Dersim’i Çağlayangil ve Batur’dan Dinliyoruz

Seyit Rıza’nın idamında görev alan İhsan Sabri Çağlayangil’dan “Dersimlileri fare gibi boğdular, gaz kullandılar” sözlerini ilk duyanlardan biri o dönem bürokrat olan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu. Kılıçdaroğlu, 22 yıl sonra Öymen’e sessiz…

 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) genel başkan yardımcısı Onur Öymen‘in sözleriyle 10 Kasım’da tepkileri üzerine çektiği Dersim harekatı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ün Tunceli’de yaptığı ziyarette gündeme geldi.

Tuncelililer, kendilerini ziyaret eden Gül’e, 1938 yılında yaklaşık 12 bin kişinin Türkiye’nin değişik bölgelerine sürgün edildiği 40 ile 70 bin arasında insanın yaşamına mal olan Dersim harekatıyla ilgili, “devlet, iç barış için gönül alma veya özür mahiyetinde bir mesaj versin” istemini iletmişlerdi.

Bu sözler kamuoyunda tartışılmakta olduğu sırada Dersim meselesi, Mecliste yapılan demokratik açılım ön görüşmeleri sırasında Öymen’in hükümeti eleştirirken sarf ettiği sözler sadece Tunceli değil medya ve siyasette sert tepkilere neden oldu.

“Katliamı duyan Kılıçdaroğlu 22 yıl sonra tepkisiz”

Öymen, “Analar ağlamadı mı diyorsunuz? Analar ağladı diye kimse terörle mücadeleyi bırakmaz. Dersim isyanında da analar ağladı ama hiç kimse mücadeleyi bırakmadı o dönem. Sizin esasen terörle mücadele etmeye cesaretiniz yok” diyordu.

Öymen’in sözlerine tepkisiz kalan bir Cumhuriyet Halk Partili (CHP) de Kemal Kılıçdaroğlu idi. Oysa CHP Grup Başkan vekili ve İstanbul Milletvekili Kılıçdaroğlu, harekatın korkunç yönlerini ilk ağızdan duymuş bir kişiydi.

Hukukçu ve insan hakları savunucusu Hüseyin Aygün, 1987 yılında Tunceli’de kamu hizmetinde bir bürokrat olan Kılıçdaroğlu’nun Süleyman Demirel’in sağladığı bir randevuyla bizzat katliamın yaşandığı dönemde Seyit Rıza’nın idamında görev alan İhsan Sabri Çağlayangil ile buluşma imkanı bulduğunu ve şu sözleri işittiği söylüyor: “Dersimlileri fare gibi boğdular, gaz kullandılar”.

Bu söyleşiyi gerçekleştiren ve kayda alan kişi olan Kılıçdaroğlu, bu görüşmesinden 22 yıl sonra, Öymen’in sözleri kendisine hatırlatıldığında “yorum yok” diyecekti. (Kılıçdaroğlu’nun Çağlayangil’le yaptığı görüşmenin ses kaydı için tıklayınız)

Seyit Rıza’nın idamının yarınki yıldönümü öncesinde Bianet, Dersim harekatına tanıklık edenlerden Çağlayangil ve Muhsin Batur’dan o karanlık günleri aktarıyor:

Çağlayangil’den “Dersim Olayı”

Tanju Cılızoğlu‘nun hazırladığı ve Bilgi Yayınları’nın bastığı “Çağlayangil’in Anıları- Kader Bizi Una Değil, Üne İtti” kitabında (sayfa 72-73) isyancı olmakla suçlandığı için alelacele idam edilen Seyit Rıza ile ilgili bölüm Çağlayangil’den şöyle aktarılıyor:

…İşte bu olay, Dersim İsyanı’nın başlamasıdır. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: “Bu meseleyi kökünden hallediniz”

…Ceza İnfaz Kanunu, her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali, bir de çingene cellat buldu. Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var.

Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi, “Peki” dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı.

Kararlar okununca hâkim, ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarptırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar.

“İdam Tünne” diye bir vaveyla koptu.

Biz Seyit Rızayı aldık. Otomobilde, benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep, jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı.

“Asacaksınız” dedi ve bana döndü: “Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?”

Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. “Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz” dedi.

Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben, Fındık Hafız asılırken Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti.

Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti.

“Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir” dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.

Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. Ama ihtiyarın bu cesaretine takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet müdürüne, “Ben üşüdüm, otele gidiyorum” dedim.

Seyir Rıza asılırken ileride oğlunun da sesi geliyordu:

“Kulun kölen olam. Sığırtmacın olam. Gençliğime acıyın, öldürmeyin beni!”

Batur, anlatmamayı tercih ediyor, özür diliyor

Milliyet Yayınları’ndan çıkan “Anılar ve Görüşler- Üç Dönemin Perde Arkası” kitabında (sayfa 25) ise Muhsin Batur, Dersim harekatında yer alan emekli bir general olarak, bunun bir katliam olduğunu doğrularcasına şunları söylüyordu:

…Günlerden bir gün Alayımıza emir geldi… tren yolu ile Elazığ’a intikal edilecek, bir süre orada eğitim gördükten sonra o zamanlar Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yolculuğumuz 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti, Elazığ’ın biraz uzağında Harput’un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum.

Alaya verilen özel görev, Elazığ bölgesinde büyük bir manevra ve resmi geçit ile bitti… subaylara ve bizlere Atatürk imzalı birer madalya dağıttılar.

Alaya verilen bu görev bittikten sonra tekrar yük vagonlarına binerek Gaziantep’e doğru yola çıktık, Narlı istasyonunda indik, iki günlük bir yürüyüşten sonra bir manevraya katıldık. Rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak‘ın da manevrayı izlediğini, yapılan taarruzu beğendiği için tekrarını istediğini duyduk ve tekrarladık.

Ateş altında olduğumuz varsayımı ile hedef göstermeden sürünerek ilerliyor ve kısa sıçrayışlar yapıyorduk, bize böyle öğretmişlerdi… ancak tatbikat üzüm bağları içinde yapılıyordu… önümüzde daha iyi bir üzüm salkımı gördükçe öne doğru sıçrıyorduk.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s