İstanbul’a 3 köprü yetmez dördüncüsü de yapılmalı

Pera Müzesi, Beylerbeyi Sarayı gibi birçok tarihi mekanı restore eden mimar Sinan Genim, Topçu Kışlası’nın istenmeyişini geçmişimizle barışık olmayışımıza bağlıyor. Genim, 3. Köprünün zaruriyetini hatta 4. köprüye bile ihtiyaç olduğunu dile getiriyor.

Sinan Genim tarihi yapılarda imzası bulunan Türkiye’nin önde gelen mimarlarından. Genim İstanbul için Kanal İstanbul, 3. Köprü ve kentsel dönüşüm gibi yapılması düşünülen yeni projelerin ihtiyaç olduğunu bu oluşumlara karşı gelmenin kaybettireceğini söylüyor ve ekliyor: ‘İçinde yaşadığımız dönemde kimsenin isteklerini zorla bir başkasına, hele hele devlete kabul ettirmesi mümkün değildir.’

Cumhuriyet sonrası mimarimiz zayıflıyor, özgünleşemiyor, neden?

Osmanlı toplumunu oluşturan milletler arasında en son milliyetçilik yapan ve kendi devletini kuran millet Türk milletidir. Gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu gerekse daha öncesinde uzun süren bir ekonomik dar boğaz yaşanıyor. Ekonomisi sıkıntılı ülkelerde özgün bir mimari oluşum beklemek zaten imkansızı istemek gibi bir şeydir.

Cumhuriyet ilan edileli 90 yıl oldu. Şehir hala dönüşmedi mi?

Türkiye Cumhuriyeti’nin İstanbul’u yeni oluşturuluyor. İstanbul gibi aktif dünyanın merkezine yerleşmiş bir şehri herhangi bir şehir gibi yönetmeye başladığımızda karşımıza Topçu Kışlası gibi sorunlar çıkıyor. Şehirler de çocuk gibidir. Eğer bir çocuğa doğru bir aile içi eğitim verip, iyi okullarda okutursan çoğunlukla topluma faydalı bir kişi yetişmiş olur. Eğer bir çocuğa iyi bir eğitim imkanı tanımıyor, aile içi iyi bir eğitim veremiyorsan o çocuk her şey olabilir, ama ortadan yok olmaz. Şehirleri daha küçükken denetim altına alıp iyi bir yön çizemediyseniz sonuçları böyle oluyor. Uygulamakta olan imar planlarının süreklilik kazanamaması, her yönetim değişikliğinin farklı uygulama yapması da sorunu arttırıyor.

Çarpık yapılaşmanın sebebi ekonomimizin zayıflığı mı?

Sebep sadece ekonomi değil. Bizler uzun dönemler boyunca askerlik ve yöneticilik yapmış, pek çok konuda olduğu gibi yapı sanatını da başka insanlara bırakmışız. Bugün tüm şehirlerimizi büyük oranda kaplayan bu yapıların sebebi yapı sanatını bilmediğimizden. İnşaatın sadece ekonomisini kontrol etmişiz o kadar. Yapı sanatını daha yeni öğreniyoruz. Öğrenirken de ortaya çok kötü binalar çıkıyor.

100 SENEDE DÖNÜŞÜR

Şehirlerimiz neden bu kadar dejenere oldu?

Çünkü batıda uygulanan şehircilik anlayışının aynısı burada uygulanmaya çalışılıyor. Halbuki biz çoğu batı şehri ile aynı topoğrafik yapıya sahip değiliz. Onlar çoğunlukla şehirlerini düz alana kurmuşlar. Biz ise daha çok yamaçlara yerleşmişiz. İmar planlarımız giderek artan nüfusumuz ve şehirleşme oranımızı görmezden gelmiş, ben görmeyim de sen ne yaparsan yap mantığı veya bir başka deyişle ben imar planı hazırlıyorum, sen bir az bekle ben sana yer göstereceğim düşüncesi bizi içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya bırakmış.

Mimarlar bu konuda daha duyarlı olamaz mıydı?

Mimarların dikkate alındığını düşünmüyorum. Bütün kaosun sebebi de o zaten. Constantinus bu şehri dönüştürmeye başladığında sonuçlarını yüz yıl sonra görmüştür. Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında İstanbul’u alıyor. Fatih Camii’ni yaptırıyor ve Ayasofya’yı dönüştürüyor. Ancak, İstanbul’un bugünkü kimliğine kavuşması yaklaşık 100 yıl sonra, Kanuni Sultan Süleyman döneminde olmuş. Bence, bir şehirde hakimiyet kurmanızla o şehrin sizin kimliğinize dönüşmesi arasında en az yüz senelik bir zaman aralığı var.

 

BOĞAZ DÜNYANIN DÖRT YOL AĞZI

Kanal İstanbul projesi İstanbul’a değer katar mı?

Kanal İstanbul er geç yapılması gereken bir yatırım. Bu yatırımı biz gündeme getirmesek kısa süre sonra başkalarının dile getirmesi de kaçınılmaz bir sonuç. Giderek artan petrol ve doğalgaz tankeri trafiğinin de İstanbul ve Boğaziçi için oluşturduğu risk de görmezden gelinemeyecek bir mesele. Burada bir endişe söz konusu acaba İstanbul daha da mı büyüyecek? Dan Brown’un da söylediği gibi ‘İstanbul Doğu’nun Batı’yla buluşması / Dünyanın dört yol ağzı’. İstesek de istemesek de bu bir gerçek. Giderek globalleşen dünyada yalnız bizim insanımız değil, yabancılar da İstanbul’da yaşamak istiyor.

Kentsel dönüşümü destekliyor musunuz?

Elbette. Çünkü çoğu şehrimiz alelacele yapılmış, mimari kaygıdan çok insanların bir an evvel başını sokmak için düşünülmüş yapılarla dolu. Elbette bu yapıları çağdaşlaştırmak ve insanımıza yakışan mekanlar haline getirmek bir mecburiyet.Bu arada yeni yapılacak yapıların yüksekliklerinin artırılıp, zemin kullanımının en az %25’inin yöresel park, okul, sağlık yapısı ve benzeri hizmetlere ayrılması gerekir.

 

Geçmişimizle barışmamız sıkıntılı olacak

Kendimize has bir mimari ortaya koymak mümkün mü?

Global dünyanın içinde mimariye, güzel sanatlara hükmetmek mümkün değildir. Bu alanlarda denetim yapmaya kalkarsanız gelişmez. Şehirlerimizdeki her yapıyı denetlemeye kalktığımız için bu rezillik çıktı ortaya. Osmanlı İmparatorluğu’nun uyguladıgı yöntemler ile modern şehir ve şehir yönetimi hakkındaki bilgilerimiz yeterli düzeyde olmadığı için bugün bu haldeyiz.

Taksim Platformu Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılmamasını ve AKM’nin yıkımından vazgeçilmesini istiyor. Bu bir kontrol altına alma çabası değil mi?

Demokrasi ile yönetilen toplumlarda toplumun her kesiminin isteklerini çeşitli biçimlerde ortaya koyması doğal ve gereklidir. Ancak bu yöntem hiç bir zaman kaba güç ve şiddet içermemelidir. Ortaya konan tarz bir kontrol sağlama çabası olsa bile başarılı olması mümkün değildir. Çünkü içinde yaşadığımız dönemde kimsenin isteklerini zorla bir başkasına, hele hele devlete kabul ettirmesi mümkün değildir. İstanbul gibi bir dünya kentinin yönetimini için daha fazla uzlaşma kültürüne ihtiyaç duyduğumuz bir gerçek.

AKM yeniden yapılmalı mı?

Elbette bu alana yeni bir yapı yapılmasına ihtiyaç var. Anlayabildiğim kadarı ile iki noktada duyulan tereddüt toplumun bölünmesine yol açıyor. Burada yeni bir AVM veya otel yapılabileceği düşüncesi ve Atatürk isminin kaldırılacağı endişesi. Bunun yerine dünyanın önde gelen en az beş mimarına hazırlatılacak birer avan proje ile kamuoyunun önüne çıkmak ve yapının adının AKM olarak devam edeceğini açıklamak bir çözüm yolu olabilir. Diğer taraftan devlet er veya geç istediğini istediği gibi yapma imkanına sahiptir, bu gerçeği unutmamak lazım.

Topçu Kışlası yapılırsa Taksim’in ruhu değişir mi?

Elbette yapılan her yapı çevrenin görünüşünü değiştirir. Taksim Meydanı bu günkü görüntüsünü 1940’lı yılların başında alır. Günümüzde toplumun bir kesimi Taksim Kışlası’nın yıkılıp yerine Gezi Parkı’nın yapılmasını imparatorluğun tasfiyesinin bir devamı olarak görmekte, bu tasfiye sürecinin ne kadar acılı olduğunu hepimiz öğrenmekteyiz. Son otuz yıldır giderek artan bir hızla devam eden geçmişimizle barışma dönemi de aynı şekilde sıkıntılı olacak.

Yatırımlara ideolojik bakılmamalı

3. köprünün yapılması gündemde. Köprünün mimarisini beğendiniz mi?

Beğenmek mühim değil. Ama bir gerçek var ki, yeni bir köprüyü ihtiyaç vardır. Fakat biz bu işleri yaparken fazla acele ediyoruz. Bu yapıları daha geniş bir persfektifle değerlendirip bunun için önce avan projeler yapmalıyız. Bu denemeler uzun sürebilir. Gerektiğinde uluslararası proje yarışmaları açılabilir. Hiç unutmamaz gerekir ki, uzun araştırmalar ve bilgi birikimi sonucu ortaya çıkan yapılar, daha dayanıklı ve tarihte kalıcı olur.

Taksim Platformu 3. Köprü ile hava limanını istemiyor. Ne düşünüyorsunuz?

Şehrin büyümesinin getirdiği bir sonuçtur köprü. Türkiye’nin ekonomisi gelişiyor, nüfusu artıyor, dünya ticaretinden pay almak için uğraşıyor. Bu meselelere ideoloji üzerinden bakmamak gerekir. Bugün 3. Köprü ileride 4. Köprü bile olabilir. İhtiyaç ortaya çıktıysa sizin onu durdurmanız mümkün değil. Durdurmaya çalıştığınızda ülkenin içinde büyük kırılmalara yol açarsınız. Bu meselelere sadece siyasi ve ideolojik açıdan baktığınızda yanlış sonuçların ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor.

Platform köprüyü ekolojik dengeyi bozduğu gerekçesiyle istemiyor…

İstanbul’un coğrafyası ne yazık ki böyle. İnce dar bir şeridin ortasından deniz geçiyor. Tercihiniz yok. Ya bu şehri transfer edeceksiniz, ki elbette bu mümkün değil. Bunun yerine daha akılcı bir yöntemle deniz kenarında yeni şehirler kurmamız lazım. İnsanlar bu şehirlere yalnızca geceleri yatmak için değil, aynı zamanda iş hayatını da sürdürmek için de yerleşmeli.

Kaynak : Yenişafak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s