Bonzai bir laboratuvar kazasıydı!

fft81_mf2265779
Nereden çıktı bu bonzai? Nasıl bu kadar çabuk yaygınlaşabildi? Bağımlılığı nasıl tedavi edilir? Veya edilebilir mi? Genç insanların beyninde, hafızasında ve kişiliğinde yarattığı hasardan geri dönüş var mı? ‘Bırakma’ sürecinde aile ne yapmalı ve en önemlisi ne ‘yapmamalı’? Ailelere destek veren kurumlar var mı? Psikiyatrist Dr. İlker Küçükparlak, anlattı.

Kaynak Haber: EMEL ALPTEKİN – emel.alptekin@radikal.com.tr / Arşivi 03/07/2014 13:47

Bonzaiyle ilgili bilinmezlikler, nasıl ortaya çıktığıyla ve içinde ne olduğuyla başlıyor. Bonzai, aslında bir tür laboratuvar kazası. ABD’de, yaklaşık 29 yıl önce, “İnsanlara esrar vermeden, esrarın etkilerini taklit edecek tamamen sentetik bir madde, bir molekül üretebilir miyiz acaba” merakıyla başlamış. Hayvanlar üzerinde test edilmiş. Hedef, esrarın sakinleştirici, uyutucu, iştah açıcı etkilerini ‘taklit edecek’ sentetik bir madde, bir ‘ilaç’ üretmek. Ama formül başka ellere geçince, sonuç bonzai. Psikiyatrist Dr. İlker Küçükparlak yanıtladı.

“Bonzai esrarın etken maddesi olan THC’nin laboratuvarda üretilmiş, sentetik hali. 20 kadar ayrı türevi var. Bu kadar fazla türevi olması bonzainin etkilerinin de değişken olmasına neden oluyor. Her parti üründe farklı etki olabiliyor” diyorsunuz. Yani, asıl mesele içine fare zehiri, tarım ilacı falan katılması değil, bonzai sentetik esrar ve en az 20 değişik türü var öyle mi? 
Evet, bonzai aslında laboratuvarda bilimsel çalışma amacıyla, esrarın beyindeki etkilerini incelemek için, hayvan deneylerinde kullanmak üzere üretilmiş bir molekül. 1995 yılında Güney Carolina’da Clemson Üniversitesi’nden John W. Huffman tarafından laboratuvarda sentezlenmiş. Huffman halen piyasada bulunan JWH-073 ve JWH-018 moleküllerini üretmiş ve bunlara kendi adının baş harflerini vermiş. Ancak formül sızıyor. Halen küçük küçük değişikliklerle bu molekülden yeni varyasyonları üretilmeye devam ediliyor. En az 20 varyasyonu var. Testlerinin pahalı olmasının, devlet hastanelerindeki testlerde bazen tespit edilememesinin nedenlerinden biri bu. Hastaların üzerinden çıktığı için tanıyoruz. Başlangıçta ıslak mendilleri andıran içi alümünyumlu satılıyordu. Sıvı olarak üretiliyor. Sonra adaçayı gibi bitkilere emdiriliyor ve bitki formunda satılıyor. Açık sarıya çalan yeşil bir rengi var. Ayrıca daha pütürlü, granüllü bir görünümü var. Avrupa’ya 2004 yılında giriyor. Türkiye ’de de son 4-5 yıldır yaygın şekilde tüketilmekte olduğunu gözlemliyoruz.

‘HOCAM KURTAR BİZİ’ 
Siz ilk ne zaman duydunuz?
4-5 senesi var. İnsanlar bonzai piyasaya girince, “Esrarın daha keyif vereni” diye düşündüler. Oysa o kadar hızlı bir bağımlılık yapıyor ve fiziksel yıkımı öyle fazla ki. Eskiden bize bu kadar ısrarla, tedavi olmak istiyorum diye gelenler eroin bağımlıları olurdu. Esrar bağımlıları değil. Yıllarca esrar kullanıp tedaviyi aklından bile geçirmeyenler bonzaiye geçtikten sonra “Hocam kurtar bizi” diye gelmeye başladı. Bonzaiden sonra servislerde yatış oranı değişti. Yaşattığı çaresizlik ve hastanın kurtulma motivasyonu açısından esrarla değil ancak eroinle karşılaştırılabilir.
Aslına bakarsanız ne kullanıyorsa kullansın bu bireyin kendi tercihidir. Ama şu bilinsin, bu esrar değil. Tüm bilişsel yetenekler, konsantrasyon ve hafıza üzerinde yıkıcı etkisi var. Ve bu etkiler kullanmaya başladıktan sonra hemen birkaç ay içinde başlıyor. Psikotik etkileri şizofreni dahil olabiliyor. Paranoya başlıyor. Arkadaşları ona tuzak mı kuruyor, ailesi kendisini zehirliyor mu? Ve haliyle bunlar bütün ilişkilerini etkiliyor…

Tedavisinde kullanılan ilaçlar var mı? Bunlar ne kadar etkili?
Bağımlılığın bir ilacı yok. Verdiğimiz ilaçlar sadece bağımlı uyuyamıyorsa uyuması, öfke krizleri geçiriyorsa sakinleşmesi, paranoya düşünceleri varsa bunlarla baş etmesi için verdiğimiz ilaçlar.

YOKSUL BAĞIMLILAR NE YAPSIN? 
Tedavide ilk olarak ne yapılmalı? Aslında bunu yoksul aileler ve olmayanlar açısından iki aşamalı sormak gerekiyor belki… Tedavide bağımlının bonzainin temin edildiği, kullanıldığı ortamdan uzaklaşması; kendini müzikle, sanatla, sporla veya herhangi bir şeyle ifade edebileceği bir hayat kurup sürdürmesi etkili deniliyor. Ama eğer bonzainin peynir ekmek gibi satıldığı bir semtte, yoksul bir anne-babaysam ve bonzai bağımlısı bir çocuğum varsa ne yapmalıyım?

Her iki durumda da şu 3 aşama önemli. Bağımlılıkta ilk aşama, durumun farkına varmak. Çünkü bağımlılar bağımlı olduklarını inkar ederler. Birincisi durumun adını koyacak. “Ben bağımlıyım.” İkincisi karar vermek. Şunları yaparsam bırakabilirim. Ve ardından üçüncü aşamada harekete geçmek başlar. Bunlar olmadan bağımlılık tedavisi olmaz. Hastalara hep söyleriz. Bir koltuk değneğiyiz. Ama çok iyi bir koltuk değneğiniz olsa bile eğer sizin yerinizden kalkmaya niyetiniz yoksa işe yaramaz. Bunlar bilinmeyince ailelerin şöyle bir telaşı oluyor. “Doktora götüreyim, çocuğumu yatırsın.” Ama arada o kız var. O bağımlığının tedavisi için karar vermemiş olabilir. Bu durumda ailelere rol düşüyor.

AİLELER BAĞIMLILIĞI ÖDÜLLENDİRİYOR MU?

Nedir ailelere düşen rol? Ne yapacak aile, ne yapmayacak? 
Türkiye’de tedavide en büyük engel, ailenin bireyden ‘ayrışamamış’ olması ve bağımlığı ödüllendiren tavır göstermesi. Ailenin telaşı, aşırı desteği, kendini suçlaması ve vicdan azabı…. “Çocuğumu iyi bir okula yollayamadık ondan oldu” gibi. Ayrışamamış, kendini suçlayan hata mı yaptık diyen ailelerde böyle bir sıkıntı oluyor. Özellikleİstanbul ’da ebeveynlerin ciddi sıkıntıları var. “Çocuğa zaman ayıramadık” diye suçluluk duyuyorlar ve bunu çeşitli rüşvetlerle kapatmaya çalışıyorlar. Gelir düzeyi iyi ailelerde etkinlikler, yüzme kursları, baleler vesaire ile. Gelir düzeyi düşük ailelerde ise “Zaten çocuğa pek bir şey veremedik, bari şu yaptığını görmezden geliverelim, aramızı bozmayalım” düşüncesiyle. Bunlar sınırları bozan, sorumluluğu dışsallaştıran, bağımlık riskini artıran davranışlar.
Bonzai bağımlısı eşya satar, o eşya yerine konulur. İşten çıkartılır, cep harçlığı cebine konulur. Bunlar bağımlılığı ödüllendiren tavırlardır. “Biz senin arkanı toplayacağız” mesajıdır. Adam, evli ama ailem deyince hala anne babasını anlatıyor. 30 yaşında ama çocuk gibi ve hala kendi adına karar veremezmiş gibi davranılıyor. Yurt dışındaki meslektaşlarımız tedavide aileyi sürece katmaya çalışıyorlar. Çünkü orada aile kopuk. Biz ise ‘çıkarmaya’ çalışıyoruz. Yurt dışındaki meslektaşlarımız bazen sorarlar bize “ Türk bir hastam var, durum çok karışık” diye.
Bağımlıda muhakeme bozukluğu var mı? Yok. Zeka geriliği var mı? Yok. Madde kullandığı zaman olumsuz etkilerini biliyor mu, sonuçlarını biliyor mu? Biliyor. Bu durumda bağımlılığı yüzünden para kazanamaz hale gelirse bunun sonuçlarını görmeli. Bağımlılıkla ilgili sıkıntıları, eğer siz tolere etmeye devam ederseniz, ödüllendirmiş olursunuz. Ama eğer bağımlı bırakma çabasındaysa, durum tersine döner.

Nasıl tersine döner? O zaman bağımlının deyim yerindeyse ‘başüstünde’ tutulması gerekir. Çünkü bağımlılık çok kuvvetlidir. Tütün en basit bağımlılık, ama adam kanser oluyor ve boğazındaki bir delikten hala sigara içmeye çalışıyor. Tütün altı üstü bu. Kişiyi bağımlılıkla ‘mücadele ederken’ başınızın üstünde taşıyın.

KRİZİ, KRİZ GELMEDEN ÖNCE KONUŞUN

Tedavi sürecinde görülen öfke ve ağlama krizlerinde kişinin yakınları ne yapmalı?

Bahsettiğiniz durumda aile hastaya sorsun. Yalnız kalmaya mı ihtiyacı var, tam aksi mi yoksa konuşmak ve aklını dağıtmak mı ister, üzerine varılmasın mı? Bu soruların standart bir yanıtı yok. Aslında bizim aile ve bağımlı kişilere önerimiz, böyle bir sorun oluşmadan önce buna yönelik bir plan yapmaları ve hazırlıklı olmaları yönünde. Buna ‘kriz planı’ deriz, bu kriz planı, ortada kriz yokken bağımlı kişinin talepleri doğrultusunda oluşturulmalı ve kriz anında devreye sokulmalı. Yoksa kriz karar verme sürecini iyice zorlaştıran bir ortam. Tekrar hatırlatayım, böyle bir krizde ne yapılacağı ne ailenin ne de bizlerin bağımlı kişi adına karar vermememiz, en fazla öneride bulunmamız gerekiyor.

Bağımlı olduğunu kabul etmiş, bunu değiştirmeye karar vermiş ve harekete geçmiş bağımlılar da zaman zaman yeniden madde kullanabiliyor. Bu durumda tedaviden vazgeçmiş mi sayılır? Yakınları ne yapmalı?

Biz buna ‘laps’ (kayma) deriz. Bu durum bağımlılığın bir gerçeğidir. Bağımlılıkta “Bıraktım ve toptan bıraktım” diye bir durum yoktur. İnsanlar zaman zaman şunu görmek istiyorlar: “Bıraktım ama bakayım kontrol edebiliyor muyum?” Veya yoksunluk krizleri artık bitmiş ama maddenin keyif verici etkilerini özleme olabiliyor. Bazı bağımlılar kendisi farkına varamaz, ama riskli davranışlar göstermeye başlar, tekrar eski arkadaşlarla görüşmeye başlar, eski ortamlarına girer ve davranışlarıyla kendi kendine tuzak kurmaya başlar.

Muhit değiştirmek, eski arkadaşlarla görüşmemek etkili mi?

Bir maddeyi denemiş olmakla ilgili bilinen en büyük risk, çevre. Eğer çevrede o madde varsa deniyor çocuklar, bu bir kural değil ama bağımlı olabiliyorlar. Bir de koşullanma etkisi var: Hatırlatan kişiler, yerler ve duygular gibi. Diyelim maddeyi Ahmet ile birlikte kullandınız. ‘Ahmet’i her gördüğünüzde maddeyi hatırlayacaksınız. Bu deneylerle de kanıtlanmış. Eroin bağımlılarına yıllar sonra enjektör gösterildiğinde bile, beyinde madde kullanmayla ilgili bölge aktif hale geçiyor. Ayrıca bağımlının kendisi de o anda bağımlılıkla ilgili duygular yaşadığını söylüyor. Yani ‘Ahmet’ belki çok iyi bir insandır ama sadece sana zararlı. İki arkadaş, birlikte bıraksalar bile bu böyle. ‘Ahmet’in koşullanma etkisi var. Bağımlılıkla oyun oynanmaz, test edilmez. Bu, “Acaba iyileşti mi“ diye görmek için kaynadıktan sonra kırık kolla yeniden duvara yumruk atmak gibi.

Şehir değiştirmek etkili olur mu? Kritik bir durum var. Bağımlı az önce söylediğimiz 3 basamaktan birinde değilse etkili olmaz. “5 kere taşındık orada da içiyor” diyen aileler var. “Evden hiç çıkmıyorum, çıkınca canım isteyebilir” diyen, “Pencereden baksam kullanan birini görürüm” diye pencerelerden uzak bile duran hastalar var.

YATIRMAK, ÇARE Mİ? 
Bağımlıyı ‘yatırmak’ peki etkili mi?
Türkiye’de kendi isteği yoksa, ailenin isteğiyle bir kişinin bağımlılık tedavisi için hastaneye yatırılması yasal olarak zaten mümkün değil, bu bir. AMATEM’lerde de insanları zorla tutamazsınız, istedikleri zaman çıkarlar. Ayrıca kişi istemiyorsa zaten tedavi de işe yaramaz. Son zamanlarda bazı özel merkezlerde ailelerin isteğiyle hastaların yatırıldığı oluyor. Ancak yasal olarak hastanın zorla yatırılması mümkün değil. Ayrıca tedavi isteği kırıldığı için aksi sonuç da verebilir.
İstisna olarak kişinin kendine ve etrafına zarar verme durumu vardır ve yatırılması konusunda TCK gereği, mahkeme kararı vardır. Bu durumda da hastayı ‘yatırmama’ şansınız olmaz. Veya bulunduğu ortam çok risklidir, o zaman yatarak tedavi önerilebilir.

Aile gruplarından söz ediliyor? Nedir? 
Aile grupları, topluca yapılan bir grup etkinliği. Bakırköy ve Erenköy’deki AMATEM’lerde belli günlerde oluyor. Katılmanın herhangi bir şartı yok sadece önceden kayıt olmanız gerekiyor. Avantajı, ailelerin birbirlerine önerileri olabiliyor. Aile bu durumla baş etmek zorunda olan tek ailenin kendisi olmadığını görüp daha soğukkanlı davranabiliyor. Bağımlılığın tabiatı anlatılıyor ailelere. Örneğin aile utanıyor. Soruluyor “Peki utanıyor ve ne yapıyorsunuz?” Saklamak, tedaviyi geciktirir. Veya aile çok öfkeli. Devlete, polise, medyaya, doktora öfkeli… İşin içinden çıkamıyor ve tedavi gecikiyor. Ailedeki duyguların bağımlılık üzerindeki etkileri var ve bu bazen kısırdöngüye yol açabiliyor. Ve aile gruplarına herkes katılabilir, gelenlere sen kimsin, nesisin diye sorulmuyor, önemi de yok çünkü.

Bonzai bağımlılığında ortaya çıkan şizofreni, paranoya, kişilik değişimi; bonzainin beyinde, hafızada yarattığı hasarlar tedaviyle birlikte geçer mi veya hafifler mi? Yoksa bunlar kalıcı etkiler mi? Hem bellek ve konsantrasyonla ilgili (bilişsel) etkileri hem de şizofreni benzeri (psikotik) etkilerinin tam anlamıyla geri dönüşümlü olup olamayacağı, bazı olasılıklara bağlı. Bağımlılık süresi kısaysa, şiddeti (madde kullanım miktarı) düşük ve belki en önemlisi kişinin yaşı gençse geri dönüşlü oluyor. Tedavi ile ne olursa olsun bu parametrelerde bir iyileşme olacaktır ama tam düzelme için bu faktörlere göre bir prediksiyon (tahmin) yapabiliyoruz.


Psikiyatr Dr. İlker Küçükparlak, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde ve Erenköy AMATEM’de görev yaptı. Halen serbest çalışıyor. Radikal Blog yazarı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s