Galeri

Brigitte Bardot ve Picasso buluşması

Pablo Picasso

28 Ekim 1881 – 8 Eylül 1973

Pablo Picasso

İspanyol Ressam ve Heykeltıraş

Picasso 25 Ekim 1881 yılında Malaga’da dünyaya geldi. Endülüslü tanınmış bir aileden gelen babası José Ruiz Blasco ressamdı ve İspanya’daki en önemli sanat enstitülerinde resim öğretmenliği yapıyordu. Kültürlü, zeki ama üşengeç biri olan Don José sanatla ilgili heveslerinin olağanüstü bir resim yeteneğine sahip olan oğlunda yaşam bulmasını ümit ediyordu. Kendisine ‘İngiliz’ lakabının verilmesine yol açan soylu görünüşü, sarı saçları ve beyaz teni, bütün yaşamı boyunca Pablo’da hayranlık uyandırmıştır. Ceneviz asıllı olan annesi Maria Picasso Lopez çok canlı ve neşeli bir kadındı. Büyük mali sıkıntılar yaşansa bile sakin bir aile ortamı çocukluğundan itibaren Picasso’ya resim alanındaki eğilimlerini ve kişisel yeteneklerini geliştirme olanağı vermiştir: Resme ve boğalara duyduğu sevgi babasından geçmiş, ‘Machismo’, yani Endülüslü erkeklerin ortak özelliği olan ben-merkezcilik ise aldığı eğitim tarafından teşvik edilmişti. Kişiliği üzerinde annesinin, anneannesinin, halalarının, kız kardeşleri Lola ve Conchita’nın oluşturduğu bir harem ortamı etkili olmuştur.

Picasso, Annesinin Portresi, 1896, Barselona, Museu Picasso. Maria Picasso Lopez, ailesinin ekonomik zorluklarıyla başa çıkmayı bilmiştir. Onu daima çok sevmiş olan Picasso annesinin soyadını almıştır.

Picasso, Babasının Portresi, 1895-1896, Barselona, Museu Picasso. Picasso’nun cüretkâr denilebilecek tanımlamasına göre, “oda resimleri” alanında uzmanlaşmış olan Don Jose, özellikle güvercinleri resmetmeyi severdi.

Picasso, Picasso, Boğa Güreşi, 1896, Barselona, Museu Picasso. Arenalara, matadorlara ve boğalara olan tutkusu Picasso’nun yaşamındaki yerini korumuş ve eserlerinde sürekli tekrarlanan bir konu olmuştur. Sanatçı, babasının kucağında seyrettiği ilk corrida’larını daima duygulanarak anımsar.

 Sanat için babayı öldürmek gerek

Sanatçının bu ünlü deyişi, onu önceleyen resim geleneği karşısındaki tutumunu, yamyamlık ve inançsızlık arasındaki bitimsiz çatışmayı da açıklar niteliktedir. Picasso, başından beri, bağımsız ve en usta ressamlarınkine eşit yeteneğinin bilincinde bir tavır içindedir: Asla bir “kopyacı” olmamış, ruhu ve geçmişin değişik figüratif gelenekleriyle ilgili teknikleri dâhiyane bir şekilde yorumlamıştır. Modeli kendi bağımsızlığı içinde korumak, zorlu bir çıraklık sürecinde modelin basit bir aşama olarak kalmasını sağlamak, modeli taklit ederek onu aşmaya çalışmanın tuzağına düşmemek için, Picasso, yaratıcılığının bütün yönlerini kullanma özgürlüğünü ve gücünü kendisine tanımıştır. Tırmalayıcı bir mizah duygusuyla Avrupa resmi üzerindeki etkisi sanat yaşamının en canlı özelliklerinden biri olarak kalmıştır. Diğer büyük ustalar gibi, resmi titizlikle, saygıyla öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken bir meslek olarak görmüştür.

Delacroix, Cezayirli Kadınlar, 1834, Paris, Louvre. Günlük yaşamdan alınan bu kesit, doğu gelenek ve göreneklerinin Delacroix’in şiirsel resmi üzerinde yaptığı etkinin bir ifadesidir.

Raffaello gibi resim yapıyordum

Ruiz Blasco, ailesi 1891 yılında, İspanya’nın kuzeybatısında bulunan Galiçya’daki La Coruna’ya taşınır. La Coruna, Picasso’nun gelişiminde önemli bir evredir; sokak oyunları, akademik desen çalışmaları, Conchita’nın ölümü nedeniyle duyduğu gizemli suçluluk duygusu -ki onun gelecekteki gönül ilişkilerini derinden etkileyecektir- zamanından önce özgün bir resim tarzı geliştirmesine yol açmıştır. 1895 yılının ilk aylarında aile Barselona’ya taşınır. Baba ve oğul, Llotja adlı (bu sanat enstitüsü, içinde bulunduğu Borsa binasının adını almıştı) aynı okula devam ederler: Baba titiz bir öğretmen, oğul ise saygısız ama çok yetenekli öğrenci rolündedir. Picasso’nun gözde konuları, akademideki çıplak modellerin dışında, aile üyeleri ve yoksul kişilerdi. Ressamın manevi yurdu olarak seçtiği Barselona ilk sanatsal ve varoluşçu ilişkilerin kurulduğu ve ilk cinsel deneyimlerini yaşadığı ilham verici bir yer olmuştu. 1897-1898 yılları arasında, Pablo, San Fernando Akademisi’nde okumak için Madrid’e gider. 1898 yazında arkadaşı Manuel Pallares ile birlikte, Katalanya ve Aragon sınırındaki sarp Ebro düzlüklerinde “parlak” bir hayat deneyimi yaşar.

Picasso, Çıplak Ayaklı Kız, 1895, Paris, Musée Picasso. Elleri kucağında bitişik duran klasik poz, bütün yaşamı boyunca Coruña’nın eserlerine büyük bir hayranlık duyan ressamın eserlerinde de tekrarlanacaktır. Bu dönemde Velázquez, Zurbarán, Ribeira ve Murillo onu etkileyen ressamlardır. Picasso en başından beri büyük İspanyol sanat geleneğinin bir parçasıdır.

Casagemas’ın Ölümü

1901 yazına tarihlenen ve Paris, Musee Picasso’da sergilenen eser, bundan sonraki mucizevi değerde birçok resmin habercisidir. Ressam, kendini de bir parça sorumlu hissettiği bu intiharın hayaletini kovma gereksinimi duymuştur.

Picasso, Casagemas Tabutta, 1901, Özel Koleksiyon. Arkadaşının ölümü üzerine yaptığı bu eserde baş, kurşun deliğiyle tahrip olmuş bir halde, mum ışığının ölü yüz üzerine yansıttığı sarı ve soluk yeşil renklerle biraz hayaletimsidir. Casagemas’ın keskin profili, sanki olandan sorumlu tutarmışçasına, küstahça uzanan bir parmak gibi izleyiciye doğru uzanır.

Picasso baş yapıt : Casagemas Tabutta

 

Avignonlu Kızlar

Uzun bir hazırlık döneminden sonra 1907 yılının Haziran-Temmuz aylarında gerçekleştirilen “Avignonlu Kızlar” eseri, Kübist deneyin doğuşunu simgeler. Resim bugün New York, Modern Sanat Müzesi’nde bulunmaktadır.

Batı resminin ana prensipleriyle -perspektifsel yanılsama, uyum ve simetri- aralarındaki köprüleri yıkan cesur biçimsel çözümler ve devrimci kompozisyon kavramı nedeniyle resim, 1900′lerin başyapıtı olarak, bütün simgesel gücüyle çağdaş resim sanatının ufuklarını deler geçer. Bedenlerde ve yüzlerde yansıyan estetik kabalık en ileri ressamları bile altüst etmiştir. 1907 yılı Ekim ayında resmi gören Braque şöyle der. “Sanki biri benzin içip alev yutan adam olmaya kalkmış.” Eser, batı resim geleneği eleştirisine yeni temsili içerikler kazandırmıştır.

Parade

Uzun bir hazırlık sürecinden sonra 1917 yılında gerçekleştirilen Parade’in perdesi sanatsal yaratıcılıkla ilişkili ritüellere ve Picasso’nun eserlerinde bulunan kültürel ve plastik önermelerin insanı büyüleyen bireşimine anıtsal bir övgüdür. Halen Paris, Centre Pompidou’da bulunur.

Scala Paradisi’nin yukarısında, ruhsal boyutun ele geçirilişinin simgesi saygısızca muymunla özdeşleştirilmiştir. Sanatçının yaratıcı gücünün dönüşüme uğramış hali olan bu canlının Picasso’nun mitolojisinde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Maymun, hem tansısal hem de cehennemi doğaya sahip, çift kişilikli bir yaratırtır. Bu nedenle akrobatların peşindedir.

Dünyanın simgesi olan yıldız topu, eserin yorumlanmasında anahtardır: Seyirci, evrenin yaradılışını yineleyerek onu kutlayan bir töreni izler. Top, bir mitoloji yaratığının ayaklarının dibinde durur: Bu, üzerinde başka bir kanatlı yaratığı kaypak bir biçimde dengede tutan kanatlı at Peassos’tur. kız, ilk taslaktaki güneş akrobatının yerini alır ama onun hermafroditlik, geçici olma, ustalık ve yaradılışın bir zorunluluğu olan karşıtlıkların (hayvan, insan, tanrı ve hermafrodit) uyumu gibi özelliklerini korur. Sanat ve yaşam, Kaosu düzenleme yetisinden doğar.

Cambazlar Picasso’nun dağarcığından tüm simgesel güçleriyle fırlarlar. Onlar, tehlike ve kurulu düzene karşı gelme yoluyla yaradılışın temel koşullarını göstermeye yetkin, ‘tersine bir dünyanın’ sakinleridir. Gök cisimlerinin devinimlerini düzenleyen antik tanrıların soyundan gelirler. Kimisi Apollon’un güneşsel doğasına sahiptir, kimisi ise Hermes’in cehennemi doğasına. Ölümcül atlayış, yaşamın büyüsünü kutsamak ve ölüm tehlikesini kovmak için bir araçtır. Onların eski giysileri altında evrenin düzenleyicileri gizlidir.

 

Hayata Tersten Başlamak “Can Yücel”

 

Hayata tersten başlamak fikrini hiç düşündünüz mü?

Acıların çocuğu olarak doğup bir gün refaha eriştiyseniz ve yaşam size her geçen gün daha iyi davrandıysa yanıtınız hayır olacaktır.

Ancak hayır diyenlerin bile okuyunca fikir değiştireceği edebiyatın haşarı çocuğu, mükemmel şair Can Yücel ‘in bir metnini sizlerle paylaşmak istiyorum…

Hayatı bir çok şair, bir çok filozof anlatmaya çalıştı bize…

Anlamış gibi gözüksek de kimi zaman yükünü taşımaktan , tadına varamadığımız bu devri alemi bir de böylesi yaşamak varmış….

  

Yasamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir.
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak
Daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?
Cami’de uyanıyorsunuz.
Bir tahta sandık içersinde,
Herkes karşınızda saf durmuş,
iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.
Tabuttan doğruluyorsunuz,
yaslı, olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir itibar,
iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor,
aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…
Altmışlı yaslara kadar her şey garanti,
huzur içinde yaşıyorsunuz.
Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalışmak istiyorsunuz
ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket
ve altın kol saati veriyor patronunuz..
ve Genel Müdürlük veya
bunun gibi yüksek bir makamdan,
tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz.
Herkes karşınızda el pençe divan…
Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor.
Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade…..Aman ne güzel günler başlıyor…
Derken bir gün patron size
artık Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.
bu arada Babanız ortaya çıkmış,
“fazla çalıştın” diyor.
“artık eve dön, işi bırak,
okumaya başla, harçlığın benden olsun…”
Keyfe bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor.
Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.
Partiler, Diskotekler,Kızların sayısı artıyor.
Derken Anne ve Babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor,
araba kullanma derdi de yok artık…
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar,
“evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna” diyorlar…
Mamanız ağzınıza veriliyor,
zaman zaman altınızı bile temizliyorlar,
hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken Anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor
ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde,
her an ve en taze seklinde hazır.
Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok,
bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık,
gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor,
ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş keyifli bir orgazm ile hayatınız
bitiyor….


CAN YÜCEL

 

Murad Osmann ve sevgilisi Nataly Zakharova #followmeto ile Sosyal Medya Fenomeni Oldu! – Tut Elimi

Instagram bugün blogunda Türk asıllı Rus fotoğrafçı Murad Osman ve sevgilisi Nataly Zakharova’nın #followmeto (beni takip et) etiketiyle paylaştıkları fotoğraflara yer verdi.

Murad Osman’nın fotoğrafları uzun zamandır sosyal medyada özellikle de yabancılar arasında sıkça paylaşılıyordu.

İlk fotoğraf tatile gittikleri Barcelona’da Murad’ın sürekli fotoğraf çekmesinden Nataly’nin rahatsız olup, Murad’ı elinden çekip ilerletmek isterken tesadüfen çekilmiş. Daha sonra pek çok farklı mekanda aynı pozla fotoğraf çekerek #followmeto etiketiyle paylaşan Murad Osman’ın fotoğrafları oldukça beğeni topluyor.

Murad Osman’ın instagram’da 305.000 takipcisi bulunuyor. Daily Mail ve Huffington Post gibi oldukça popüler siteler de Murad Osman’ın bu fotoğraflarını daha önce yayınlamıştı.

Dünyaya gezisinde aynı pozu vererek çektiği fotoğraflarla sosyal medyada büyük ilgi gören Rus fotoğrafçı Murad OSMANN ve fotoğraflarında modelliğini yapan sevgilisi Nataly Zakharova dünyaya bir mesaj vermek istiyorlar; “Dünyanın sonuna kadar seninleyim”

İkili dünya gezisine 2011 yılında Barcelona’da başladı ve birçok ülke gezdi.

2011_10-24

With @yourleo – 24 Ekim 2011

2011-10-18 - Follow me #barcelona @yourleo - 18 Ekim 2011

Follow me #barcelona @yourleo – 18 Ekim 2011

2011-10-19 Follow me #barcelona @yourleo - 19 Ekim 2011

Follow me #barcelona @yourleo – 19 Ekim 2011

2011-10-20 Follow me #sansebastian @yourleo - 20 Ekim 2011

Follow me #sansebastian @yourleo – 20 Ekim 2011

2011-10-21 Follow me to #zaragoza @yourleo - 21 Ekim 2011

Follow me to #zaragoza @yourleo – 21 Ekim 2011

2011-10-22 Follow me to #Sansebastian @yourleo - 22 Ekim 2011

Follow me to #Sansebastian @yourleo – 22 Ekim 2011

2011-10-29 Back in #Moscow @yourleo - 29 Ekim 2011

Back in #Moscow @yourleo – 29 Ekim 2011

2011-10-31 Follow me to #Bolshoy @yourleo - 31 Ekim 2011

Follow me to #Bolshoy @yourleo – 31 Ekim 2011

2011-11-18 Follow me to #poklonnayagora @yourleo - 18 Kasım 2011

Follow me to #poklonnayagora @yourleo – 18 Kasım 2011

2011-11-21 Follow me to #moscow (This saturday) @yourleo - 21 Kasım 2011

Follow me to #moscow (This saturday) @yourleo – 21 Kasım 2011

2011-12-16 Follow me @yourleo - 16 Aralık 2011

Follow me @yourleo – 16 Aralık 2011

2012-01-16 Follow me @yourleo - 16 Ocak 2012

Follow me @yourleo – 16 Ocak 2012

2012-01-20 Follow me @yourleo - 20 Ocak 2012

Follow me @yourleo – 20 Ocak 2012

2012-01-24 Follow me #Sansebastian @yourleo - 24 Ocak 2012

Follow me #Sansebastian @yourleo – 24 Ocak 2012

2012-01-30 Follow me to #moscow #metro @yourleo - 30 Ocak 2012

Follow me to #moscow #metro @yourleo – 30 Ocak 2012

2012-03-31 #followmeto the sky @yourleo - 31 Mart 2012

#followmeto the sky @yourleo – 31 Mart 2012

2012-05-02 #followmeto Austria @yourleo - 2 Mayıs 2012

#followmeto Austria @yourleo – 2 Mayıs 2012

2012-05-03 #followmeto Venice @yourleo - 3 Mayıs 2012

#followmeto Venice @yourleo – 3 Mayıs 2012

2012-05-05 #followmeto Venice @yourleo - 5 Mayıs 2012 - Large

#followmeto Venice @yourleo – 5 Mayıs 2012 – Large

2012-05-05 #followmeto Venice @yourleo - 5 Mayıs 2012

#followmeto Venice @yourleo – 5 Mayıs 2012

2012-05-14 #followmeto Venice @yourleo - 14 Mayıs 2012

#followmeto Venice @yourleo – 14 Mayıs 2012

2012-05-20 #followmeto Ikea @yourleo - 20 Mayıs 2012

#followmeto Ikea @yourleo – 20 Mayıs 2012

2012-06-13 #followmeto HK @yourleo 13 Haziran 2012

#followmeto HK @yourleo 13 Haziran 2012

2012-06-14 #followmeto HK @yourleo - 14 Haziran 2012

#followmeto HK @yourleo – 14 Haziran 2012

2012-07-11 #followmeto London @yourleo - 11 Temmuz 2012

#followmeto London @yourleo – 11 Temmuz 2012

2012-07-12 #followmeto London @yourleo - 12 Temmuz 2012

#followmeto London @yourleo – 12 Temmuz 2012

2012-07-13 #followmeto london @yourleo - 13 Temmuz 2012

#followmeto london @yourleo – 13 Temmuz 2012

2012-07-16 #followmeto London EYE @yourleo - 16 Temmuz 2012

#followmeto London EYE @yourleo – 16 Temmuz 2012

2012-08-06 #follow me to 10 000 buddahs monastery @yourleo - 6 Ağustos 2012

#follow me to 10 000 buddahs monastery @yourleo – 6 Ağustos 2012

2012-08-08 #followmeto HK Disney Land @yourleo - 8 Ağustos 2012

#followmeto HK Disney Land @yourleo – 8 Ağustos 2012

2012-08-08 #followmeto The Darkest Hours HK @yourleo - 08 Ağustos 2012

#followmeto The Darkest Hours HK @yourleo – 08 Ağustos 2012

2012-08-09 #followmeto The Temple @yourleo - 09 Ağustos 2012

#followmeto The Temple @yourleo – 09 Ağustos 2012

2012-09-02 #followmeto Berlin @yourleo - 2 Eylül 2012

#followmeto Berlin @yourleo – 2 Eylül 2012

2012-09-02 #followmeto holocaust memorial Berlin @yourleo - 2 Eylül 2012

#followmeto holocaust memorial Berlin @yourleo – 2 Eylül 2012

2012-09-06 #followmeto Brandenburg Gate USA vs USSR @yourleo - 6 Eylül 2012

#followmeto Brandenburg Gate USA vs USSR @yourleo – 6 Eylül 2012

2012-09-24 Follow Me Diving with @yourleo - 24 Eylül 2012

Follow Me Diving with @yourleo – 24 Eylül 2012

2012-09-24 Follow me Ravello @yourleo - 24 Eylül 2012

Follow me Ravello @yourleo – 24 Eylül 2012

2012-09-25 #follow me backstage (c) @yourleo - 25 Eylül 2012

#follow me backstage (c) @yourleo – 25 Eylül 2012

2012-10-01 #followmeto somewhere over the rainbow @yourleo - 1 Ekim 2012

#followmeto somewhere over the rainbow @yourleo – 1 Ekim 2012

2012-10-24 #followmeto the Kremlin @yourleo - 24 Ekim 2012

#followmeto somewhere over the rainbow @yourleo – 1 Ekim 2012

2012-10-24 Follow Me With @yourleo - 24 Ekim 2012

#followmeto somewhere over the rainbow @yourleo – 1 Ekim 2012

2012-10-28 #followmeto ravello @yourleo - 28 Ekim 2012

#followmeto ravello @yourleo – 28 Ekim 2012

2012-10-30 #followmeto ravello @yourleo - 30 Ekim 2012

#followmeto ravello @yourleo – 30 Ekim 2012

2012-11-10 #followmeto the bowling alley @yourleo - 10 Kasım 2012

#followmeto the bowling alley @yourleo – 10 Kasım 2012

2013-05-27 #followmeto NYC with @yourleo - 27 Mayıs 2013

#followmeto NYC with @yourleo – 27 Mayıs 2013

2013-05-02 #followmeto the NYC Public Library with @yourleo - 2 Mayıs 2013

#followmeto the NYC Public Library with @yourleo – 2 Mayıs 2013

2013-04-26 #followmeto backstage in NYC with @yourleo - 26 Nisan 2013

#followmeto backstage in NYC with @yourleo – 26 Nisan 2013

2013-04-16 #followmeto Benidorm with @yourleo 16 Nisan 2013

#followmeto Benidorm with @yourleo 16 Nisan 2013

2013-03-24 #followmeto Alhambra, Granada with @yourleo - 24 Mart 2013

#followmeto Alhambra, Granada with @yourleo – 24 Mart 2013

2013-03-18 #followmeto Alhambra, Granada with @yourleo - 18 Mart 2013

#followmeto Alhambra, Granada with @yourleo – 18 Mart 2013

2013-03-09 #followmeto anybis guards with @yourleo - 9 Mart 2013

#followmeto anybis guards with @yourleo – 9 Mart 2013

2013-02-20 #followmeto the school tree @yourleo - 20 Şubat 2013

#followmeto the school tree Indonesia @yourleo – 20 Şubat 2013

2013-01-31 #followmeto frankenstein @yourleo - 31 Ocak 2013

#followmeto frankenstein @yourleo – 31 Ocak 2013

2013-01-24 #followmeto to bali rice fields @yourleo - 24 Ocak 2013

#followmeto to bali rice fields @yourleo – 24 Ocak 2013

2013-01-22 #followmeto Bali with @yourleo - 22 Ocak 2013

#followmeto Bali with @yourleo – 22 Ocak 2013

2013-01-07 With @yourleo - 7 Ocak 2012

With @yourleo – 7 Ocak 2012

2013-01-06 Follow me backstage @yourleo - 6 Ocak 2013

Follow me backstage @yourleo – 6 Ocak 2013

2012-12-18 #followmeto Hong Kong @yourleo - 18 Aralık 2012

#followmeto Hong Kong @yourleo – 18 Aralık 2012

2012-12-18 #followmeto disney @yourleo - 18 Aralık 2012

followmeto disney @yourleo – 18 Aralık 2012

2012-12-17 #followmeto HK @yourleo - 17 Aralık 2012

#followmeto HK @yourleo – 17 Aralık 2012

2012-12-14 #followmeto HK @yourleo - 14 Aralık 2012

#followmeto HK @yourleo – 14 Aralık 2012

2012-11-17 #followmeto gorky park @yourleo - 17 Kasım 2012

#followmeto gorky park @yourleo – 17 Kasım 2012

2012-12-14 Follow me @yourleo - 14 Aralık 2012

Follow me @yourleo – 14 Aralık 2012

2013-01-20 #followmeto Singapore @yourleo - 20 Ocak 2013

#followmeto Singapore @yourleo – 20 Ocak 2013

2013-03-02 #followmeto the snakes of Bali @yourleo - 2 Mart 2013

#followmeto the snakes of Bali @yourleo – 2 Mart 2013

#followmeto FC Anzhi @yourleo - 1 Haziran 2013

#followmeto FC Anzhi @yourleo – 1 Haziran 2013

slide_283724_2166570_free

Murad Osman tarafından yapılan ”Beni Takip Et” adlı fotoğraf projesinin çok ilginç olduğunu söylemeliyim. Sevgilisinin peşine takılıp takip ederken fotoğraflayan Murad Osman bize enteresan sahneler sunuyor.

followmeto-muradosman-instagram-sosyalmedya

followmeto-muradosman-instagram-sosyalmedyal blog

followmeto-muradosman-instagram-sosyalmedyal

0de8e3d0fd9211e19f3f22000a1c00f7_7

407370_733352221335_1926166367_n

o-NATALY-ZAKHAROVA-570

Marilyn Monroe

 

Marilyn Monroe
Doğum tarihi 1 Haziran 1926
Doğum yeri ABD, Los Angeles
Ölüm tarihi 5 Ağustos 1962
Mesleği Aktris

Marilyn Monroe (1 Haziran 19265 Ağustos 1962), Amerikalı sinema oyucusuydu. 20. yüzyılın en ünlü sinema yıldızlarından, seks sembollerinden ve pop ikonlarından biriydi.

Yıllarca küçük rollerde kendini gösterdikten sonra komedideki hünerleriyle, seksi cazibesi ve ekranda hazır bulunması 1950’lerde en popüler film yıldızlarından biri olmasına sebep oldu. Kariyerinin sonlarına doğru başarısının ölçüsüyle ciddi rollerde de çalıştı. Oysa ki, özel hayatındaki kırgınlıkları problemlerini derinleştirdi. Ölümü resmi olarak aşırı dozda uyku hapından kaynaklanan muhtemel intihar olarak geçse de ölüm sebebi üzerine pek çok spekülasyon yapılmış, komplo teorileri oluşturulmuştur.

Marilyn, Norma Jeane Mortenson ismi ile Los Angeles Devlet Hastanesi’nde doğmuştur. Biyografisini yazan birçok kişiye göre biyolojik babası annesinin RKO stüdyolarında film editörü olarak birlikte çalıştığı Charles Stanley Gifford ismindeki satış elemanıdır. Bazıları ise annesi Gladys Pearl Baker’ın ikinci kocası olan Martin Edward Mortenson’nın babası olduğunu iddia eder.

Annesinin sinir hastalığı yüzünden hastaneye kaldırılması üzerine bundan sonraki hayatını bir yetimhanede geçirmek zorunda kaldı. Henüz 16 yaşındayken 21 yaşındaki James Doughtery ile evlendi. 4 yıl süren evlilik ardından boşandı ve modellik yapmaya başladı. Verdiği seksi pozlarla kısa bir süre içerisinde ün kazandı.

RKO’nun başkanı Howard Hughes‘un yaptığı bir teklifle sinema dünyasına girdi. Yaptığı ikinci sınıf filmin başarısız sonuçlanması bir süre sinemadan uzak kalmasına neden oldu. Fox şirketinin Monroe ile yeni bir kontrat imzalamaması yüzünden bir süre boşte kaldı. Modelliğe devam ederken aynı zamanda da oyunculuk dersleri almaya başladı. “Ladies of the Chorus” adındaki kısa filmde ilk kez şarkı söyleme şansını yakaladı. Bu filmdeki rolü eleştirmenlerin çok dikkatini çekmişti. “The Asphalt Jungle” ve “All About Eve” filmlerinde oynadı. Bu filmlerden sonra birçok filmde oynadı ve ününü arttırdı.

1961 yapımı “The Misfits” filminde oynadı. Bu filmde eleştirmenlerin ve seyircilerin ilgisini çekti. 1962 yılında “Something’s Got to Give” adlı filmde oynayacaktı fakat tam bu arada yüksek bir ateşe yakalandı ve yüksek dozda sakinleştirici ilaç alarak 36 yaşında hayata veda etti. 5 Ağustos 1962‘de yatağında ölü olarak bulundu

gd </DIV><I>Filmografi</I>

Dangerous Years (1947) | Scudda Hoo! Scudda Hay! (1948) | Ladies of the Chorus (1948) | Green Grass of Wyoming (1948) | You Were Meant for Me (1948) | Love Happy (1949) | A Ticket to Tomahawk (1950) | The Asphalt Jungle (1950) | The Fireball (1950) | All About Eve (1950) | Right Cross (1950) | Home Town Story (1951) | As Young as You Feel (1951) | Love Nest (1951) | Let’s Make It Legal (1951) | We’re Not Married! (1952) | O. Henry’s Full House (1952) | Clash by Night (1952) | Monkey Business (1952) | Don’t Bother to Knock (1952) | Niagara (1953) | Gentlemen Prefer Blondes (1953) | How to Marry a Millionaire (1953) | River of No Return (1954) | There’s No Business Like Show Business (1954) | The Seven Year Itch (1955) | Bus Stop (1956) | The Prince and the Showgirl (1957) | Some Like it Hot (1959) | Let’s Make Love (1960) | The Misfits (1961) | Something’s Got to Give (1962)

Serge Gainsbourg kimdir?

Untitled-1

Boran’ın yerleştirdiği “Brigitte Bardot ve Harley Davidson” videosunu ilgi çekici takdimi ile sitede gören Pınar, sabah yanıma gelip Serge Gainsburg’un zamanında Brigitte Bardot, Jane Birkin gibi kadınlarla fazlasıyla içli dişli olduğunu, hatta albüm kapağında çıplak resimlerini kullandığını, en arızalı Fransız olduğunu söyledi. Öylesine büyyük bir coşku vardı ki ifadesinde, kendimi bu adam ile ilglii yeterince şey bilmediğim için kötü hissettim. Serge Gainsbourg’un tamamı renkli maceralarını “Bütün bunlardan nasıl oluyor da en son benim haberim oluyor” diyerek okumaya başladım.

1921 doğumlu, Polonya asıllı, yahudi, ve artık ölü. Bir baş belası, Fransa’nın ortaya koyduğu en arızalı, en kışkırtıcı kişiliklerden bir tanesi. Yönetmen, oyuncu, ressam, şarkı yazarı, şarkıcı. Fransa’nın en güçlü şarkı yazarı. İngilizce konuşan dünyanın geri kalanı bu adamı yeterince tanımıyor, konuşmuyor olmasının sebebi, kötü şöhretinin kaynağı şarkı sözlerinin fransızca oluşu belki de. Belki de bu yüzden fransız mekteplerini bitirmiş herkes hakkında bir kaç detay biliyor.

Untitled-2

 

Savaş sonrası Paris kafelerinde piyano çalarken, özelliklede Boris Vian’dan etkilenerek şarkı yazmaya başlamış. Kısa süre içerisinde de kendi evrimini yaşamış. Jazdan popa, reggae’ye, hatta Hip-Hop’a kadar hemen pek çok biçimde müzik yapmış. Parayı ve şöhreti, 1965 “Eurovision” Şarkı Yarışmasında yakalamış.

60′larda Andy Warhol, Roy Lichtenstein gibi sanatçıların tüketim kültürü ve onun ikonları ile ilgili çalışırken, Serge Gainsbourg, “Comic Strip,” “Ford Mustang,” “Qui est In Qui est Out,” ve “Teenie Weenie Boppie” gibi şarkılarıyla, kendi müziğinde bu alanı keşfediyormuş. Bu sayfada daha önce gördüğümüz Briget Bardot ve Harley Davidsonlara ait inalnılmaz görüntülerde aynı döneme ait.

Küçük kızlara olan düşkünlüğü eleştirmenlce, en bütün albümü olarak nitelendirilen “Histoire de Melody Nelson”ı ortaya çıkartmış. Kurgusal bir otobiyografi tadını taşıyan albümde, Rolls Royce’uyla dolaşırken, bisiklete binen 20 yaşında bir kıza çarpışını, sonrasında aradaki yaş farkına rağmen yaşanan büşük aşkı ve kızın bir uçak kazasında kavuştuğu nihayeti anlatan Lolitavari bir hikaye var.

70′lerde Bob Marley, Serge tarafından karısına yazılan erotik şiirleri buluduğunda küplere binmiş. Öte yandan Serge Gainsbourg bununla da kalmamış yeni çıkartacağı reggae albümünde Rita Marley’i kullanmış. Sağ kesimden aldığı ölüm tehtidlerine rağmen fransız Milli Marşınının bir reggae versiyonunu albümüne koymuş. Konserde “Marsilya kabettiği ruhunu şimdi buldu” dediğinde sağ kesimin de alkışlamaya başladığını görünce sahneden ağlayarak ayrılmış.

Untitled-3

Muhtemelen en çok bilinen şarkısı “Je t’aime” in kaydında orgazmın derinleklerini yaşayan bir kadın vokal kullanmış (Brigitte Bardot). Şarkıyı kendisi nihayi aşk şarıkısı olarak tanımlarken, Vatikan şarkının sakıncalı olduğuna dair halka beyanat vermiş. Orjinal olarak Brigitte Bardot ile kaydedilse de, LP, o zamanki ortağı ve gelecekteki sevglisi Jane birkin ile çıkartılmış. Serge Gainsburg ve Jane Birkin’in kayıt sırasında gerçekten seviştiğini anlatan hikayeler var

80′lerde Michel Drucker’ın canlı sunduğu cumartesi gecesi şovuna Whitney Houstonla birlikte konuk olan Serge Gainsbourg, Ona soru soran Ducker’a “I want to fuck her” dediğinde sunucu önce durum toparlamaya uğraşsa da sonunda ona özür diletmiş.

Sansasyonel albümü “Lemon incest”in kapağı için kızıyla yarı çıplak fotoğraf çektirmiş ve albümde kızının sesini de kullanmış. Şarkının sözleri oldukça ilgi çekici:

…The love that we will never make together
Is the most beautiful, the most violent,
The most pure, the most heady…

Başından sonuna kadar etkileyci bir yaşam öyküsü. Luc Besson tarafından çekilmiş 3 saatlik bir belgeseli olduğunu öğrendim, mutlaka bir yerlerden bulunmalı.

http://etrafta.com/2006/11/13/158/