacak bir şiddet yok. korkularını atmaları ve politik bir direnç kazanmaları mevzilerini kaybetmemeleri için çok önemli. şiddete başvurmamaları toplum nezdindeki sempatilerini ve destekçilerini arttırıyor. örneğin benim gibi iktidara oy vermiş insanları da yanlarına çekebilecekleri bir zemin kazanıyorlar. sıçtıkları nokta ise “devrimci şiddet” bu başka devrimci yalnız, sosyalist, komünist. yılların birikmiş şiddet kültürüne söz geçiremiyorlar ve kendilerini de ayrıştıramıyorlar. çünkü direniş alanında denetimi ellerinden kaçırıyorlar. kaos oluşuyor,o kaosun içinde bile kendi oluşumlarını devam ettirip, sosyalistleri, kürtleri etkileyebiliyorlar ama kontrol ellerinden gidiyor. şiddet uygulayanları “meşru müdafaa”zeminine oturtup savunmayı da deniyorlar ama bir türlü istedikleri noktaya çekemiyorlar işi.

tabii ki bu kadar deneyimli bir ekibin imaj konusunu atlaması mümkün değil, kırmızılı kız, pomanın önünde gitar çalan çocuk, pomanın sıktığı suya kollarını açan kız, bestelenen şarkılar, yazılan sloganlar vs. imaj güzel, imaj çekici. ancak molotoflular, banka yakanlar, akp binasını yakanlar işi bozuyor.

bu planlı devrimin hassas noktalarından biri de, rejimin adamlarını kazanmak. Popoviç videonun başlarında elinde kalem tahtaya bir şeyler çizerken şunu söylüyor, onlara yeni Mısır’da yerlerinin olduğunu hissettirin. yani devrimciler şu imajı çizmeli, bizim derdimiz yöneticilerle ve suç işleyenlerle. bu noktada adalet vurgusu önemli, adil bir biçimde yargılanacakları ve suçları varsa cezalarını çekecekleri mesajı verilmeli. ama rejim için çalışan, rejimle çalışan, rejime sempati duyan insanların “lan devrim mevrim olursa siki tuttuk” korkusu yaşamaması da önemli. gezi direnişi burada da, kemalist tayfaya söz geçiremediği için sıçıyor. Mustafa Kemal’in askerleriyiz diyorlar, bidon kafalı, makarnacı, bulgurcu diye giydirdikçe giydiriyor, Akp’ye oy verenlere biriktirdikleri kin ve nefreti içlerinde tutamıyorlar, iki dakka efendi olamıyorlar.

hala kafanızda şüpheler mi var? benim de var ve nihai bir karar verebilmiş değilim. işi devrim satmak olan bir grup insanın gezi olaylarına tamamen kayıtsız kalabileceğine ihtimal vermiyorum. mutlaka izlediklerine, ucundan kıyısından müdahil olmak istediklerine eminim ancak olayların tamamen onların başının altından çıktığına dair şüphem var. bu noktada şu hususun tekrar altını çizmek isterim, bu adamlar türkiye’den birilerinin devrim ihtiyacı/talebine servis sunuyorlar eğer bu işin içindelerse. demek istediğim şu; iran bu işin arkasında olsaydı derdi bize kendi rejimini ihraç etmek olurdu, bunların -bence- böyle bir derdi yok. bunlar içimizdeki devrimcilere, rahatsızlara, bu devrimi nasıl gerçekleştirecekleri konusunda eğitim veriyor ve devrim esnasında da taktik, stratejik yardımda bulunuyorlar.

dediğim gibi nihai karar vermiş değilim, bence siz de vermeyin. ancak şu videoyu da yukarıda anlatılan bağlamda bir izlemenizi öneririm;

https://www.youtube.com/…ature=youtube_gdata_player

videoda tanıdık bir isim çıkıyor karşımıza, memet ali alabora. mekan da tanıdık, gezi parkı. yıl 2011. bir grup genç, gezi parkında mangal yapıyor, suratlarında v for vendetta maskesi var. alabora kameraya konuşuyor, biz başka bir dünya istiyoruz, bunun için buradayız diyor. kuzey Afrikalı’dan dostlarından, İngiltere’de sokağa dökülenlerden, occupy wall street’ten bahsediyor. yağmur yağarken çadırımsı bir tente kuruyorlar, altında v for vendetta maskesiyle bekleşiyorlar, ellerindeki akıllı telefonlara zoom yapılıyor. sonra diğer katılımcılar konuşuyor “devletlerin bize karşı uyguladığı sansüre karşı bir ayaklanma” diyor ilk konuşan kız mesela, diğeri acaba en ideal yönetim şekli demokrasi mi, başka bir sistem bulunabilir, neden bulunmasın diye sorguluyor olayı, kapüşonlu bir delikanlı bu büyük bir sınav, bu sınavı veremezsen yok olursun falan diyor, gece oluyor hala oradalar. ayaklan İstanbul yazısıyla bitiyor video. eee amaç ne abi deme hissi uyandırıyor insanda. hakkatten amaç ne?

Nam-i mustear nickli yazar…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s