Aksiyon ; Ekmeleddin İhsanoğlu

Sayı: 1018 / Tarih : 01-07-1995

Türkçe’yi hafif Arap aksanıyla konuşan zarif bir Türk, Ekmeleddin İhsanoğlu. Dostları ona kısaca Ekmel Bey derler. İstanbul Üniversitesi’nde kurduğu Bilim Tarihi Bölümü’nün başkanı, İslam Konferansı Teşkilatı’na bağlı İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)’nin Genel Direktörü,
aynı teşkilata bağlı İslam Kültür Mirasını Koruma Komisyonu’nun sekreteri, Paris İlim Tarihi Akademisi ve Harvard Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Milletlerarası Danışma Kurulu üyesi…
Ekmel Bey’in unvanlarını, üye olarak yeral4ığı vakıfların, derneklerin, milletlerarası bilim kurumlarının, yayın kurulunda bulunduğu ilmi dergilerin tamamınısaymaya kalkışsam, Aksiyon ‘un bana ayırdığı iki sayfa herhalde dolardı. Bu dernek, vakıf, dergi ve kurumların faaliyet gösterdiği ülkeler arasında mekik dokuyarak Türkiye’nin gönüllü bilim ve kültür elçiliğini yapan Ekmel Bey’in dinamizmi hayret vericidir. Vaktinin çok büyük bir kısmı yolculuklarda geçtiği halde o kadar makale ve bildiriyi yazmak, editör olarak imza attığı kitapları hazırlamak, daha da önemlisi IRCICA’nın faaliyetlerini planlamak için nasıl vakit bulur, doğrusu, mümeyyiz vasfı tembellik olan yeni Türk insanının anlayabileceği iş değil.
Ekmel Bey’in romanı, 1943 yılında Kahire’de başlar. Babası İhsan Efendi, Yozgat’ta başlayıp İstanbul’da devam ettiği tahsilini Ezher Üniversitesi’nde tamamlamak için, 1924 yılında, Mehmed Akiri de taşıyan gemiyle Mısır’a gitmiş ve orada Rodoslu bir Türk ailesinin kızı olan Seniye Hanım’la evlenmiştir. Rodos, yakınlığı dolayısıyla, asrın başlarında Mısırlı Türk aristokrasisi tarafından sayfiye olarak kullanılmaktadır. Se niye Hanım’ın teyzesi ve ablası yazları Rodos’a tatil için gelen Mısırlı Türk ailelerine gelin giderler. Bu güzel ada İtalyanlar’ın eline geçince, Seniye Hanım’ın ailesi, tabii olarak iki kız verdikleri Mısır’a sığınmayı tercih edecektir.
İhsan Efendi, Ezher’den mezun olduktan sonra, kraliyet sarayının Osmanlı Arşivleri Bölümü’nde görevalır. Bir yandan da Sultan Mahmud Medresesi’nde müderris ve yönetici olarak çalışmaktadır. 1951 yılında kurulan Ayn Şems Üniversitesi’nin Şarkiyat Bölümü Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsü’nü de İhsan Efendi kurmuş ve ölümüne kadar (1961) burada görev yapmıştır. 1952 ihtilalinden sonra, saraydaki görevinden ayrılarak Milli Kütüphane’nin Şarkiyat Bölümü’nde çalışmaya başlayan ve burada Türkistanlı Nasrullah Tırazi ile birlikte dört ciltlik Osmanlı Yazmaları Kataloğu ‘nu hazırlayan İhsan Efendi’ye, Demokrat Parti döneminde Menderes tarafından dolaylı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı teklif edildiğini biliyoruz.
Mehmet Akif, Mısır’da kaldığı sürece en büyük yakınlığı Yozgatlı İhsan Efendi’den görmüştür. Ekmel Bey, babasıyla Akif arasındaki dostluğun çok derin olduğunu, bunun karakter bakımından birbirlerine çok benzemelerinden ileri geldiğini söylüyor. Nitekim Akif, yayılmasını istemediği Kur’an-ı Kerim tercümesini ondan başkasına emanet edememiştir.
Ekmel Bey, Akifin ölümünden yedi yıl sonra doğar; ama doğduğu ev, onun hatıralarıyla doludur. Mısır’da yaşayan ve Kahire’ye okumak için gelmiş Türkler bir araya geldiklerinde hep büyük şairden söz eder ve şiirlerini okurlar. İhsan Efendi, doğduğu günden itibaren kulakları Akif adıyla ve onun şiirinin sesiyle dolan küçük Ekmel’in edebi Türkçe’yi en iyi şekilde öğrenmesi için bütün gayretini göstermektedir. Ekmel Bey, çocukluğunda Saatli Maarif Takvimi’nin çok önemli bir yeri olduğunu, takvim yapraklarının arkasındaki beyitleri, dörtlükleri, atasözlerini, yemek tariflerini babasıyla birlikte okuyup Arapça’ya çevirdiklerini, daha sonra bunu kendisinin tek başına yaptığını söylüyor.
Esasen evde hep Türkçe konuşulmaktadır. Bu bakımdan anadilini öğrenme konusunda hiç sıkıntı çekmeyen küçük Ekmel, zamanla Saatli Maarif Takvimi’nden babasının kütüphanesindeki kitapıara geçer ve Hamid, Namık Kemal, Fikret, Akif, Rıza Tevfik, Yahya Kemal gibi birçok önemli Türk şair ve yazarım okur. Süleyman Şevket’in Güzel Yazılar
adlı antolojisindeki metinleri de okuya okuya adeta ezberlemiştir. .
Mısır’da, Ekmeleddin Bey’in yakından tanıdığı son Osmanlı nesli, Devlet-i Aliyye’nin batış yıllarını bütün acılarıyla yaşamış bir nesildir. Mensup oldukları köklü kültürü bütün incelikleriyle ifade eden bir yaşama üslubuna, davranış Mabına ve konuşma tarzına sahip, çok kültürlü, çok dil bilen, genişufuklu, olgun, derinlikli, seçkin insanlar. Herkesten saygı görseler de, hep bir hüsran duygusu içindedirler. Ne maddi imkanları vardır, ne teşkilatları. Gözleri her zaman daüssıla duygusuyla buğulu, zaman içinde kaybolup gitmeye mahkum bir nesil. Üstelik Nasır rejiminin ağır baskısını yaşamış, Mısır’ın düştüğü bütün felaketleri Osmanlı’ya bağlayan ırkçıların insafsızca suçlamalarına hedef olmak talihsizliğine de uğramışlardır.
Ekmel Bey, Mısır’da yaşayan Türkler için çok zor geçtiğini söylediği 1950’li yılları, Hidiv ısmail Paşa tarafından kurulan ve Kahire’nin en iyi liselerinden biri sayılan Hidiviye Lisesi’nde yaşar.fakat başarılı bir öğrencidir, geleceğe dair ümitleri vardır ve süper güçlerin uzay yarışını heyecan ve tecessüsle takip ederken fen bilimlerine büyük bir ilgi duymaya başlamıştır. Bunun için liseyi bitirince hiç tereddüt etmeden Ayn Şems Üniversitesi Fen Fakültesi’ne yazılır. Ne var ki, aynı yıl, babasının ölümüyle derinden sarsılacak, üstelik ailenin bütün yükü omuzlarına binecektir. İhsan Efendi Mısır vatandaşlığına geçmediği için Seniye Hanım’a emekli maaşı bağlanamaz. Böylece çalışmak zorunda kalan Ekmeleddin, babasının da görev yaptığı Milli Kütüphane’de iş bularak Türkçe yazma ve basma kitapların kataloglanmasında Nasrullah Tırazı ile birlikte çalışmaya başlar (1962-1966). Bu çalışma sırasında Türk kültürünün temel kaynaklarını yakından tanıyan ve yazma, basma, binlerce eseri gözden geçiren genç Ekmel’in ilgili alanı sürekli genişlemiştir.Hem okumak, hem çalışmak zorunda kalmasına rağmen, İngilizce öğretim yapan Fen Fakültesi’ni 1966’da pekiyi dereceyle bitiren Ekmel, bu iki yönlü çalışma sayesinde yeni bir disipline, bilim tarihine yönelir. Mezuniyetinden hemen sonra birçok iş teklifi alırsa da, o, fen bilimleri, bilim tarihi ve edebiyat çalışmalarını birlikte yürütmek niyetindedir. Bu arada Ezher Üniversitesi’nden gelen teklifi kabul eder ve master’ını asistan olarak girdiği bu üniversitede tamamlar. Ezher’deki görevi sırasında, mezun olduğu Ayn Şems Üniversitesi’nde de Türk Dili ve Edebiyatı okutmanı olarak görev almıştır.
O yıllarda Mısır’da yaşanan canlı fikir hayatına katkıda bulunmak için hummalı bir faaliyet içine giren Ekmel Bey’in, bir yandan bilim tarihiyle ilgili çalışmalar yaparken, diğer yandan da Türk kültürünü Araplar’a tanıtmak için Hamid, Tevfik Fikret, Mehmed Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl gibi şairlerden birçok eseri Arapça’ya tercüme ettiğini ve Türk edebiyatıyla ilgili etüdler yayımladığını görüyoruz. Genç Ekmel’in bu faaliyeti, çok geçmeden büyükelçi Semih Günver’in dikkatini ve ilgisini çekecektir. Bir gün Nazım Hikmet’in Ferhat ile Şirin’ini Ekmel Bey’e veren Semih Günver, çok beğendiği bu eserin Arapça’ya çevrilmesinde fayda gördüğünü söyler. Yıl 1968’dir. Ekmel Bey, kitabı okur, herhangi bir sakınca görmediği için çalışmaya başlar ve kısa sürede tamamlanan tercüme, önemli bir incelemeyle birlikte basılır. Ekmel Bey, gülerek, “Kitap basıldıktan sonra” diyor, “Semih Bey, nedense benden bucak bucak kaçmaya başladı.”
Ekmel Bey, daha sonra on üç Türk yazarından birer hikayenin yer aldığı bir antoloji hazırlar. 1970 yılında Mısır Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanan bu antolojinin başında elli sayfalık bir etüd vardır. Kültür Bakanı’nın imzasını taşıyan önsöz, aslında o sırada bakan danışmanı olan Necip Mahfuz tarafından yazılmıştır.
1970 yılında, master’ını tamamlayan Ekmel Bey, artık Mısır’daki misyonunu tamamladığını düşünerek annesi Seniye Hanım’ı alıp o güne kadar hiç görmediği ana vatana gelir ve doktora.&ını yapacağı Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde ‘”göreve başlar. İki yıl sonra da Prof. Dr. Emin Bilgiç’in kızı eczacı Füsun Hanım’la hayatını birleştirir. Doçentliğini de aynı fakültede alan Ekmel Bey, 1984 yılında da İstanbul Üniversitesi Fen Fakül
tesi’ne profesör olarak intisap ederek Bilim Tarihi Anabilim Dalı’nı kuracaktır. Türkiye’nin ilk Bilim Tarihi Kurumu da Ekmel Bey’in damgasını taşımaktadır.
Ekmel Bey, asıl büyük hizmetlerini, şüphesiz, mükemmel Arapça’sı, İngilizce’si ve İslam dünyası hakkındaki derin bilgisi dolayısıyla 1980 yılında başına getirildiği IRCICA bünyesinde gerçekleştirmektedir. On beş yıl içinde Türk ve İslam kültürü konusunda benzersiz bir ihtisas kütüphanesine ve arşivine sahip olan IRCICA, yayımladığı kitaplar, düzenlediği milletlerarası ilmı toplantılar, yarışmalar, geliştirdiği projeler ve İslam ülkeleri arasında kurduğu sağlam kültür köprüsüyle bugün dünya çapında bir itibara sahiptir ve bunu öncelikle Ekmel Bey’e borçludur.
Ve siz bu yazıyı okurken, Ekmel Bey, eğer herhangi bir İslam ülkesinden gelen kalabalık bir heyeti ağırlamıyorsa, kendisini mesela Malezya’ya götüren bir uçakta, bir gün sonra toplanacak milletlerarası kongrede yapacağı konuşmayı
hazırlıyor olabilir.

01.07.1995

Beşir Ayvazoğlu

 

Kaynak : Aksiyon Dergisi

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s