Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1969-1974-1978 ve 1980 Krizleri

kriz

Bu makalede anlatılan ekonomik krizlerin sebep ve sonuçlarını okudukça, günü kurtarmaya yönelik önlemlerin ekonomiyi daha da içinden çıkılmaz bir hale soktuğunu, Opec’ in dünya ve ülkemiz ekonomisinde ne gibi etkileri olduğunu, siyasi ve gereksiz tartışmaların ekonomiye nasıl zarar verdiğini göreceksiniz…

1969 Krizi

1967 yılında ülkenin başında AP vardı. Turgut Özal ise DPT müsteşarıydı. Demirel’de DP gibi çoğunluğun oyu ile gelmişti. Bu yüzden popülist tavırlar içerisindeydi.

Gerektiğinde laiklik ve rejim karşıtı laflar ediyordu. Aslında bu tavır hükümetin tüm birimlerine yayılmış durumdaydı.

Demirel iktidarının bir özelliği, uzun vadeli yatırımlardan çok kısa vadeli ve oy getirebilecek popülist yatırımlar yapmasıydı.

Ekonomide de aynı şey geçerliydi. Uzun vadeli politikalardan çok kısa vadeli politikalar uygulanıyordu. Ülkede anarşi ve eylemler giderek artıyordu.

12 Ekim 1969 yılında bir seçim oldu. Yine AP çoğunluğun oyuyla iktidar oldu. AP iktidarının 1967 yılında hazırladığı 5 yıllık Ekonomik Plana göre, dışa bağımlılık azaltılacak, yatırım harcamaları %19,9’dan, %24,3’e yükseltilecek ve yatırım harcamaları artırılacaktı.

Yine bu dönemde dış ticaret açığının 226 milyon dolar olması bekleniyordu. Bu dönemde ortalama büyüme oranı %7 olarak tahmin ediliyordu.

AP’nin günü kurtarmaya yönelik popülist politikalarına parti içinden muhalefet geldi. Bazı senatörler ülkedeki siyasi ve ekonomik karışıklığın bir an önce sona ermesini istiyordu.

Demirel,senatörleri partiden ihraç etti. Bunun üzerine AP’den istifalar oldu.

Ülkede bu siyasi gelişmelerin yanı sıra ekonomide de sıkıntılar vardı. İhracat ve İşçi dövizleri girişi TL’nin aşırı değerli olmasından dolayı gerçekleşemiyordu.

Ülkede kısa süreli bir hafif ekonomik kriz oluştu.

Bunun üzerine hükümet TL’i %66 oranında devalüe etti. 1 Dolar=15 Lira oldu. Hükümet IMF ile ilişkiye geçti ve IMF politikalarını uyguladı.

5 Yıllık Kalkınma Programı sonunda gerçekleşen tek hedef %7’lik büyüme oldu.

Ardından 12 Mart 1971’de darbe oldu. Ekonomi Yönetimi,Dünya Bankası’ ndan gelen Dr.Atilla Karaosmanoğlu ve Turgut Özal’ın eline geçti.1969-1981 yılları arasında,siyasi nedenlerinde etkisiyle günü kurtarmaya yönelik politikalar uygulandı.

1974 Krizi-Birinci Petrol Krizi

14 Ekim 1973’te seçimler oldu. En yüksek oyu CHP, MSP ve AP almıştı. CHP’de İsmet İnönü’yü devirerek Genel Başkan olan ve iktidara gelen Bülent Ecevit, MSP ile hükümet kurdu ve 26 Ocak 1974’te Başbakan oldu.

Bülent Ecevit,başbakan olduğunda dünyada Arap-İsrail savaşları başlamıştı. Kıbrıs’ta Faşist bir iktidar vardı ve Türklere zulüm ediyor, soykırım yapıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti, Ecevit döneminde ada’ya iki kere Barış Harekatı düzenledi. Birincisi (20 Temmuz 1974)-İkincisi (16 Ağustos 1974). Adada KKTC kuruldu.

Başta Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ülkeler Türkiye’ye Kıbrıs nedeniyle ekonomik ambargo uyguladılar.

Öte taraftan Arap ülkeleri anlaşarak petrolün fiyatını 73 yılında 2,5 dolardan 11,6 dolara çıkarmışlardı.Bununla beraber Türkiye’nin içerisinde Anarşi devam ediyordu. Demirel ile Ecevit devamlı ağız kavgası yapıyorlardı.

1974′te petrol fiyatlarının patlayarak 4 katına çıkması Türkiye ekonomisini olumsuz etkiledi. Aynı yıl Kıbrıs Barış Harekatı ile birlikte batılı ülkelerin üstü örtülü ekonomik ambargosu başladı.

Bütün dünya petrol tasarrufuna yönelirken Türkiye petrole sübvansiyon vererek tüketimi patlattı. Dış ticaret açığı 769 milyon dolardan 2.3 milyar dolara fırladı. Bütçe 303 milyon dolar açık verdi.

Dış Ticaret Açığı 769 milyon dolardan 2,3 milyar dolara fırlamıştı. Bu olumsuz faktörler nedeniyle turizm gelirleri de azaldı. Türkiye’nin bütçe açığı rekor büyümeyle 303 milyon dolar oldu. Türkiye Ekonomik Krize girmişti.

Hükümet bir döviz dar boğazına girdi. Bu dar boğazı aşmak için dışarıdan yüksek faizli borçlar alındı. Bu borçların alınması teşvik edildi.

Irakla anlaşma yapıldı ve Türkiye-Irak Yumurtalık Petrol Boru Hattı inşa edildi.

(1977) Hükümet önlemleri hep günü kurtarmaya yönelik idi.

1978 Krizi

1978 yılına kadar gelen hükümetler, özellikle AP iktidarları daima günü kurtarmaya yönelik ekonomik kararlar alıyorlardı. İçerideki refahı artırmak, ithalat yapmak ve borçları ödemek için borçlar alınmıştı.

Bu borçlar abartılı alındığı gibi gereken yerlerde de kullanılmıyordu. Halk tüketime teşvik ediliyordu. İthalat artmıştı. Düşük gelirli vatandaş lüks mallar talep ediyordu.

Otomobil fabrikalarının önünde kuyruklar oluşmuştu. İçeride montaj fabrikaları (yedek parça)
olmayan makinalar ve farklı markalarda traktörler ithal ediliyordu.

Dönemin hükümetleri düşük faizli kredileri hiç ödenmeyecekmiş gibi alıp kullandılar. Önemli miktarlarını da har vurup harman savurdular.

Yurt dışına indirimli kürk satışlarına geziler, otomobil fabrikaları önünde uzayan kuyruklar, onlarca değişik marka traktör ithalatı, gelişigüzel devlet sübvansiyonları bu borçlarla karşılandı.

1970 yılında 1.8 milyar dolar olan borcumuz, 1977 yılında 10 milyar dolara çıktı. 1978 yılında kısa vadeli borçların toplam borç içindeki payı yüzde 52′ye ulaştı. 1978′de kriz patladı.

1970 yılında 1.8 milyar dolar olan dış borç 1977 yılında 10 milyar dolarlara dayandı.Bu borçların çoğu da kısa vadeli borçlardı.Sonunda kriz patlak verdi.

Ardından iktidara gelen Ecevit hükümeti, 4.planı hazırlama çabasına girdi. Ancak daha önce 1 yıllık geçiş planı hazırladı.

Fakat planı uygulayamadan 14 Ekim 1979 seçimlerinde başarısız olduğu için istifa etti.

Yerine gelen Demirel hükümeti’de ülkedeki karışıklıklar nedeniyle önemli kararlar alamadı.

1980 Krizi

Yukarıdaki faktörlerin devamı olarak OPEC ülkelerinin petrol fiyatlarını %150 artırması ekonomiyi tümden yıktı.

OPEC üyeleri petrol fiyatını 1979 ve 1980′de ikinci kez yüzde 150 oranında artırdı. Bu şok Türkiye’de işsizliği yüzde 20′lere fırlattı.

Enflasyon yüzde 63.9′a yükseldi. Pek çok temel tüketim maddesi karaborsaya düştü. Benzin, tüp, ampul bulunamıyordu.

Hükümet ekonomiyi yeniden işler hale getirmek için ünlü “24 Ocak kararları”nı yürürlüğe koydu ve TL yüzde 48,6 oranında devalüe edildi.

İşsizlik %20 oranında arttı. Enflasyon %63’lere geldi.

Tüketim malları karaborsaya düştü, ülkede siyasi sorunlara kıtlıkta eklendi.

Hükümet bu durumdan kurtulmak için,Demirel ve Özal’ın hazırladığı 24 Ocak kararlarını uygulamaya koydu.

Enflasyonu kontrol altına almak, dış kaynak açığını kapatmak, kıtlıkları önlemek ve ekonomiyi yeniden işler hale getirmek için 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Tedbirleri uygulamaya konulmuştur.

İstikrar programıyla, Türk lirası yüzde 32,7 oranında devalüe edilmiş, doğrudan ve dolaylı ihracatı teşvik edici uygulamalar başlatılmış, fiyatların idari kararlarla tespiti ilkesi terkedilmiştir.

Daraltılan temel mal ve hizmet kapsamı dışında kalan mal ve hizmet fiyatlarının serbestçe tespiti olanağı getirilmiş,açık finansman yoluyla kamuya kaynak sağlanması yolu önemli ölçüde daraltılmıştır.

Sabit kurdan kontrollü dalgalı kur politikasına geçilmiş ve yabancı sermaye girişi özendirilmiştir.

Toplam talebin kontrolü yanında arz koşullarını geliştirmeye yönelik yapısal uyum kararlarının uygulanması, idari organizasyona ilişkin düzenlemelerle de desteklenmiştir.

Bu kapsamda Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon ve Para Kredi Kurulları, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı,Sermaye Piyasası Kurulu, Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Daire Başkanlıkları oluşturulmuştur.

1980 sonrası uygulamaya konulan Beşinci, Altıncı ve Yedinci Planların da değişik ölçülerde esasını teşkil eden 24 Ocak Kararları ihracata dayalı dışa dönük sanayileşme stratejisini benimsemişti.

Devletin ekonomiye müdahalesinin asgariye indirilmesini,rekabeti engelleyici müdahalelerin önlenmesini ve ekonominin uluslararası piyasalarla bütünleşmesini amaçlamıştır.

Buna göre Enflasyon aşağıya indirilecek,dış ticaret açığı ihracat artırılarak kapatılacak,
büyüme hızı yükseltilecek ve piyasa ekonomisine önem verilecekti.

Bu kararlarla birlikte TL %48,6 oranında devalüe edildi.

12 Eylül darbesiyle hükümetin düşürülmesiyle bu kararları Turgut Özal yürüttü. Ardından 1983 ‘te Başbakan olan Özal IMF ile Stand-By anlaşması imzaladı.

Anlaşmaya göre,ihracata teşvik verilecek, kamu harcamaları kısılacak, TL yüksek oranda devalüe edilecekti.

Bütçe açığı kısılacak,yabancı sermaye girişi sağlanacak, KİT’lere ürünlerine zam yetkisi verilecekti.

Bu uygulamalar sonucunda ihracatın GSMH’deki payı %11’e çıkartılmıştır. Enflasyon aşağı çekilmiş, siyasetteki rahatlamayla beraber ülkede bir rahatlık meydana gelmiştir.

Ancak işsizlik, dış açık ve bazı sektörlerde tekelleşmenin önüne geçilememiştir.

1977 yılında 10 milyar dolar olan dış borç 17 milyar dolara yükselmiştir.

Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1929 Krizi
Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1946-1954 ve 1958 Krizi
Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1969-1974-1978 ve 1980 Krizleri
Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1986, 1988-1989 ve 1991 Krizleri
Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1994, 1998-1999 ve 2001 Krizleri
——————————————————————————————–

http://www.bilgiyonetimi.org/cm/pages/mkl_gos.php?nt=480
http://ekutup.dpt.gov.tr/planlama/42nciyil/temela.pdf
ELDEM Edhem , Osmanlı Bankası Tarihi,199,İstanbul
ELDEM Vedat , Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomisi,Türk Tarih Kurumu, 1994
ERGİN Feridun,Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi,Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, 1977
GOLOĞLU Mahmut,Milli Şef Dönemi 1939-1960,Cem Yayınevi,1976
http://www.atonet.org.tr/turkce/bulten/bulten.php3?sira=316
KARLUK,Rıdvan,Türkiye Ekonomisi,Beta,İstanbul,1996.
KURUÇ Bilsay, Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi,Bilgi Yay.1987
NERE Jacques,1929 Krizi,Çeviren Namık Toprak,Ank.1980.
http://www.sabah.com.tr/2005/11/29/fin148.html
TEKELİ İlhan-İLKİN Selim, 1929 Buhranında Türkiye’nin İktisadi Politika Arayışları, ODTÜ,Ank. 1977.
TEZEL S.Yahya, Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi,Yurt Yay., Ank. 1986.
TOKGÖZ Prof.Dr. Erdinç,Sanayileşmede Bölgesel Dengesizlikler, H.Ü. Yayını No.6-14,Ank.1976.
TOKGÖZ Prof.Dr. Erdinç , Türkiyenin İktisadi Gelişme Tarihi (1914-2001) İmaj Yayınları-Sayfa 43-47
TUSİAD Raporları…
Türkiye Ekonomi Kurumu,Türkiye Ekonomisi Sektörel Analiz,Ankara 1998.

Kaynak : A.Tolga AKPINAR / Sinestezi E Dergi

Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1994, 1998-1999 ve 2001 Krizleri

eklogo1991 Ekonomik Krizinin ardından ülkemizde 2008 yılına kadar 3 büyük kriz daha oldu. Bu krizlerin daha önceki ekonomik krizlerden pek bir farkı yoktu. Aşağıda 1994, 1998 – 1999 ve 2001 Ekonomik Krizleri hakkında detaylı bilgileri bulacaksınız;

1994 Krizi

Kısa süreli ama çok şiddetli oldu. Kriz 1993 sonlarında başlayıp 1994′te patladı.

İçeride zaten üst üste iki yıldır sürmekte olan temel dengesizliklerin üzerine Avrupa para piyasasındaki kargaşanın eklenmesi krizi tetikledi.

1994 tam bir felaket yılı oldu. Toplam net sermaye çıkışı 4.2 milyar dolara vardı.

Faiz hadleri Hazine bonolarında yüzde 400′ü aşarken TEFE yüzde 121, TÜFE yüzde 106′lı rakamlara sıçradı.

Yarım milyon kişi işinden oldu.

1993 yılına gelindiğinde, Demirel Hükümeti Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı hazırlamıştı. Planın önemli faktörleri; Ekonomik ve Sosyal altyapı yatırımlarına (Tarım,Turizm,Eğitim,Sağlık) öncelik verilmesi ve özelleştirmenin verimliliğinin artırılmasıydı.

Bu plan yürürlüğe kondu, ancak ülkeyi kötü olaylar bir türlü terk etmiyordu. Bunlardan ilki Uğur Mumcu’nun öldürülmesiydi.

İkincisi ise Turgut Özal’in kalp krizi nedeniyle ölmesiydi. Bu siyasi olaylar ekonomiyi ve ekonomik dengeleri tedirgin ediyordu.

Dışarıda meydana gelen ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren, Bosna ve Karabağ faciaları vardı. Hükümet değişti ve Tansu Çiller başbakan oldu. Çiller iktidara gelir gelmez ekonomi kurmaylarını yeniledi.

Çiller ekonomik atılımlar gerçekleştireceklerini ve içinde bulunulan durumdan çıkacaklarını vurguluyordu.Türkiye’de 1989 yılında sermaye hareketlerinin tamamen serbestleşmesiyle birlikte artan sermaye girişleri, Türkiye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunları geçici olarak bertaraf etmeyi başarmıştı. Ancak uzun vadeli sürdürülebilir bir büyüme sürecini beraberinde getirememiştir.
Nitekim 1990 sonrası donemde patlak veren iki büyük krizde, Türkiye’deki finansal serbestleşme ile yakından ilgilidir. Ulusal piyasalarda merkez bankası, döviz, kur ve faiz oranlarını birbirinden bağımsız birer politika aracı olarak kullanabilme olanağını kaybetmişti.
Finans piyasaları kısa vadeli spekülatif yabancı sermaye hareketlerinin denetimi altına girmiştir.

Finansal dengeleri bozuk, finansal kurumları zayıf ve piyasaları sığ, sanayi ile tarımı düşük verimli Türkiye ekonomisinin yeni doneme tepkisi ise sık sık ortaya çıkan krizler seklinde olmuştur. 1989 yılında sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesinin altında yatan mantık ise; 1986 yılından itibaren artan mali açıklar yurt içi borçlanmalarla giderilmeye çalışılmış, ancak bu durum özel yatırımları dışlayıcı bir etki yaratmıştır.
Bu açıkların kapatılmasında ikinci bir alternatif olarak görülen yabancı fonların ülkeye girişini sağlamak amacıyla sermaye hesabi serbestleştirilmiş ve 1990′li yıllardan itibaren yabancı sermaye girişleri, özellikle de kısa vadeli sermaye girişlerinde artışlar olmuştur.

Sermaye girişleriyle birlikte TL aşırı değerlenmiş, bu değerlenme ise bankaların uluslararası finans piyasalarından uygun koşullarda borçlanmasını ve toplanan bu fonların yüksek getirili kamu menkul değerlerine yatırılmasını ya da yurt içi piyasalara kredi olarak verilmesini cazip hale getirmiştir.

Artan kredilerle birlikte iç pazarın canlanması, tüketim ve ham madde malları ithalatını artırır iken, TL’nin yabancı paralar karsısında değer kazanması da ihracatı zorlaştıran, ithalatı kolaylaştıran bir unsur olarak ortaya çıkmıştır.
Bunun sonucu dış ticaret açığı 1993 yılında 6.4 milyar dolara yükselmiş ve bu açıkların finansmanında da sermaye hareketleri önem kazanmıştır.
Söz konusu donemde Türk bankacılık sisteminin dövizdeki açık pozisyonu da artmış ve 4.9 milyar dolara yükselmiştir.
Diğer yandan faiz oranlarının idari kararlarla indirilmeye çalışılması, sisteme çok büyük miktarda likidite sürülmesi ve kamu kağıtlarına vergi getirilmesi dövize olan talebi artırmış ve Türk lirasının değer kaybı yönündeki bekleyişler yaygınlaşmıştır.

Baskı altında tutulan döviz kurları serbest piyasada yükselir iken, yabancı sermaye çıkışlarıyla birlikte de döviz rezervleri hızla erimeye başlamıştır.

Kasım 1993 tarihinde resmi rezervler 7.2 milyar dolar seviyesindeyken, 8 nisan 1994 tarihine kadar resmi rezervlerdeki azalış devam etmiş ve bu tarihte 3 milyar düzeyine inmiştir.

5 Nisan 1994 tarihinden itibaren hükümet tarafından alınan bazı önlemler, kısa vadede toparlanma surecine katkıda bulunmuş olsalar da bunun sağlıksız bir iyileşme olduğu sonradan anlaşılmıştır.

Nitekim bu donemde görülen iyileşme sureci daha sonra yaşanılan krizlerinde temellerini oluşturmuştur. Özellikle hükümetin izlediği politikalarda iki önemli nokta dikkati çekmektedir.

İlki kısa vadeli yabancı sermaye girişlerinin teşvik edilmesi ve yurt dışına sermaye kaçıslarının önlenmesi amacıyla faiz oranlarının çok yüksek tutulması, yurt içi borçlanmanın hızlı bir şekilde artmasına neden olmuş ve bunun olumsuz sonuçları da 1990′li yılların sonunda ortaya çıkmıştır.

İkincisi ise, krizin ortaya çıkmasıyla birlikte mevduat hesaplarının tam sigorta kapsamına alınması, bankacılık sektörünü daha sonraki dönemlerde olumsuz yönde etkilemiştir.

Bankacılık düzenlemeleri, istikrarsızlığın önemli nedenlerinden birini oluşturur iken ülkemizde yaşanılan son krizde anahtar rol oynamıştır

Ülkede iç Pazar payı büyüyünce ithalat hızlı arttı.1993 yılı sonlarına doğru Avrupa ülkelerinin tek Pazar sistemine geçmelerinin yanı sıra toplam ithalatlarının azalması, Asya ülkelerinin ekonomik gelişme gösterip Avrupa ülkelerinin yavaşlaması ve ülkedeki diğer olaylar 1994 Krizini tetikledi.

Ülkeden 4,2 milyar dolarlık yabancı sermaye çıktı.500.000 kişi işsiz kaldı.Kısa vadeli borçlar 18,5 milyar dolar oldu.

Bu krizden çıkmak için 1994 yılında Çiller-Karayalçın Hükümeti ekonomik program açıkladı.

Bu programa göre,kamu harcamaları ve borçlanmaları azaltılacak,KİT’lerin yatırım payları %24,5’ten %23,3’e düşürülecek, OECD ülkeleriyle ihracat artırılacak,Turizm gelirleri yoluyla cari açık 6,4 milyar dolardan 4,5 milyar dolara düşürülecek, vergi gelirleri artırılacak,8,9 milyar dolar dış borç ödenecek,8 milyar dolar kredi alınacaktı.

Bu planlar uygulamaya konuldu.Vergiler artırıldı, Merkez Bankası TL’yi %13,6 oranında devalüe etti.

TL doların karşısında 17,250 oldu.Hazine nakit açığını kapatmak için %90 faizli, üç ay vadeli hazine bonosu çıkarttı.

Bu dönemde yerel seçimler yapıldı. Ekonomi seçim ekonomisine döndü. Ülkeye sıcak para girişi arttı. Kriz bir türlü atlatılamadı.

Çiller 5 Nisan Kararlarını açıkladı. Bu kararlar KİT’lerin zararlarını karşılamaya, döviz piyasalarına güven getirmeye, Merkez Bankasına güç kazandırmaya,kamu gelirlerini artırmaya ve iş hayatına disiplin getirmeye yönelik karalardı.

Fakat bu kararlarda yetersiz kaldı.Moody’s gibi kuruluşlar ülkenin kredi notunu düşürdü.

Bankaların çoğu sıkı denetim sonucu battı. Bu durumdan çıkmak için 1998 yılına kadar önlemler alındı.

Geçici küçük başarılar sağlandı.

1998-1999 Krizi

1996 yılında Türkiye’nin VII.5 Yıllık Kalkınma Planını Erbakan Hükümetinin hazırlaması ve yine bu dönemde Çillerin gayretleriyle Gümrük Birliğine girilmesi ekonominin gidişatını belirleyen faktörler olmuştur.

Ayrıca bu dönemde IMF ile yapılan Stand-By anlaşması sona ermişti.

Ancak tüm bu gelişmeler 1995 yılında %65,5 olan enflasyonu 1996 yılı sonunda %84,9 yaptı.

Toplam harcamalar, Avrupa Birliği ülkeleriyle gümrüğün sıfır olması nedeniyle arttı.

Avrupa ülkelerine yapılan ithalat oranı toplam ithalat oranına göre daha hızlı artış gösterirken,
İhracatımız toplam ihracat oranına göre daha az artış gösteriyordu.

1997 yılına gelindiğinde ise ekonomik gidişat aynıydı. Dış borç, dış açık ve cari açık artmıştı.

Tüm bu ekonomik göstergelerin yanı sıra Erbakan hükümeti ile Ordu sürtüşme halindeydi.
İrticai faaliyetlerin artması, İmam Hatip, 8 yıllık eğitim, PKK gibi konular sürekli gündemi mesgul ediyordu.

Ülkedeki STK’lar ve Ordu, laikliğe vurgu yapıyor ve hükümeti uyarıyorlardı. Sonunda sivil darbe olarak nitelendirilen durum 28 Şubat kararlarının da etkisiyle Temmuz ayında gerçekleşti ve hükümet düşürüldü.

Yerine gelen Mesut Yılmaz-Bülent Ecevit iktidarı ekonomi alanında anti-enflasyonist kararlar uyguladılar,ancak başarılı olamadılar.

1998 yılının Kasım ayında,içeride Türk Ticaret Bankasının özelleştirilmesine başbakan Mesut Yılmaz’ın bilgisi dahilinde mafyanın karışması, buna müteakip CHP’nin hükümetten desteğini çekmesi hükümeti düşürdü.

1998’de Asya ülkelerinde olan kriz Rusya’da Ağustos ayında yeniden patlak verdi.Dünya üretiminde ve ticaretinde daralma oldu.Bu durum Türkiye’yi de etkiledi.Ülkeden 6 milyar dolar sıcak para risk nedeniyle çıktı..

16 Ocak 1999’da Bülent Ecevit Başbakanlığında ülkeyi 18 nisan seçimlerine götürmesi için bir azınlık hükümeti daha kuruldu.

Ecevit Döneminde APO, Kenya’da yakalandı. Bunun sonucunda İMKB rekor yükselişe geçti,ülkede bayram havası esiyordu.

Ardından 18 Nisan’da DSP-MHP-ANAP Hükümeti seçim sonucu hükümet kurdular.
Hükümet dışarıda ve içeride oluşan olumlu havayla,sosyal ve ekonomik yenilikler yapmak için harekete geçti.

Bankacılık özel bir yapıya kavuşturuldu ve BDDK kuruldu. Uluslarası Tahkime olanak sağlayan kanun kabul edildi.

Olumlu hava kısa sürdü.17 Ağustos 1999 tarihinde, Marmara Bölgesinde 7.4 şiddetinde meydana gelen deprem yuvaları yıktığı gibi ekonomiyi de yıktı.

Çünkü bu bölge ülke sanayisinin merkeziydi. DPT verilerine göre bu depremin ekonomik ve sosyal zararı 10 milyar düzeyinde oldu.

Bu afetin yanı sıra Sadettin Tantan ekonomik alanda bir çok yolsuzluğu ortaya çıkarıyordu.
Yine bu dönemde Merkez Bankası 10 milyon TL banknotunu piyasaya sürüyordu.

Asya Krizinin etkileriyle uğraşan hükümet sıcak para çıkışı nedeniyle döviz sıkıntısına girmişti. Hazine iç borçları çeviremiyordu.

Kasım ayında Düzce’de meydana gelen diğer bir deprem ekonomiyi ikinci kez sarstı.

Bunun üzerine hükümet Aralık ayında IMF ile Stand-By anlaşması imzaladı. Merkez Bankası,Enflasyonu düşürme politikası uyguladı.

IMF’ye verilen niyet mektubunda, sıkı maliye politikası, kur ve para politikası uygulanacağı ve siyasi iradeden destek alınacağı, enflasyonun düşürüleceği taahhüt edildi.

Niyet mektubu’nun kamuoyuna açıklanması mali piyasaları olumlu etkiledi.

Endeks işlem hacmi arttı, borsa’da 11467 oranında tarihi rekor kırıldı. Kasım 2000’de Bankacılık sektöründe ki yolsuzlukların ortaya çıkması, bankacılık sektörüne olan güveni azalttı.

Vatandaş parasını yastık altına koydu. Bankalar açık vermeye başladı ve bu açığı kapatmak için döviz toplamaya başladılar.

Bu ortamı gören yabancı yatırımcılar ülkeden ayrılmaya başladılar. 27-28 Kasımda T.C.Merkez Bankasından 3 milyar dolar çekildi.

Piyasada TL sıkıntısı başladı. Repo faizi gecelik %200’e yükseldi. İMKB endeksi yılın en düşük seviyesine indi.

1 Aralık Cuma günü endeks %26 oranında düştü ve 7977 oldu. Gecelik repo faizi %1700 oldu.

TCMB sadece dövizin karşılığında TL vereceğini açıkladı. TCMB,IMF’den yardım istedi ancak yardım gelmedi.

Demirbank ve Park Yatırım bu yüzden fona devredildi. Sonunda IMF istenenden çok krediyi serbest bıraktı.

Böylece Ekonomide bazı olumlu gelişmeler oldu. Örneğin,enflasyon %62,9’dan,%32,7’e düştü. Büyüme %-6,4 iken %6,1 oranında gerçekleşti.

2001 Krizi

Ecevit hükümeti,yılbaşından itibaren kamu harcamalarını kısmak ve tasarrufa gitmek için tüm kamu personelinin atamalarını durdurmuştu.

Ayrıca Kamu Kuruluşları ancak Hazine Müsteşarlığının onayı ile dış kredi alabileceklerdi.

2000 yılında meydana gelen mali krizden dolayı Hazineye ve ekonomiye dış ülkeler tarafından ve yatırımcılar tarafından güvensizlik vardı.

Kamu bankaları kaynak kıtlığı çekiyordu.

Hazine bu kıtlığı aşmak için 6,750 milyon dolar civarında ocak ayında tahvil sattı.

Ülkedeki istikrar politikaları ve daralan iç talep nedeniyle enflasyon oranı %30’un altına indi.(Tefe) Bu durum hükümete moral vermişti.

Ancak 1990 ve 200 yılından kalma krizin etkileri sürüyordu.

Hala döviz sıkıntısı yüksek miktarlardaydı.Dış açık ve cari açık artmıştı.

Ödenmesi gereken günü gelmiş borçlar vardı.

Ekonomi ip üstündeydi.Ülkede ekonomiye güven kalmamıştı ve kriz havası vardı.

STAND-BY anlaşmasının ardından 2000 yılında devreye giren istikrar programı büyük çöküşün baş sorumlusuydu.

Türkiye döviz kurunun çapaya bağlanmasıyla çıkmaz sokağa girdi.

Cari işlemler açığı giderek büyüdü ve yıl sonunda 9.8 milyar dolara çıkarak tarihi bir rekor kırdı.

Toplam kısa vadeli borçlar 28.9 milyar, toplam dış borç stoku da 114.3 milyar dolara çıktı.

Yabancı bankalar vadesi gelmemiş kredilerini geri çekmeye başlayınca gecelik faizler göklere tırmandı ve tarihe “Kara Çarşamba” olarak geçen 22 Kasım 2000′de para krizi patladı.

Ödeme güçlüğüne düşen bankaların vadesi dolmayan kredileri geri çağırması, iç pazarın daralması bunda büyük rol oynadı.

3.5 milyar dolarlık net sermaye çıkışıyla döviz fiyatları ve faizler tırmanışa geçti.

Kriz öncesi 670 bin TL olan dolar 1 milyonu aştı. IMF programı çökmüştü.

Nihayet 19 Şubat 2001’de yöneticilerin tecrübesizliği nedeniyle köşkte yapılan MGK toplantısında Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında geçen tartışmanın basına açıklanmasıyla ekonomi alt üst oldu.

Tabii bu krizin görünen sebebiydi.

Ancak kriz gecesi Merkez Bankasından,Merkez Bankası başkanı bile döviz çekmişti.

TL’den kaçış vardı. Ertesi sabah IMKB endeksi %14,6 oranında düştü.

TCMB’den çekilen dövizler nedeniyle,döviz 5,3 milyar dolar azaldı ve 22,6 milyar dolar kaldı.

Para piyasalarında gecelik faiz oranı %7,500’e çıkarken,Hazine %144 oranında borçlandı.

Bu yüksek faiz denge sağladı ve TL’den kaçışı durdurdu.

Medya hükümete yoğun eleştirilerde bulunuyordu.

TCMB, IMF onayıyla dövizde dalgalı kura geçti.

Bu uygulamayla TL’nin değeri %40 civarında düştü.Devletin borcuda 29 katrilyon TL arttı.

Kriz günü 685.500 TL olan ABD Doları 3 gün sonra 920.000 TL oldu.

Ülkede dövizle borçlanan vatandaş büyük sıkıntıya girdi.Esnaflar battı,işsizlik arttı.

Hükümet krizi çözmesi için Dr. Kemal Derviş’i ekonominin başına geçirdi.

Derviş,ekonominin başına geçer geçmez ekonomi yönetimindeki kurmaylarını değiştirdi.

14 Mart 2001 tarihinde 3 aşamalı kurtuluş planını açıkladı.Buna göre;

Bankacılık sektörüne yönelik önlemler alınacak, Döviz kuru ve faize istikrar kazandırılacak,
Ekonomi dengeleri yeniden planlanacak ve ikinci yarıda büyümeye geçilecekti.

Derviş, bankacılık sektörünün güçlendirilmesiyle enflasyonunda düşürüleceğini savunuyordu.
Vakit geçirilmeden IMF’ye niyet mektubu verildi.

Bu mektupta iktisadi etkinliği sağlayıcı yasal reformların yapılacağı,enflasyonla mücadelenin gerçekleştirileceği,gelir dağılımı ile ilgili adaletsizlik ortamının ortadan kaldırılacağı ve sürdürülebilir büyüme ortamının oluşturulacağı taahhüt ediliyordu.

Ardından T.B.M.M.’den 15 adet Derviş Kanunu diye adlandırılan, ekonomi ile ilgili kanunlar geçirildi.

En önemlileri; Şeker Kanunu, Telekom Kanunu olarak adlandırılan kanun, Bankalar kanunu, Vergi Kanunları, Elektrik Piyasası Kanunu, Türk Sivil Havacılık Kanunu, Sendikalar Kanunu, Hazine arazileriyle ilgili kanunlardı.

Bu kanunların temel özellikleri,özelleştirme ve rekabetin artırılması ile ilgili olmalarıydı.

Bu kanunların çıkması aşamasında ve uygulanması aşamasında bir çok bakan istifa etti.

Ancak, Kemal Derviş’in planı ülkede ekonomik istikrar oluşturdu.2001 yılının ilk altı ayında ihracat %13 arttı.

İthalatta ise %16 oranında daralma oldu.Turizm gelirleri arttı,dış ticaret açıgında ve cari açıkta azalmalar oldu.

Ülkede uygun ve olumlu bir ortam oluştu.

Ancak bunlara rağmen,medyanın hükümetin üzerine hala gitmesi,Irak Savaşının öncesinde hükümetin ABD’ye destek vermemesi, hükümet içindeki hükümeti yıkma planları bir erken genel seçime neden oldu.

Seçimlerde AKP tek başına iktidar oldu.AKP,Koalisyon hükümetinin bıraktığı olumlu göstergelerle devam ediyor.

Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1929 Krizi
Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1946-1954 ve 1958 Krizi
Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1969-1974-1978 ve 1980 Krizleri
Türkiye’ de Ekonomik Krizler – 1986, 1988-1989 ve 1991 Krizleri

——————————————————————————————–
http://www.bilgiyonetimi.org/cm/pages/mkl_gos.php?nt=480
http://ekutup.dpt.gov.tr/planlama/42nciyil/temela.pdf
ELDEM Edhem , Osmanlı Bankası Tarihi,199,İstanbul
ELDEM Vedat , Osmanlı İmparatorluğunun Ekonomisi,Türk Tarih Kurumu, 1994
ERGİN Feridun,Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi,Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, 1977
GOLOĞLU Mahmut,Milli Şef Dönemi 1939-1960,Cem Yayınevi,1976
http://www.atonet.org.tr/turkce/bulten/bulten.php3?sira=316
KARLUK,Rıdvan,Türkiye Ekonomisi,Beta,İstanbul,1996.
KURUÇ Bilsay, Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi,Bilgi Yay.1987
NERE Jacques,1929 Krizi,Çeviren Namık Toprak,Ank.1980.
http://www.sabah.com.tr/2005/11/29/fin148.html
TEKELİ İlhan-İLKİN Selim, 1929 Buhranında Türkiye’nin İktisadi Politika Arayışları, ODTÜ,Ank. 1977.TEZEL S.Yahya, Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi,Yurt Yay., Ank. 1986.
TOKGÖZ Prof.Dr. Erdinç,Sanayileşmede Bölgesel Dengesizlikler, H.Ü. Yayını No.6-14,Ank.1976.TOKGÖZ Prof.Dr. Erdinç , Türkiyenin İktisadi Gelişme Tarihi (1914-2001) İmaj Yayınları-Sayfa 43-47
TUSİAD Raporları…
Türkiye Ekonomi Kurumu,Türkiye Ekonomisi Sektörel Analiz,Ankara 1998.

Fotoğraf 😦http://www.kadinella.com/wp-content/uploads/ekonomik-kriz.jpg)

Kaynak : A.Tolga AKPINAR / Sinestezi E Dergi

İstanbul “Emlakta nostalji rüzgarı 5!”

Emlakta nostalji rüzgarı; Çamlıca – Ümraniye’deki satılık arsalar, 4 sene taksit yapılan hemen teslim apartman daireleri ve daha birçok başlıkla devam ediyor. (Haberde Eski İstanbul Belgeleri isimli Facebook grubunun içeriklerinden yararlanılmıştır)…

21 Nisan 2013, Pazar 15:00

Emlakta nostalji rüzgarı 5!

Kategori: Genel

 

Emlakta nostalji rüzgarının 5. serisinde; eskinin Floryası’ndaki satılık apartman dairelerinden zamanın İmar Bakanı’nın katılımıyla gerçekleştirilen 1280 dairenin temel atma törenine, Taksim’e inşa edilen yeni binalardan Hilton Oteli’nin ilk yıllarına kadar pek çok  tarihi belge yer alıyor. Ayrıca Kurtuluş Caddesi’nin isim hikayesini ve Moda’daki heyelanın araziyi nasıl denize yuvarladığını gösteren fotoğraf ve haberlerde ilginizi çekecektir. İşte emlakta nostalji rüzgarı 5…

 

 

Florya Cennet Mahallesi’nde hemen teslim daireler – 1959 

Yuvam İnşaat’ın 1959 tarihli bu ilanında; şirketin Florya Cennet Mahallesi’nde inşa ettiği apartman dairelerinin satışına başlandığı duyuruluyor. İlanda, anahtar teslimlerinin hemen yapıldığı dairelerin 50 bin liradan başlayan fiyatlarla alıcılarını beklediği anlatılıyor. Üstelik dairelerin yarısı peşin ödendikten sonra diğer yarısı için 4 sene taksitlendirme yapılacakmış.

 

 

Çamlıca – Ümraniye’de 750 liraya arsa – 1959 

Yukarıdaki fotoğrafa göre, 1959 yılında Çamlıca Tursitik Evler Koll. Şti, Çamlıca – Ümraniye’de yer alan arsaların satışına başlamış. Su kuyularının açılabildiği arsaların fiyatları ise 750 liradan başlarken, 1500 liraya kadar çıkıyormuş.

 

 

Taksim’e yeni apartmanlar 

Yukarıdaki haberde, Taksim Meydanı’na iki sene içinde 2 milyon harcandığı yazılı. Ayrıca Taksim Meydanı’na inşa edilen yeni apartmanları en çok doktorlar ve işten çekilen tacirler yaptırıyormuş.

 

 

1280 adet daire inşaatının temel atma töreni – 1966

1966 tarihli belge, o yılların İmar ve İskan Bakanı Haldun Menteşeoğlu’nun davetini gösteriyor. Bakan, İstanbul Osmaniye’de Örnek Gecekondu Sitesi’ndeki 1280 daire inşaatının temel atma ve Türkiye Emlak Kredi Bankası’nın Ataköy Sitesi’ndeki yeni turistik tesislerinin açılışına davet ediyor.

 

 

Eviniz için badana işleri

Eski yaşanmışlıkları gösteren bir fotoğrafta, Angelos Miyakis adlı kişiye ait. Beyoğlu’nda dükkanı olan zat o yıllarda her türlü yağlı boya ve badana işlerini yapıyormuş.

 

 

Mahmutpaşa’da mobilya fabrikası – 1880 

1880 tarihli bu fotoğraf, merkezi Mahmutpaşa’da bulunan Leon Friedmann Mobilya Fabrikası’na ait. Mobilyalar için veresiye satışlar da mümkünmüş.

 

 

Hilton Oteli – 1950’li yıllar 

Yukarıdaki karede, İstanbul Hilton Oteli’nin ilk zamanlarını görüyorsunuz. Tanıtım broşürünü gösteren fotoğrafta, otelin Boğaz manzaralı 300 odasının olduğu yazılı.

 

 

Denize sıfır Yeniköy Carlton Oteli 

Eski İstanbul’un gözde otellerinden biri de, Yeniköy sahilinde bulunan Carlton Oteli idi. Fotoğraftan, otelin 240 yatak kapasitesine sahip olduğunu anlıyoruz.

 

 

Bakırköy’de her türlü yapıya çimento 

Eski İstanbul’un Bakırköy’ünde yer alan Bakırköy Çimento Türk Anonim Şirketi ise, ‘her türlü yapıya en elverişli’ çimentolar satıyormuş.

 

 

Perşembe Pazarı – 1986 

Yukarıdaki broşürde Karaköy’de konumlu Perşembe Pazarı’nın 1986 yılındaki maketini görüyoruz.

 

 

Yollar ve büyük inşaat için 60 milyon lira – 1953

1950 – 1953 tarihli İl ve Şehir Hizmetleri’nin kitapçık fotoğrafında, dört yılda İstanbul yolları ve büyük inşaat için 60 milyon liralık bedel ödendiği yazılı.

 

 

Ataköy Sahil Şehri 

Eski İstanbul’un büyük inşaat projeleri arasında yer alan Ataköy Sahil Şehri; plajları, gazinoları, kültür tesisleri ve apartmanları ile o yıllarda oldukça dikkat çekiyordu. Fotoğrafta, Türkiye Emlak Kredi Bankası tarafından yapılan projenin bitmiş hali gösteriliyor.

 

 

Binanıza parasız aydınlatma 

Beyoğlu’nda yer alan elektrik şirketinin bu ilanında, mühendislerin binalara her türlü aydınlatma projesi yapacağı duyuruluyor. Üstelik parasız olarak.

 

 

‘Galata’da Devlet Mütahidi’

Yukarıdaki kare ise, 1931 yılında Galata’da ofisi bulunan Tomas Gesaryan isimli vatandaşın devlet mütahidi ve tüccarlık yaptığını belgeliyor.

 

 

Kurtuluş Caddesi’ne ismi veriliyor – 1929 

Yukarıdaki haberde, 1929 yılına kadar ‘Tatavla’ olarak anılan caddeye ‘Kurtuluş’ adının verileceğine dair kararın alındığı belirtiliyor. İsim değişikliğinin nedeni ise, Tatavla’nın canileri ve hırsızları andıran bir kelime olması.

 

 

Moda’daki araziyi deniz yuttu – 1940 

19 Mart 1940 tarihli Akşam Gazetesi’nin haberinden, Moda’da heyelan olduğunu öğreniyoruz. Üstelik heyelan, bir kısım arazinin denize yuvarlanmasına neden olmuş.

 

 

Kaynak : Şebnem BER/Emlakkulisi.com

Atatürk’ün 90 yıl önce verdiği röportaj!

Atatürk’ün o röportajı 90 yıl sonra yayınlandı

Atatürk'ün o röportajı 90 yıl sonra yayınlandı

Avusturya gazetesi Die Presse, Mustafa Kemal Atatürk ile 23 Eylül 1923’te yaptığı röportajı 90 yıl sonra tekrar yayımladı.

Avusturya gazetesi Die Presse’in 165. kuruluş yıl dönümü çerçevesinde 1923 tarihinde Atatürk ile ilgili yaptığı mülakatı yayımladı. Atatürk gazeteye verdiği mülakatta ‘düşmanlarımız yüzlerce yıldır Türklere karşı nefret duyguları besliyor’ dedi.

Gazete adına Josef Hans Lazar Atatürk ile mülakat yaptı:

Atatürk ile Mülakat… Modern Türkiye’nin Kurucusu Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Oluşumu ve Daha O Zamandan Beri Avrupa ile Zorlu İlişkileri Hakkında Konuştu

23 Eylül 1923… Yeni Türkiye’nin kurucusunu görmek bugün bile kolay değil, üstelik onunla konuşmak çok daha zor. Türk Basın Bürosu sayesinde muhabirimiz yeni Türkiye’nin en yüksek iktidar sahibiyle bir görüşme sağlayabildi. Görüşme, Büyük Millet Meclisinin Cumhurbaşkanlığı Odası’nda gerçekleşti.

Güce ve müstesnalığa rağmen Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kişiliği mütevazı, açık, basit ve doğal kalmış. Kullandığı kelimeler sakince seçilmiş ve düşünülmüştür, çehresinde hiçbir gayretsizlik, güçsüzlük, hedefsizlik ve söylenmemiş bir şey bulunmuyor. Bu yüz olgunlaşmış ve yoğunlaşmış enerjilerin, sıkı şekilde gerilmiş güçlerin bir resmidir.

Mustafa Kemal, tarihi önem arz eden açıklamalar yaptı. Milliyetçi Türk hareketinin başlamasından bu yana ilk kez, şimdiye kadar dikkatle ve itinayla kaçınılan cumhuriyet kelimesini kullandı: “Size yeni Türk Anayasasındaki birinci maddeyi tekrarlamak istiyorum: ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Tüm yönetme gücü, yalnızca ve sınırsız şekilde halk tarafından kullanılır.’ Bu iki cümle ve bunların açıklaması, bir kelimenin -cumhuriyetin-, yanlış anlamalara fırsat bırakmayacak şekilde açık tanımıdır! Yeni Türkiye’deki gelişme süreci henüz sona ermedi. Bu yolun sonuna kadar gidilmeli. Değişiklikler, düzeltmeler, iyileştirmeler yapılması gerekiyor, son mükemmelleştirme henüz eksik. Türkiye şu anda yapı olarak ne ise çok kısa zamanda şekil olarak da o olacak: Bir cumhuriyet! Tıpkı Avrupa ve Amerika’nın farklı ve halihazırda mevcut cumhuriyetlerinin, standart ve esaslı prensiplere sahip olmasına rağmen dış yapılarında birbirlerinden farklılaşabilmesi gibi Türkiye, gerçek yapısında onlardan uzaklaşmadan daha bugünden sadece bazı belirli dış çizgilerde diğer cumhuriyetlerden farklıdır. Tıpkı diğer tüm cumhuriyetçi devletlerde olduğu gibi bizim de bağımsız bir meclisimiz var ve bizde de tüm bakanlar bizatihi kendilerine verilen hükümet işlerinden sorumludurlar.”

Mustafa Kemal Paşa, “Biz cumhurbaşkanı, hükûmet lideri ve sorumlu bakanları olan bir cumhuriyet olacağız ve yeni Türkiye’nin başkenti sorusu da böylece kendiliğinden cevaplanacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’dır.” dedi.

Görüşmenin devamında Avrupa basını tarafından Türkiye’nin düşmanca bir tavırla Avrupa’ya ve Batı medeniyetine sırt çevirdiğine dair defalarca gündeme getirilen meseleye de değinen Mustafa Kemal Paşa, şunları söyledi: “Ellerinde olan tüm araçlarla biz Türklere karşı nefret ve aşağılama duyguları beslemek, yüzlerce yıldan bu yana düşmanlarımızın geleneğidir. Bu duygular ve düşünceler, ruhlarına iyice yerleşmiş ve bizim yorulmadan savaştığımız özel bir Batılı zihniyet yaratmıştır. Tüm değişimlere ve olaylara rağmen bu hâlâ tam anlamıyla son bulmadı. Hâlâ bir Türk’ün her türlü ilerlemeye muhalif ve düşman bir insan olduğu, her türlü ahlaki ve entelektüel gelişmeye ehil olmayan bir barbar olduğu düşünülmek isteniyor. Bizi yıkılmaya mahkûm bir halk olarak görmekle tatmin olmayan Batı, çöküşümüzü hızlandırmak için her şeyi yaptı.”

Avrupa ile Mevcut İlişkiyi Çalışarak Desteklemek

Mustafa Kemal Paşa: “İmparatorluk döneminde, sultanların hükûmetlerinin daha güçlü ve rakipsiz bir şekilde bu halka hükmetmek ve her türden özgürce irade beyanını bastırmak adına Türk halkının Avrupa ile her türlü irtibatını engellemek için hırsla çaba gösterdiği doğrudur fakat biz Türk milliyetçileri açık gözlerle bakıyoruz, yurt içi ve dışındaki olayları dikkatlice takip ediyoruz. Halkımızın diğer tüm kültürlü halklarla irtibata geçmesini imkânlar dâhilinde kolaylaştırmanın bizim kendi menfaatimize olduğunun bilincindeyiz. Avrupa ile ilişkilerin hızlıca ve geciktirmeden geliştirilmesini çalışarak desteklemek için elimizden gelenin en iyisini yapacağız.”

Josef Hans Lazar: (doğum tarihi: 1895 İstanbul, ölüm tarihi: 1961 Viyana): 1920-1927 yılları arasında “Presse”nin Türkiye muhabirliğini yaptı. 1939’da Nasyonal Sosyalist rejimin Dışişleri Bakanlığında göreve başladı ve Madrid’de Basın Ataşesi olarak çalıştı.

Atatürk’e de o soruyu sormuşlar

Avusturya’da yayımlanan günlük Die Presse gazetesi, kuruluşunun 165. yılı için özel bir sayı çıkardı.Gazetenin 2 Ekim 1923 tarihli nüshasında yayımlanan özel sayısında ‘Mustafa Kemal ile söyleşi’ haberine yer verildi.

Ankara’ya özel olarak gönderilen bir muhabir tarafından yapılan röportajda Atatürk, yeni Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu öncesi önemli açıklamalarda bulunuyor.

Türk ulus hareketinin başladığı günden bu yana ilk kez, kullanılmasından dikkatle kaçınılan ‘Cumhuriyet’ kelimesini telaffuz etti’ ifadelerine yer veriliyor.

AYNI SORUYU ATATÜRK’E DE SORDULAR

Türkiye’de 2013 yılında Avrupa medyasında sıkça sorulan ‘Türkiye Avrupa’dan yüzünü dönüyor mu?’ sorusu 90 yıl önce Mustafa Kemal Paşa’ya da soruluyor.

Atatürk’ün cevabı günümüzde yaşanan dış güçlerin komploları iddialarına paralel olarak oldukça manidar: ‘‘Düşmanlarımız için yüzyıllardan beri ellerindeki tüm imkanlarla Türk milletine karşı nefret ve aşağılama duyguları beslemek bir alışkanlık olmuştur. Biz kafalarda kökleşmiş ve özellikle Batı zihniyetinde ortaya çıkmış bu tür fikir ve düşüncelerle yorulmadan mücadele ediyoruz. Tüm yaşanan dönüşüm ve olaylara rağmen bu düşünceler hâlâ tamamen durmuş değil. Bu insanlar bir Türk insanını ilerlemeden rahatsız olan, barbar, ahlaki ve zihinsel gelişimlere karşı aciz bir insan olarak görmek istiyorlar.’’

Türk toplumunun Avrupa tarafından ‘düşüşe geçmiş bir halk’ olarak görülmesinden huzursuz olduğunu ifade eden Mustafa Kemal Paşa, Batı’nın bu düşüşü hızlandırmak için elinden geleni yaptığını ifade ediyor. Haberin devamında Atatürk ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ı karşılaştıran bir köşe yazısı da yer aldı.

SEYİT ARSLAN – VİYANA