Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif.
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin.
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna,
ne kadar yaşarsan yaşa, sevdiğin kadardır ömrün.
Gülebildiğin kadar mutlusun,
üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hisseciğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.
İste budur hayat!
İste budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
bebek ağladığı kadar bebektir
ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren:
Sevdiğin kadar sevilirsin…

Can Yücel

çocuktum..

Oysa ben çocuktum
Yüreğime parmak izini basıp geçtin
Silemedim
Avuçlarından içtiğim aşkın imlasını bozan ben değildim
Ki yerli yersiz üç nokta iliştirdin sevdama
Ömrümü vesairelere sığdıramadım
Çocuktum
Hazırda umutlarım vardı.

Ben bu şehre adınla biten şiirler serperim..
Sokaklarına konduramadım bedenimi..yoktu…
Kapımın önünden geçmeyecektin
Penceremden bakamayacaktım sana…
Yaralandım

Çocuktum işte
Gelirsin sandım
Yanıldım
Bitti derken
Her günümde seni bir bir çoğalttım.
Sabırsızlığım,açlığımdan senli günlerime.

Çocuktum adın yaktı ellerimi
Tutunamadım bir daha ”sen” diye hiç kimseye…
Yollar,yıllar,hasret bitirmedi seni;beni bitirdiği kadar…
Çocuktum
Yüreğimi alıp kaçtın!
Hani diyorum son defa gözlerimden düşsen
Sevdanın yatağını şaşırmış nehirlerine..

Büyümek buymuş işte…
Korkuların biçim değiştirmesi
Gece yatağıma
Gündüz yanağıma yapışan

Oyun oynarken bile kambur gibi sırtımda taşıdığım telaşlarımdın
Eziktim
Çocuktum işte…Yüreğime parmak izini basıp geçtin
Bir ses…Bir adamın sesi
Ve bir kadın…Hayatı avuçlarının içinde taşıyan..
Kurduğum hayallere çakılan korkularım
”kalktım” derken düştüğüm
”başladım” derken bittiğim
Artık boş mezarlıklara dönen evlerde adım anılır.
Ve ben yeniden doğmak için
Kahramansız masallar dinlerim
Hep ”yokmuş” diye başlayan…

Çocuktum..adın elime battı
Koparmışken tutunduğum ipleri
Dizginlerimi salmışken boşluğa
Zamansız bir aşk yağdı….ıslandım….
Korunaklarım yoktu…
Sokaklarda minyatür aşklar yaşanıyordu
Yüzü yoktu hiçbirisinin
Kaldırımlarına gölgeler düşmüyordu bu kentin…Heybesine gün sarhoşu mart çığlıkları yüklemiş yolcular
Geçip gidiyordu aklımın dolambaçlı yollarından.
Kimsesizliğe yenilen…
Korkusuna eksik anlamlar yüklenmiş erguvanlar,
Uğurlarken hüzün kuşlarını,
Uzak kentler yıkılıyordu gözlerimin tutunduğu boşluklara.
Ve hiçbir aşk vitrinlerini süslemiyordu
Bir yığın bedeb gülüşlerini arıyordu köşe başlarında
Ve hiçbir yangın içimi ısıtmıyordu sevdan kadar
Tarifi yoktu kederimin…

Çocuktum işte
Geçtiğim yollara baktım yaşamın dikiz aynasından
Yüzlerce ben bırakmışım ardımda
Ve yaşın kadar sen tanımışım omuzlarımda
Yüzüm yere eğik,gözlerimde hüzün…

İhbarlar taşımışım gidişine
Sevdanın köşe başında tutuklanmışım sensizliğe
Çocuktum işte
Kendimi kendimden kaçırırken
İçimde yüzlerce gedik açıldı
Yıllardır soğuk rüzgarlar çarpıp geçiyor çocukluğum yamalı geçmişine
Kendimi tırnaklarımla deşerken
Gizli gizli kan akıttım soğuk yatağıma
Kan denizinde gömüldüm uykulara..

Çocuktum işte
Yaşamın dikiz aynasından baktım geçtiğim yollara
Sarsıntısıyla bozulup dağılmış bir aşk hikayesinin,
Her biri ayrı zamanlarda yaşamış kahramanlarını; durmadan büyüyen boşluğuna ittim.
Kaidesini arayan kara suratlı bir heykel gibi kargaşanın ortasında.
Asılı kaldım bir halatın ucunda….
Çocuktum işte
Olanca ağırlığınla çakıldım gözbebeklerine…

KAHRAMAN TAZEOĞLU

bin yıl sürdü sanki susuzluğum

o adı sanı bilinmeyen ülkelerde doğan güneş nasıl oldu da memleketimde doğmakta bu kadar geçikti. Yolda içini acıtan bir yalnızlıkla yürüyen her yabancı, kalbime kalbime dokunurken üstelik, neden bu kadar naif ve umursamaz bu kahvenin her tonunda ki geceye…

Sadece bir tını ile başlayan hissizlik bu kadar uzun sürdüğüne göre bilmeliydim diye düşünüyorum. Gitmelerine izin verdiğim tüm hayallerime dönüp sadakatle sarılmalıydım.. En az onlar kadar hafif ve pişkin yaşamın nesine aldanıp ta gözlerimi kapatmışım çok merak ediyorum. Ayrıca söylemeliyim ki bu kadar oyun oynamak, oynayıp ta oyalanmak kime ne faydası var? birileri çıkıp söylesin lütfen…

Referans Mizanı

“Yazmak
için, yazıyor olmak için harcanan onca emekten sonra her şeyin sadece aldığın bir nefesi yorumlamak için olduğunu fark ettiğinde bir tuhaf hissediyorsun.
Anlamını bilmediğin hatta bilsen bile hiç kullanmadığın kelimelerden cümleler kurma çabası komik geliyor daha bir tuhaf oluyorsun.”

İşte verilen bir
nefes.

Bugün Gebze’ de yeni işe başlayan arkadaşıma yardım için üçüncü günümü harcadım. Ne kadar faydalı olduğumu bilemiyorum ama yanında olarak bile kendini güvende hissetmesinden mutluyum. Çağdaş ve feminist hemcinslerine her ne
kadar saygı duysam da arkadaşımın bana ihtiyaç duyduğunu söylemesi beni mutlu etti. Kendi işimi kurmak üzerine gelişen düşüncelerimin ve geleceğe dair umutlarımın güçlenmesine, yeşermesine daha bir inanır oldum.

Bazen birine gösterilen yardım çabası insanın kendisine daha büyük bir yardım olarak geri dönüyor. Yaşamımın hiç bir döneminde yardım et yardım bul karmasına inanmadım ama etrafımdakilere yardımcı olmaktan da kendimi hiç alıkoyamadım.
Belki annemin, anneannemin ya da diğer akrabalarımın söylemlerinden yola çıkarak hep efendi olan, büyüyünce de büyük adam olacak çocuk olduğum için böyleyim belki. İçten içe her geçen gün daha bir hırslı oluyorum ama hırslarımın kurbanı olup bencilce davranmayacak kadar da tevazu göstere bildiğime inanıyorum. Genelde insanların kendileri hakkında bu tarz yorumlarını okumaktan sıkılırım ve çokta samimiyetsiz bulurum. Bu da diğer bir gerçek ama bugün nefesimi yazmak istedim. O yüzden saçmalayıp anlamsızlaşsam bile yazmak istiyorum.

Son günler de
etrafındakilere iyilikler, geleceğe dair umutlar sunan bir kişiliğe büründüm.

Bugünlerde aşk üzerine yazdığım kısa kısa onca yazıdan ve cümleden sonra yaşama dair de hoş hislerimi yazıya dökmek istiyorum. En kısa zamanda bunu yapacağım sanırım. Eskiden ağabeyime çok kızardım. Etrafındaki herkese benden
yada başkalarından duyduklarını öyle olduğu gibi anlatıp, sanki kendi yaşamış kendi okumuş yada görmüş gibi anlatmasına tahammül edemezdim. Her ne kadar ben yaşama dair düşüncelerimi kendi hislerime dayanarak ifade etsem de bugünlerde etrafımdakilere hep aynı şeyleri söylüyormuş hissine kapıldım. İçim bir tuhaf oluyor üzülüyorum sanki rol yapıyormuşum gibi geliyor. Yok yok ben kesinlikle bahar çocuğuyum. Bunu tekrar anlıyorum şimdi.

Ama şimdi yine uykum geldi.
Yorulmuşum.
Kafamın içinde hala referans mizanı dolaşıyor… Hoş, çok komik ben bu başlığı bir yerlerde görsem muhakkak okumak isterim. Ama ne bilsinler ki bugün aşk üzerine, geçip giden sevgililerin bir dokunuşuna saatlerce dil döken kişi öylece içinden geldiği gibi parça parça bunları yazmış.

En iyisi elimden geldiğince gurmelik yapıp yazımı okuyanlara bir faydam dokunsun. Hemen buracıkta yazıyorum şimdi.. Gebze’ ye giderken Arçelik fabrikasını geçince sağda Bp benzin istasyonu var onun arkasında hoş bir pastahane var. Yaklaşık olarak 12,5 yıl önce Gebze’de bilgisayar firmasında çalışırken keşfetmiştim. Çok kallavi bir mekan değil ama gidildiğinde de öyle insanı rahatsız edecek bir mekan hiç değil. Denenmesi gereken çok güzel ürünleri var. Her yerde bulamayacağız leziz poğaçaları ve börekleri var. Her ne kadar ben denememiş olsam güzel pasta ve kek çeşitleri de mevcut. İstanbul’dan çıkıp tatile arabalı vapur keyfi yaparak gidenler muhakkak uğrayıp bir şeyler tatmalı.
Belki yazın ağır gelir diye düşünebilirsiniz o zaman da kışın Uludağ’a kayağa giden arkadaşlarımızın uğramasını tavsiye ederim. “Selin sen mutlaka gitmeli, döndüğünde de Fulya ve Eray’ a anlatmalısın. Hani Uludağ’da içtiğin sıcak şarabı bana anlattığın gibi. 🙂 ”

Hani tatil dönüşü çok bildik bir mekan olsa da Tuzla’ ya şöyle bir uğrayıp Filizler Köfte’ de şöyle afiyetle bir köfte yeyip üzerine Beko’nun çift cezveli kahve makinesinde yapılan Kurukahveci Mehmet Efendi’ nin kahvelerinden iki fincan içmeli insan. Tamam köfteleri afiyetle yenilmeyebilir ama mekanın yıllardır gidiyor olmama karşın hoş bir sıcaklığı
var. Ayrıca daha önce gittiğim için söyleyebilirim Tuzla’ da köfte yenmek istiyorsa Esentepe Köftecisi tercih edilmeli..
Unutmadan Filizler Köfte’ de kahveyi orta şekerli söyleyin, şekerli olunca hakikaten şekerli oluyor. Öptüğüm
en güzel dudaklara taş çıkarırcasına hem de.

Anlaşılan bu gidişle gün geçtikçe kendim yol üstü lezzet durağı olacağım.

Konuşulan konu Çin atasözleri – Çin Macerası

死马当活马医 (si ma dang huo ma yi)
Çevirisi: Ölü atı
hayata döndürmek için çabala
Anlamı: İmkansızı gerçekleştir / Zor
olsa bile birşeyi denemekten asla vazgeçme

不过三代 (fu bu
guo san dai)

Çevirisi: Servet üç kuşağı geçmez
Anlamı:
Birinci kuşak belki de olağanüstü çalışmış ve büyük bir servet
yapmıştır. İkinci kuşak hep bundan faydalanır. Sıra üçüncü kuşağa
geldiğinde ise ortada birşey kalmaz.

十年风水轮流转 (shi nian
feng shui lun liu zhuang)

Çevirisi: Şans 10 yılda değişir
Anlamı:
Şans daima her 10 yılda bir değişir

骑驴找马 (qi lv zhao ma)
Çevirisi:
Katıra binerken At bak
Anlamı: Birşeyi yaparken daima daha iyisini
ara

三个和尚没水喝 (san ge he shang mei shui he)
Çeviri:
Üç rahip içmeye suları yok
Anlamı: Birşeyin fazla olması her zaman
iyi değildir. Birden fazla aşçı aynı yemek için uğraşıyorsa yemeği
mahfetmeleri muhtemeldir

熊瞎子摘苞米,摘一个丢一个 (xióng xiā zi zhāi
bāo mǐ, zhāi yí gè diū yí gè)

Çeviri: Kör ayı bir mısır
tanesi alır, bir tane düşürür
Anlamı: Eğer birşey için çok fazla
bakarsan sahip olduğunu da kaybedersin

也要马儿好,也要马儿不吃草 (yě
yào mǎ ér hǎo, yě yào mǎ ér bù chī cǎo)

Çeviri: Hem iyi bir
at istiyorsun hem de ot yemeyen bir at
Anlamı: Hiçbirşey kusursuz
değildir

我听见 我忘记; 我看见 我记住; 我做 我了解。 (pinyin: wǒ tīng jiàn
wǒ wàng jì. wǒ kàn jiàn wǒ jì zhù. wǒ zuò wǒ liǎo jiě)

Çevirisi
: Duydum, unuttum. Gördüm, hatırladım. Yaptım, anladım


里之行,始于足下 (qiān lǐ zhī xíng, shǐ yú zú xià)

Çevirisi: Bin
millik bir yol tek bir adımla başlar

大鱼吃小鱼 (dà yú chī
xiăo yú)

Çevirisi: Büyük balık küçük balığı yer


蛇添足 (huà shě tiān zú)

Çevirisi: Yılan çizerken bacak ekleme
Anlamı:
Hiçbirşeyi gereğinden fazla yapma

掩耳盗铃 (yán ěr daò líng)
Çevirisi:
Zil çalarken kulağını kapatma
Anlamı: Birşeyi inkar etmek onun doğru
olmadığı anlamına gelmez

骄兵必败 (jiaō bīng bì baì)
Çeviri:
Kibirli ordunun savaşı kaybetmesi kaçınılmazdır
Anlamı: Kibirli olan
hayatta mutlaka birşey kaybeder

不耻下问 (bù chǐ xià wèn)
Çevirisi:
Sizden aşağı olsalar bile soru sormaktan çekinme

八仙过海,各显
神通 (pinyin: bā xiān guò hǎi gè xiǎn shén tōng)

Çevirisi:
Sekiz ölümsüz denizi geçerken her biri kendi hünerlerini/yeteneklerini
sergiler
Anlamı: Herkesin kendine özgü yetenekleri vardır


錢能使鬼推磨 (pinyin: yǒu qián néng shǐ guǐ tuī mò)

Anlamı: Para
hayatta herşeyi yapar

人要脸, 树要皮 (rén yào liǎn shù yào pí)
Çevirisi:
İnsan yüz, ağaç kabuk ister
Anlamı: Onurlu olmayan bir davranışta
bulunduğumuzda yüzümüz kirlenen tek şeydir

 

Alıntı

Çin atasözleri – Çin Macerası

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın
arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla
gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş
gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli
alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle
dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın
insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak
arzusuyla
yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su
içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle
dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün
benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır
insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

"Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,
bütün evrene
karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana."

Ataol
Behramoğlu

"Yaşadın mı büyük yaşayacaksın.."