Dersim Yalanları ve Gerçekleri (1)

Dersim Yalanları ve Gerçekleri / Sinan MEYDAN

Daha önce kamuoyuyla paylaşılmayan belge ve bilgilerle yeni bir Dersim Dosyası:

Genç Cumhuriyetin Dersim’e yönelik operasyonunun nedeni Kürtleri yok etmek, soykırıma uğratmak mıdır, yoksa rejim karşıtı, bölücü bir isyanı bastırmak mıdır? Neden sadece Dersim olaylarının sonuçlarından söz edilirken olayların nedenlerinden hiç söz edilmemektedir? Şimdi gelin hep birlikte 1937-1938’e uzanıp, Dersim İsyanı‘nı anlamaya çalışalım.En kanıksanmış Cumhuriyet tarihi yalanlarından biri “Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün liderliğindeki genç Cumhuriyetin, 1937-1938 yıllarında Dersim’de Kürtleri katlettiği!” biçimindedir. Ülkemizde bugün, tarihçisinden gazetecisine, eğitimcisinden siyasetçisine kadar neredeyse herkes, Türkiye Cumhuriyeti’nin Dersim’de bir kıyım ve katliam yaptığını peşinen kabul etmiş gibidir.Örneğin, İsmail Beşikçi‘nin bir kitabının adı, Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi‘ dir. Hasan Cemal‘in bir yazısının adı da, “Dersim Katliamını Mazur Göstermeye Çalışmanın Ahmaklığı Üzerine” dir.”Dersim yalanı” Türkiye’de son zamanlarda sıkça siyasete alet edilmeye de başlanmıştır. Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Meclis kürsüsünden defalarca “Tek Parti döneminde Dersim’de katliam yapıldı!” demiştir.”Dersim’de katliam yapıldı!” iddiaları, bugün bazı iç ve dış Cumhuriyet düşmanlarınca, Türkiye‘yi soykırımla suçlamak için kullanılmak istenmektedir. Örneğin, 13 Kasım 2008’de Avrupa Parlamentosu himayesinde Dersim Soykırımı Konferansı düzenlenmiştir. Düzenleyenler, bu konferansın amacını, Ermeni, Süryani, Pontus Rumlarına karşı soykırım suçu işleyen Türkiye’nin suçlar listesine yeni bir insanlık suçu daha ekleniyor: “Dersim soykırımı” biçiminde açıklanmıştır. Prof. Dr. Ronald Mönch, Dersim’de yaşananların insanlık suçu olduğunu savunarak Atatürk ve dönemin Bakanlar Kurulu üyeleri ile üst düzey askeri yetkililer için, “Yaşasalardı savaş suçlusu olarak yargılanmaları gerekirdi!” demiştir.19 Kasım 2009’da Dersim Soykırımı Konferansı’nın ikincisi yine Brüksel’de yapılmıştır. Bu toplantılardan sonra, Dersim harekatının ‘soykırım’ olarak tanımlanmasını isteyen bir heyet, bu olayları Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne götürmek için harekete geçmiştir. Aralarında ABD’li avukat Prof. Dr. Barry Fisher ile Dink davası avukatı Erdal Doğan‘ın da bulunduğu heyet, 12 Nisan 2011’de Tunceli’de incelemelerde bulunmuştur. Dersim yalanı, kartopu misali büyüdükçe büyümüş ve sonunda 1937-1938 Dersim isyanını bastıran CHP içinden bazıları bile bugün “Evet! Dersim’de katliam yapıldı!” deme noktasına gelmiştir.

Peki ama gerçekte Dersim’de ne olmuştur?

Gerçekten de Atatürk ve İnönü, Dersim’de Kürtlerin katledilmesini mi emretmiştir?

Genç Cumhuriyetin Dersim’e yönelik operasyonunun nedeni Kürtleri yok etmek, soykırıma uğratmak mıdır, yoksa rejim karşıtı, bölücü bir isyanı bastırmak mıdır? Neden sadece Dersim olaylarının sonuçlarından söz edilirken olayların nedenlerinden hiç söz edilmemektedir?
Şimdi gelin hep birlikte 1937-1938’e uzanıp, Dersim İsyanı’nı anlamaya çalışalım.

Dersim İsyanı’nın Kökleri Koçgiri İsyanı‘nda gizlidir

Dersim İsyanı ve sonrasındaki Dersim harekatını anlamak için öncelikle Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Koçgiri İsyanı’na (1921) bakmak gerekir. Koçgiri İsyanı’nın zamanlaması, isyandaki emperyalizm parmağı, isyanda rol alan aktörler, isyanın bastırılma biçimi, isyanının bastırılma biçiminin istismar edilmesi, Cumhuriyet dönemindeki Dersim İsyanı’nı çağrıştırmaktadır. Dikkatli bir göz, Dersim İsyanı’nın köklerinin Koçgiri İsyanı’nda gizli olduğunu çok kolay bir biçimde görebilir. “Dersim sonuçtur; başlangıç Koçgiri İsyanı’dır”

Şimdi, sırasıyla Koçgiri İsyanı’ndan Dersim İsyanı’na uzanan düşünsel ve eylemsel çizgiye göz atalım ve Dersim’in Koçgiri’deki köklerini görelim:

1. Koçgiri İsyanı da Dersim İsyanı gibi emperyalistlerce kullanılmıştır: Koçgiri İsyanı’nı planlayan Kürt Teali Cemiyeti İngilizlerin kontrolünde bir cemiyettir. İngilizler, Kemalistlerin, Çerkez Ethem’le ve Yunan ilerleyişiyle iyice köşeye sıkıştığı bir zamanda Koçgiri İsyanı’nı organize ederek Milli hareketi sonuçsuz bırakmak istemişlerdir. Dersim İsyanı’nın arkasında da -Hatay meselesinin tartışıldığı günlerde Türkiye’nin elini zayıflatmak isteyen-Fransız emperyalizmi olduğu anlaşılmaktadır.

2. Koçgiri İsyanı da Dersim İsyanı gibi Bağımsız Kürdistan parolasıyla başlatılmıştır: Koçgiri İsyanında isyancıların taşıdığı yeşil, kırmızı, beyaz Kürdistan bayrağı ve isyancıların dillerindeki Kürdistan marşı, Baytar Nuri‘nin Sivas’ın Kangal ilçesinin Yellice bucağında Hüseyin Abdal Tekkesi‘nde yaptığı toplantıda, Sevr Antlaşması‘na uygun olarak bir Kürt devleti kurulması düşüncesini kabul ettirmesi, isyan sırasında Şadan aşiretinin Refahiye ilçesindeki hükümet konağına Kürt bayrağı çekmesi, Hozat toplantısı sonunda Baytar Nuri’nin babası İbrahim Ağa’nın hazırladığı 15 Kasım tarihli bildiriyle ayrılıkçı Kürt aşiretlerinin Ankara hükümetinden bir tür “özerk Kürdistan” talep etmeleri, Batı Dersim aşiretlerinin de 25 Kasım tarihli başka bir bildiriyle bağımsız Kürdistan talep etmeleri, İmranlı’daki yönetimi ele geçiren isyancıların hükümet konağına Kürt bayrağı çekmeleri ve Baytar Nuri’nin, “İlk önce Dersim’de Kürdistan istiklali ilan edilecek. Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek. Kürt milli kuvveti, Elazığ, Malatya istikametinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden resmen Kürdistan istiklalini,i tanımasını isteyecek” diyerek Koçgiri İsyanın amacını açıklaması, Koçgiri İsyanı’nın bağımsız Kürdistan isteğiyle çıkarıldığını şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde kanıtlamaktadır.

3. Koçgiri İsyanının baş aktörleri Dersim İsyanı’nda da karşımıza çıkmıştır:

Koçgiri İsyanı’yla Dersim İsyanı arasındaki bağın ve sürekliliğin en açık kanıtlarından biri, 1921 Koçgiri İsyanı’nda ön saflarda yer alan Baytar Nuri, Alişer ve Seyit Rıza gibi isimlerin, Dersim İsyanı’nda da karşımıza çıkacak olmasıdır. Dersim İsyanı’nın ele başı Seyit Rıza’nın, Koçgiri İsyanı’nın perde arkasındaki kışkırtıcılarından biri olduğu gerçeği nedense Cumhuriyet tarihi yalancılarınca hep gözden kaçırılmaktadır. Bazı Kürt aşiret liderlerinin ayrılıkçı Kürtlerden ayrılarak Ankara’ya gidip TBMM’ye katılmaları üzerine Seyit Rıza ön plana çıkmıştır. Adamlarıyla birlikte köyünden çıkarak Dersim’e gelen Seyit Rıza, Sivas’taki isyancılara gidecek yardımı organize etmeye başlamıştır. Bütün plan ve program hazırlanmıştır, kış atlatılır atlatılmaz bağımsızlık ilan edilecektir. İsyancılardan Baytar Nuri, bu planı şöyle açıklamıştır:
“İlk önce Dersim’de Kürdistan istiklali ilan edilecek. Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek. Kürt milli kuvveti, Elazığ, Malatya istikametinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden resmen Kürdistan istiklalini tanımasını isteyecek.”

İsyanın yeni önderlerinden Seyit Rıza, TBMM’ye katılan Kürt milletvekillerinin Dersim’i temsil etmediklerini, çünkü Doğu Anadolu’da bir Kürt yönetimi kurularak bağımsızlığın ilan edildiğini bildirmiştir. Bu sırada Dersim’deki ayrılıkçı aşiret liderleri üzerindeki baskısını artıran TBMM, Baytar Nuri’yi tutuklamıştır. Baytar Nuri’nin tutuklanmasına isyancı aşiretler büyük bir tepki göstermişlerdir. Seyit Rıza, Baytar Nuri’nin hemen serbest bırakılmasını aksi halde hiç zaman kaybetmeden Dersim’den Sivas’a saldıracaklarını bildirmiştir. Bir taraftan Yunan ilerleyişi, diğer taraftan da iç isyanlarla uğraşan TBMM, yeni bir isyanı göze alamayarak Seyit Rıza’nın isteğini kabul etmiş ve Baytar Nuri’yi serbest bırakmıştır. Bu arada Dersim mutasarrıfı da tehdit edilerek bölgeden uzaklaştırılmış ve bölgenin tüm hakimiyeti aşiretlerin eline geçmiştir.

4. Koçgiri İsyanı da Dersim İsyanı gibi “bastırılması sırasında aşırı güç kullanıldığı” iddiasıyla tartışma konusu olmuştur: Dersim isyanını bastırmakla görevlendirilen Nurettin Paşa’nın “aşırı güç kullandığı, Kürtlere baskı yaptığı, suçsuz insanları da öldürdüğü” iddiaları ve bu doğrultuda başlatılan propaganda çalışmaları sonunda, hem bir af çıkartılarak Kurtuluş Savaşı’nın en kritik aşamasında isyancı Kürtçülerin çoğu serbest bırakılmış, hem de Kürtçü propaganda çalışmalarıyla isyancı Kürtçüler adeta mağdur durumuna getirilmiştir. Bu mağdur edebiyatı, ayrılıkçı Kürtçü hareketin işini kolaylaştırmaktan başka hiçbir şeye yaramamıştır. Bilindiği gibi benzer bir aşırı güç kullanma iddiası ve bir mağdur edebiyatı da Dersim İsyanı’ndan sonra başlatılmıştır. 1921 Koçgiri İsyanı’nın TBMM temsilcisi Nurettin Paşa tarafından çok sert bir biçimde bastırılması ve bunun ayrılıkçı Kürtçülerce propaganda malzemesi haline getirilmesi, Kürt hafızasında “Kemalist sistemin Alevi-Kürtlere düşman olduğu” biçiminde yer etmiştir ve bu hafıza, sonradan 1937-1938’deki Alevi-Kürt Dersim İsyanı’na meşruiyet kazandırmak için kullanılmıştır.

Özetle, emperyalizm ve onun yerli işbirlikçisi durumundaki ayrılıkçı Kürtçü aşiret liderleri, Kurtuluş Savaşı sırasında Koçgiri İsyanı’yla gerçekleştiremedikleri bağımsız Kürdistan projesini, Cumhuriyet döneminde gerçekleştirmek için, bir anlamda kaldıkları yerden işe başlayarak Dersim İsyanı’nı örgütlemişlerdir. Yani, Dersim’in kökleri Koçgiri’de gizlidir… Dersim’in kökleri bir başka yerde daha gizlidir…

Dersim İsyanı’nın Kökleri: Hoybun Cemiyeti ve Ağrı İsyanları

Türkiye’de 1919’daki Koçgiri İsyanı’yla 1937-38’deki Dersim İsyanı arasında, emperyalizm destekli, “bölücü” ve “irticacı” çok sayıda Kürtçü isyan çıkmıştır. Bu isyanlar içinde, Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra en etkili Kürtçü isyan Ağrı İsyanlarıdır.

Koçgiri İsyanı, Nasturi İsyanı, Şeyh Sait İsyanı ve Ağrı İsyanlarının başarısız olması üzerine Dersim İsyanı; tertiplenmiştir. İlk Ağrı İsyanı Mayıs 1926’da, ikincisi Eylül 1927’de, üçüncüsü de Eylül1930’da çıkmıştır. Ağrı İsyanlarının arkasında Kürt-Ermeni dayanışmasıyla kurulan ayrılıkçı Hoybun Cemiyeti vardır. Hoybun Cemiyeti, Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra yurt dışına kaçan ve İngilizlerle işbirliğine giren Kürt liderleriyle Ermeni Taşnak liderleri arasındaki işbirliği sonunda kurulmuştur. Hoybun Cemiyeti’nin kuruluşuyla ilgili ilk toplantı 1927 Şubat’ında İngilizlerin Revandiz Kaymakamlığı’na getirdikleri Seyyit Taha’nnn evinde yapılmıştır. İngiltere’nin Irak olağanüstü komiser yardımcısı Edmons’un organize ettiği bu toplantıda Türkiye’de çıkarılacak bir isyanla ilgili olarak şu kararlar alınmıştır:

a) İngilizler, Kürtlere para ve ihtiyaç halinde silah yardımı yapacaklardır.
b) Nasturiler, Kürt kıyafetleri giyerek isyana katılacaklardır.
c) Hazırlıklar tamamlandıktan sonra harekete geçilecektir.
d) İsyan Şemdinli Yüksekova’dan başlayacak ve hedef Van’ın ele geçirilmesi olacaktır.

Taşnak Ermenilerinden Leon Emirizyon, Sultanyan ve Aris adlı kişilerinde katıldığı ikinci toplantı Mart 1927’de yine Siyyit Taha’nın evinde yapılmıştır. Şeyh Sait’in oğlu Ali Rıza ile kaçak subaylardan Kasım ve İhsan Nuri’nin de katıldığı bu toplantıda Cemiyetin adı Hoybun olarak tesbit edilmiştir.

Kuruluş hazırlıklarına Irak’ta İngilizlerin kontrolünde başlanan Hoybun Cemiyeti, esas kuruluş kongresini Fransa’nın kontrolünde ve Ermenilerin güçlü olduğu bir bölgede yapmıştır. Kongrede cemiyetin başkanlığına Celadet Ali Bedirhan seçilmiştir. Merkez heyeti üyeliklerine ise, Süreyya Bedirhan, Kamuran Ali Bedirhan, Memduh Selim, Nizamettin, Tevfîk Cemil, Haso Ağa, Mustafa Bozan, Halil Rahmi, Cesim Ağa (Şihnu) Şerif, İbrahim ve Emin Ali Ağa seçilmişlerdir. Hoybun Cemiyeti, doğrudan genç Türkiye Cumhuriyeti parçalamak için kurulmuştur. Nitekim, kongrede Hoybun Cemiyeti’nin kuruluş amacı belirtilirken, “Türk Kürdistanı’nın bağımsızlığı olarak” tespit edilmiş, Türkiye’nin dışındaki “hiçbir millet ve devlete karşı aleyhtar ve tecavüzkar bir vaziyet almamayı şiarı ittihaz eylemiştir” denilmiştir. Hoybun Cemiyeti, isyan hazırlıklarına başlamış ve bu amaçla 1928 yılında, “Türkiye’de Kürtlerin Katliamı” adlı 48 sayfalık bir kitapçık bastırmıştır.

Hoybun Cemiyeti, özellikle para toplamak ve propaganda yapmak amacıyla Paris Taşnak Merkezi üyesi Çamlıyan ile Süreyya Bedirhan yoğun faaliyetlerde bulunmuşlardır. Çamlıyan faaliyetlerini daha çok Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Mısır gibi ülkelerde yoğunlaştırmışken, Süreyya Bedirhan, Hoybun Cemiyeti’nin Avrupa temsilcisi olarak Paris’te bir büro açmış ve Avrupadaki faaliyetleri yürütmüştür. Süreyya Bedirhan, Avrupa’daki faaliyetlerinin yanında para toplamak ve Amerikan kamuoyunu etkileyerek ABD desteğini sağlamak amacıyla 1928 yılında ABD’ne gitmiştir. Hoybun Cemiyeti adına ABD’nin çeşitli yerlerinde konferanslar veren Süreyya Bedirhan ilk aşamada 20 bin dolar para toplamıştır.

Bedirhan, ABD’ndeki faaliyetleri esnasında Ermenilerle de yakın işbirliğine girmiş, Ermeni Kilisesi’nde de bir konferans vermiştir.

Süreyya Bedirhan’ın ABD’ndeki konferansları bir kitapçık halinde 1928 yılında Hoybun Cemiyeti tarafından İngilizce olarak yayınlanmıştır. Kitapçığa “Aynı Türk” başlığı adı altında bir giriş yazan Herbert Adams Gibboms; Süreyya Bedirhan’ın Kürt Milli Meclisi Hoybun’un temsilcisi olarak Kürdistan’ın durumunu Amerikan hükümeti ve insanlarına anlatmak için geldiğini belirtmiş ve Bedirhan’ın kısa bir biyografisini vermiştir.

Süreyya Bedirhan, Kürt isyanı ve medeniyeti adına Hoybun ve Kürdistan adına Amerika, İngiltere, Fransa ve İtalya’yı 1925 yılından beri Kürdistan’da Türklerin yaptıkları gaddarlığı incelemeleri için uluslararası bir komisyon kurmaya davet etmiştir.

Cemiyetin faal üyesi ve Ağrı isyanlarının elebaşısı İhsan Nuri, 1924 yılında Türkiye’den kaçarak Irak’a, dolayısıyla İngilizlere sığınmış, daha sonra 1930 yılında çıkan Ağrı İsyanları sırasında Kürtlerin davalarını Milletler Cemiyeti’ne götüreceğini basın aracılığıyla dolaylı yoldan duyurmuş, hatta Irak’ta yaptığı temaslarda böyle bir müracaatı teşvik etmiş, ayrıca Ağrı isyanları sırasında İngiltere’nin kontrolündeki Barzani Kürtleri, Irak sınırını geçerek Türkiye’ye saldırmıştır. Bütün bunlar dikkate alınacak olursa İngiltere’nin bölgedeki gelişmelerle yakından ilgilendiği ve en azından Türkiye’ye karşı yönlendirmeler ve kışkırtmalar yaptığını görülmektedir. 12 Nisan 1931 tarihinde İçişleri Bakanlığı’ndan Başbakanlığa gönderilen bir yazı ekindeki rapora göre; İngiltere’nin bölgedeki aşiretler ve gelişmelerle yakından ilgilenmesinin amacının, “Hakkari vilayeti ile Cizre’de dahil olmak üzere Irak Kürtleri hakimiyeti altında Irak ile Türkiye arasında bir Kürt hükümeti teşkil etmek” olarak değerlendirilmiş, bu amaçla Şeyh Mahmut’un Kürdistan Prensi ilan edileceği, Barzani şeyhi emri altına verecekleri, ve Nasturileri Kürtleştirmeye çalıştıkları belirtilmiştir.

Hoybun Cemiyeti, Temmuz 1929’da Halep’te iki toplantı yapmıştır. Bu toplantılara başta Celadet Ali Bedirhan, Memduh Selim, Cemilpaşa-zade Mehmet, Cemilpaşazade Kadri, Yado, Vahan Papazyan, Hrrşak Papazyan ve Karabet olmak üzere 45 kişi katılmıştır. Toplantılarda, Suriye’deki yerli ve Türkiye’den firari Kürtlerden “azami istifade edilmesi”, Türkiye’ye karşı yapılacak herhangi bir hareketin tam ve mükemmel olarak tamamlanmasına karar verilmiştir.

Hoybun-Taşnak ittifakında önem verildiği vurgulanan Dersim bölgesinde Koçgirili Alişir, Hoybun bildirilerini aşiretler arasında yayarak bu bölgelerin de Ağrı İsyanı’na destek olmasına zemin hazırlamıştır. Sonuçta Dersim aşiretleri üzerinde dini bir otoriteye sahip olan Seyit Rıza, devlet görevlilerine karşı direnişe geçmiş, bunun üzerine Ağrı bölgesinden oraya da kuvvet kaydırılmak zorunda kalınmıştır. Böylece merkezi Ağrı olan ayaklanmanın bütün Doğu Anadolu bölgesine yayılması hedeflenmiştir. Hoybun Cemiyeti dağıttığı bildiriler ve yaptığı propaganda ile isyancıların moralini yüksek tutmaya çalışmıştır. Nitekim Cemiyet, 1 Eylül’de yayınladığı bir bildiride, Türk ordusuna büyük kayıplar verdirildiği belirtilmiş ve aynı zamanda Türk kuvvetlerini, bazı köyleri yağmalamak ve bir çok insanı öldürmekle suçlamıştır.

Birinci Ağrı İsyanı, 16 Mayıs 1926’da Yusuf Taşo ve çetesinin İran sınırını geçip Beyazit köylerinden hayvan çalarak Ağrı yayalarına sığınması ve Hası Telli’nin halkı kışkırtmasıyla başlamıştır. İsyan başarıya ulaşmadan bir ay sonra bastırılmıştır.

1927 Eylül’ünde İkinci Ağrı İsyanı başlamıştır. Avrupa’da ve Amerika’da etkili olan ve Amerika’da bir şubesini açan Hoybun Cemiyeti, İkinci Ağrı İsyanı’nı desteklemiştir. Türkiye, Temmuz 1927’de Sovyet Rusya ile yaptığı bir anlaşma ile Kürt isyanlarına karşı Rusya’yı kendi yanına çekmeye çalışmıştır. Ağrı İsyanı’nda Sovyet orduları sınıra asker yığarak isyancıların hareket alanını daraltmıştır. 1928 yılına gelindiğinde İhsan Nuri liderliğindeki isyancı Kürt grupları Ağrı dağına hakim olmuşlardır. 2 bin kişiden fazla isyancı Kürt, dağlara çıkmıştır.

Hoybun Cemiyeti’nin organize ettiği Üçüncü Ağrı isyanı, 1930 yılında başlamıştır. Bölgedeki Celali, Süphanlı, Haydaranlı, Milanlı, Hasenanlı, Zirkanlı, Cibranlı ve Mokorlu aşiretlerinin katıldığı Ağrı İsyanı’nın lider kadrosuna Türk ordusundan firari yüzbaşı İhsan Nuri, Ermeni Zilan ve Bro Haso Telli oluşturmuştur. İsyana katılan aşiret mensuplarının yanında Ermeni ve Nasturi çeteleri de yer almıştır.

Genç Türkiye Cumhuriyeti, Hoybun Cemiyeti’nin organize ettiği Ağrı İsyanına karşı 1930 Haziran’ından itibaren askeri harekata başlama kararı almıştır. Mayıs 1930’da 4. ve 6. Kolordular Ağrı dağı yakınlarında toplanarak Ağrı İsyanı’nı bastırmak için harekete geçmiştir. İsyancılar, Türk ordusunun bir bölümünü üzerlerine çekerek asıl büyük ayaklanmaya destek vermek üzere aynı anda iki olay daha çıkarmışlardır. Bunlardan biri, 20 Haziran 1930 tarihinde Kör Hüseyin ve Eminpaşaoğullarının İran sınırını geçerek Zeylan’da başlattıkları isyandır. Bu isyanda öldürülen isyancının birinin üzerinde halkı isyana teşvik eden birkaç Hoybun Cemiyeti bildirisi ile mührü çıkmıştır. Bu sırada Doğu Anadolu’nun Dersim, Palu ve Viranşehir bölgelerinde de Hoybun Cemiyeti bildiriler dağıtarak halkı isyana çağırmıştır. Türkiye bu olayları bastırmaya çalışırken Irak’taki Şeyh Barzani ve Molla Hüseyin Şerif idaresindeki bir grup, Irak sınırından geçerek Oramar, Şal ve Şemdinli bölgelerinde de isyan çıkarmıştır.

7-14 Eylül 1930 tarihleri arasında yapılan askeri harekâtla Ağrı isyanı tamamen bastırılmıştır.

Özetlemek gerekirse;

1919’daki Koçgiri İsyanı’nı İngiltere desteklemiştir; Koçgiri İsyanı’na katılan isyancıların ele başları 1937-38’de Dersim İsyanı’nda da karşımıza çıkmıştır.
1924’te çıkan Nasturi İsyanı’nı İngiltere desteklemiştir.
1925’te çıkan Şeyh Sait İsyanı’nı İngiltere desteklemiştir.
1925’teki Şeyh Sait İsyanı sonrasında yurt dışına kaçan isyancılardan bazıları
1927 yılında Ermenilerle birlikte Hoybun Cemiyeti’ni kurmuştur. Hoybun Cemiyeti’ni İngiltere, Fransa ve ABD desteklemiştir.
1930’daki Ağrı İsyanı’nı Hoybun Cemiyeti’nce desteklenmiştir.
1937-38’deki Dersim İsyanı’nın alt yapısı 1928-29’da hazırlanmıştır.

Not: “Dersim Dosyası”ndaki bilgi ve belgelerin kaynaklarına, “Cumhuriyet Tarihi Yalanları, 2.Kitap” adlı kitabımdan ulaşılabilir.


One thought on “Dersim Yalanları ve Gerçekleri (1)

  1. M. M. dedi ki:

    Mantığınızı öyle çarpık kurmuşsunuz ki, Türk’ün yaşama hakkı ve bu uğurda mücadele hakkı var(Kürt’ü ezmek adına her türlü ödün, vaat ve teminatlar verilirken;Fransayla, İngiltereyle, Sovyetlerle hatta İran, Saddam’ın Irak’ı ve Suriyeyle ve diğerleriyle her türlü ittifaka giderken emperyalizmin işbirlikçisi olmuyor da… ) ama Kürt’ün de var olma hakkı ve bu uğurda mücadele etmiş olabileceği hiç aklınıza gelmemiş…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s