Bir Derviş Bir Yokmuş

20 Ekim 2001 / HARUN ODABAŞI
Hyman Rickover’e atfedilen ‘Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur’ sözünü duymayanınız yoktur. Uzaktan bakıldığında ‘Güzel Sözler’ kitabına girmeyi hak edecek kadar ışıltılı görünüyor.
Dedikodu ya da bol geyikli sohbetlerde Rickover’in bu vecizesi hemen etkisini gösterir ve insanlar kendilerine çeki düzen verme ihtiyacı hisseder. Söz, şahıslara ve olaylara takılmadan yoluna devam etmeyi ifade etse de şu günlerde bazı şüphelerim var; hatta Rickover’in çok bilmişçe söylediği bu sözün yanlış olduğuna inanıyorum.

7 aylık Kemal Derviş serüvenini etüt ederken birden bire kişilerin ve olayların hayatımızda ne kadar vazgeçilmez etkileri olduğunu fark ettim. Olaylar önemli. İşte 11 Eylül terörist saldırısı neticede bir olay ama bakın dünya nizamı kendisini yeni baştan tanımlamaya hazırlanıyor. Ülke sınırlarını gösteren coğrafya atlaslarını atmak zorunda kalabiliriz. Kişi deyip de geçemeyiz. Müjdeleyen, görevlendirilen, çığır açan, keşfeden, icat eden, savaşlar çıkartanlar hep kişiler değil mi?

Türk halkının Kemal Derviş ile diyaloğu tahmin edilenin de ötesinde çok iyi başlamıştı. Seçilmiş değil atanmış olması, IMF ile yapılacak yeni borç anlaşmasının şartlarının içerisinde yer alması etkilememişti halkı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e yakın bir güven havası vardı Derviş’in etrafında. Mevcut ekonomi kurmayları ile kıyaslandığında ışıltılı duruşu bizi de ikna etmiş, o dönemde Aksiyon dergisinde yaptığımız değerlendirmede, ekonomide çok başlılığın gideceğini ve bir tür başkanlık sisteminin geleceğini yazmıştık. Start alıştaki sükseye ve arkasındaki güce bakınca aslında bu tavrımızın anlaşılabilir bir tavır olduğunu düşünüyoruz. Ama atladığımız çok önemli iki faktör vardı. Türkiye değişime siyasi kadroları açısından hazır değildi ve Derviş acaba doğru bir isim miydi?

Kemal Derviş ekonominin durgunluğu bırakın küçülmeye gittiği, Kasım ve Şubat aylarında iki ciddi krizin yaşandığı ve siyasi iktidardan ümitlerin kesildiği bir atmosferde medyanın da tesiri ile bir mesih gibi girdi hayatımıza. Türk insanının sıkışan zamanlarda beklediği kurtarıcı fikrini temsil ettiği için olsa gerek hemen benimsendi. Konuşması, yaşama biçimi, kariyeri, soy kütüğü, eşi Cathrine Derviş’in saç modeli, hobileri mercek altına alındı.

Profesyonel PR’cı gibiydi

Kemal Derviş’in ilk hamleleri, “Arkasında PR şirketi mi var?” dedirtecek kadar ustacaydı. Aksatmadığı bir spor hayatı vardı. İlk geldiğinde tenis oynamak için Ankara Kavaklıdere Tenis Kulübü’nü mesken edinmişti. Hülya Avşar’dan sonra Kemal Derviş de tenisin Türkiye’de yaygınlaşmasına gönüllü katkı yapıyordu. Aynı zamanda akrabası da olan Prof. Dr. Celal Göle ile rezervasyonunu yaptırmıştı, sabah ve akşam hiç aksatmadan aynı saatlerde arkadaşları ile tenis oynuyordu. Sıradan sabah koşusunu yaparken bir taksi durağına uğrayıp şoförlerle Türkiye meselelerini konuşacak kadar güven dolu ve bizden biriydi. Hele “Herşey şeffaf olacak. Gizlimiz saklımız olmayacak. İcraatları halka anlatarak yolumuza devam edeceğiz” demesi yok muydu, doğrusu Derviş’e gönlü meyilli olanlar için müthiş bir açıklama idi. İşçi sendikaları ile görüşüyor, atacağı büyük adımlar için toplumsal mutabakat arıyordu.

Kemal Derviş’in Turgut Özal hayranı olduğunu söylemesi, Özal’ın bir dönem Derviş’i tuttuğu bilgisi Derviş ile Özal kıyaslamasını da arkasından getirdi. Derviş ikinci Özal olabilir miydi? Özal bile kıyaslamada aşağı bir yerde duruyordu. Prof. Dr. Nilüfer Göle, Kemal Derviş için Mustafa Kemal Derviş yakıştırması bile yaptı.

Fakat iş icraat safhasına geldiğinde teklemeler başladı. Dolar dizginlenemediği gibi haziran ayında hissetmeye başlayacağımızı vadettiği ekonomik rahatlama süresini ağustos ayına uzattı ama nafile. Ekim ayı başında da ‘yolumuz çok uzun ve zor’ sözü Deviş’in kaybettiğinin tescili gibiydi. Başkaları önemsemeyebilir ama Derviş hakkındaki olumsuz kanaatleri perçinleyen önemli bir kriter Petlas hakkında MİT’ten bilgi istemesi sırasında oluştu. Bu çıkışı ile sisteme tam angaje olduğunun kesin kanıtları ortaya çıkmıştı. Küreselleşmeyi savunan, Özal hayranı birisi böyle davranamazdı. Uluslararası standartlarda sermayenin kırmızısı, yeşili var mıydı. Onun da diğerlerinden farkı yoktu. Bu film daha önce de vizyona girmiş ve hasılat yapmamıştı. 1960’lı yılların başında Kemal Kurdaş, 1970’li yılların başında da Atila Karaosmanoğlu aynı şekilde kurtarıcı olarak Amerika’dan çağrılmış ve sonları hüsran olmuştu.

Merkez’in ilk temsilcisi Kemal Derviş

Nilüfer Göle’nin Derviş tahlilinde altı çizilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Kemal Derviş, Turgut Özal ya da Süleyman Demirel gibi çevreden gelmiyordu. O Merkez’in çocuğu idi. Yani Türkiye’nin mavi kanlıları benzetmesini yapabileceğimiz İstanbul aristokrasisinin bir temsilcisi. Ve Göle’ye göre merkez ilk defa Kemal Derviş ile iktidara gelmişti.

Kemal Derviş’e verilen medya ve aydın desteğinin arkasında onun içlerinden birisi olmasının rolü büyük. Yalçın Küçük televoleci ekonomi yazarlarının ve diğerlerinin Kemal Derviş’e verdikleri destek ile soy ağaçı arasında bağlantı kuruyor. Yalçın Küçük’e göre Kemal Derviş Sabetaist bir aileden. Kemal Derviş’in halası Sabiha Derviş, Zekeriya Sertel ile evli ve Sertel kitabında “Ben bir Sabetaist ile evlendim ama Sabetaist değilim” diyor. Medyada, vakıf ve dernek yönetimlerinde köşe başlarını Sabetaistlerin tuttuğuna değinen Yalçın Küçük, cemaat bağlantısının Kemal Derviş’e verilen destekte rol oynadığı kanaatinde.

Destekleyenler şimdi ne düşünüyor acaba?

Kemal Derviş hususunda medya da sınıfta kaldı. Anlı şanlı ekonomistlerimiz Kemal Derviş’e büyük destek vermişlerdi. Asaf Savaş Akat, Deniz Gökçe, Mahfi Eğilmez, Hurşit Güneş, Osman Ulugay ve Salih Neftçi bu desteği verenlerden bazıları. O günlerde büyük destek verenlerin ilginç bir tavrı var. Yanıldıklarını kabul etmemekle birlikte Derviş’in yanılttığını söylüyorlar. Hürriyet yazarı Salih Neftçi eleştirmekle beraber Derviş’e verdiği desteği devam ettiriyor. “Kemal büyük yanlışlar yaptı. Türkiye kamuoyunu iyi okuyamadı. Ve sanırım fazla bir hareket alanı da olmadı. Ama yine de bazı faydaları oldu. Bundan sonra daha deneyimli hareket edebilir.”

Bir kısmı ise Derviş balonunu önceden fark etmiş, ihtiyatla, hatta Derviş aleyhinde yazmışlardı. Enis Berberoğlu, Nurettin Canikli, Mustafa Mutlu, Engin Ardıç ilk akla gelenler. Bu noktada Cengiz Çandar’a özel olarak değinmek gerekiyor. Çandar kişisel olarak da tanıdığı Derviş hakkında duygusal davranmayarak mevcut siyasi yapı içerisinde başarılı olmasının imkansız olduğuna dönük cicim aylarında cesur yazılar yazdı.

Rakamların dili

Derviş’in ekonomideki somut performansına bakıldığında diğerlerinden farklı, ‘vay be’ dedirtecek bir icraatını göremiyoruz. Hatta hükümetin bile yapmaya cesaret edemeyeceği vergi artışlarına gitti. Köprü geçiş ve otoban ücretlerine yaptığı astronomik zam ve şimdilerde ev ve arabalardan alınmasını istediği ek vergiler hep Kemal Derviş patentli. Güneş Taner‘in dediği gibi, zam yapıp, vergileri artırmak için Amerika’dan adam getirtmeye gerek yoktu.

İstanbul eski Defterdarı Nurettin Canikli’nin dikkatlerden kaçan bir tespiti var. Canikli’ye göre Derviş’in Türkiye ekonomisine verdiği en büyük zarar iç borcun yaklaşık yüzde 25’lik bölümünü TL’den dövize dönüştürmesi. 8 milyar dolarlık iç borç, takas adı altında 1.160.000 TL’den dolara çevrilmişti. Söz konusu takas işlemi için Hazine’nin uğradığı zarar 4 katrilyon lirayı aştı. Doların fiyatı arttıkça Hazine’nin yükü de artmakta. Eğer doların fiyatı yıl sonunda 2 milyon TL olursa, bugünden itibaren ortaya çıkacak Hazine zararı 10 katrilyon lirayı bulacaktır. Bu rakam 2000 yılında yatırıma aktarılan paranın 3 katına denktir. Tarım kesiminin bütünü için ayrılan ödeneğin ise 10 katına eşit.

Derviş’in gelmesi ile birlikte kısa sürede üç önemli gelişme yaşandı. Devalüasyon ile birlikte halk nezdinde büyük itibar kaybına uğrayan hükümete yeni bir hayat eğrisi çizdi. Hatırlarsak o dönemde yoğun bir şekilde teknokratlar hükümeti formülü konuşuluyordu. İkincisi, IMF’nin vereceği yeni dolarların daha rahat gelmesine sebep oldu. Üçüncü olarak küresellleşme rüzgarına aykırı duran 15 yasanın Meclis’ten geçmesini sağladı. Aslında Derviş’in misyonu bu noktadan itibaren başlıyordu. Gelen paraları sünger gibi emen bataklığı kurutmak ve ekonomide özelleştirmeyi yaparak kamu maliyesindeki dengeyi tuttturmak. Fakat geçen 7 aylık sürede dolardaki artış, ekonomideki küçülme, işsizlikteki artış ve kişi başına düşen milli gelirdeki azalış Kemal Derviş’in sınıfta kaldığını gösteriyor.

İlk başlarda bir kurtarıcı olabileceğine belki Kemal Derviş de inanıyordu. Ancak gösterdiği performansa bakılırsa sıradanlaştığını kendisi de fark ediyor olsa gerek. Gözlerindeki eski kıvılcım kalmadı. Tenis kulübüne uğramaz oldu. Hükümet üyeleri ile tam bir uyum içerisinde bakanlık süresini dolduruyor. Hatta kısa bir süre sonra eski görevine geri bile dönebilir!

Kaynak : http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-7686-35-bir-dervis-bir-yokmus.html

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s