147079_kpss

Yıl 2010 “KPSS birincisi, Tarım Bakanlığı’nda çalışmak istiyor”

Kamu kuruluşlarındaki A grubu kadrolar ile öğretmenlik kadroları için lisans düzeyinde yapılan KPSS sınavında 100 tam puan alarak birinci olan FEM Akademi Dershaneleri öğrencisi Gamze Tembel Eser, Tarım Bakanlığı’nda çalışmak istediğini söyledi.
Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) 100 tam puan alarak birinci olan FEM Akademi Dershaneleri öğrencisi Gamze Tembel Eser, birinci olmasında dershanesinin ve öğretmenlerinin çok etkili olduğunu söyledi. FEM Dershaneleri Taksim Şubesi’nde açıklama yapan Eser, Gıda Mühendisi olduğunu ve bundan sonraki hedefinin Tarım Bakanlığı’nda çalışmak olduğunu ifade etti.

Kamu kuruluşlarındaki A grubu kadrolar ile öğretmenlik kadroları için lisans düzeyinde yapılan KPSS sınavında 100 tam puan alarak birinci olan FEM Akademi Dershaneleri öğrencisi Gamze Tembel Eser, Tarım Bakanlığı’nda çalışmak istediğini söyledi. FEM Dershaneleri Taksim Şubesi’nde açıklama yapan Eser, 2003 yılında Celal Bayar Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olduğunu ve 7 yıldır özel sektörde çalıştığını söyledi. Bu sene dördüncü kez KPSS’ye girdiğini belirten Eser, “Bu seneki KPSS’ye hazırlanmak için geçen sene Ağustos ayında FEM Dersanesi’ne kaydoldum. Dersanenin birinci yılı olmasına rağmen ÖSS’deki başarılarından dolayı çok başarılı olacağını düşündüğüm için kayıt yaptırdım. Eylül ayında dersler başladı, ben o zamana kadar zaten çalışıyordum. Ocak ayında işten ayrıldım. Ocak ayından beri dershaneye gidip geliyorum. Hocaların derslerine istediğim sınıfta girebiliyorum. Tekrar derslerine de giriyorum. Evde de yoğun bir şekilde çalıştım. Eşimin, annemin, babamın ve ailemin destekleriyle, moral motivasyonları çok oldu. Zaten çalışmaya başladığım zamandan beri eşim ‘senden derece bekliyorum’ diyerek yüksek bir şekilde motive etti.” dedi.

Başarısında hocalarının önemine değinen Eser şöyle konuştu: “Beni rahatlatan bir konu da şu oldu. Daha önce de dershanelere gitmiştim. Burada istediğim zaman gelip hocalarıma soru sorabiliyorum. Bire bir ofis programları var. Takıldığım konularda hocalarımdan randevu alıp gelip çalışıyorum. Özellikle sınavdan bir hafta önce toplu konuları tekrar yaptılar. O bende çok faydalı oldu. Bu şekilde bir çalışmam oldu.”

Bundan sonraki hedefiyle ilgili soruya ise Eser şöyle cevap verdi: “Ben Gıda Mühendisiyim. Tarım Bakanlığı’nda çalışmak istiyorum. Florya Labaratuvarında araştırma yapmak istiyorum.”

10-11 Temmuz tarihlerinde yapılan KPSS’ye toplam 1 milyon 370 bin 565 aday katılmıştı.

Haberin diğer linkleri;

http://www.zaman.com.tr/gundem_kpss-birincisi-tarim-bakanliginda-calismak-istiyor_1015195.html
http://m2.samanyoluhaber.com/KPSS-birincisi-Tarim-Bakanliginda-calismak-istiyor-haberi-442724.html

147079_kpss 1427242675146 CA65mmyWkAA9R8X CA65mtzWoAAUQAB kpss_6157 kpss-akit1 kpss-akit2

Devlet başkanlığı sarayında oturmanın faturası

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Yazar Cemal Tunçdemir, ABD devlet başkanlığı sarayının bilinmeyen yönlerini kaleme aldı. Yazıda yer alan bilgilere göre Beyaz Saray’da oturan başkan ve aileleri tüm kişisel harcamalarını (kuaför, giysi, yemek vb.) kendi maaşlarından ödüyorlar. Üstelik verilen hizmetler 5 yıldızlı olduğundan cüz’i ücretlendirme de yapılmıyor.

Cemal Tunçdemir’in “Bir demokraside, devlet başkanlığı sarayında oturmanın faturası” başlıklı yazısı:

1981 yılında yemin ederek ABD Başkanlığına göreve başlamasından yaklaşık bir ay sonra dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ve eşi Nancy Reagan, Beyaz Saray’da akşam yemeğini yedikten sonra hiç beklemedikleri bir sürprizle karşılaşırlar. Görevli garson yemeğin hesap faturasını getirmiştir. Baş kahyanın bir garsonla gönderdiği hesap faturasında sadece o akşamın değil son bir ayın bütün yemeklerinin hesabı da yer almaktadır. Sadece yemekler de değil… Ağırladıkları kişisel misafirlerin, bir aydır kullandıkları kuru temizleme hizmetinden, diş fırçası, diş macunu, temizlik ve parfümeri malzemelerine kadar bütün kişisel malzemelerin ücreti de miktarlarıyla beraber kaydedilmiştir. Ronald Reagan, hesabın büyüklüğüne şaşırsa da görevlinin getirdiği faturayı gülümseyerek alır ve muhasebeye maaşından ödenmesi talimatı verir. Kocasının aksine Nancy Reagan’ın şaşkınlığı çok daha büyüktür. Anılarında, ‘kimse bize Başkan ve Eşinin Beyaz Saray’da yaşarken yedikleri yemeklere ve kullandıkları günlük malzemelere para ödemek zorunda olduklarından bahsetmemişti’ diye anlatıyor o şaşkınlık anını. Aslında, ABD kamuoyunun büyük çoğunluğu da pek bilmiyordu. ABD eski Başkanı Bill Clinton’un eşi ve birinci Obama döneminin dışişleri bakanı Hillary Clinton‘ın, bu yıl yayınlanan “Hard Choices” kitabının Haziran ayındaki tanıtım ve imza gezilerinden birinde, Beyaz Saray’dan ayrıldıkları zaman, ‘borç içinde ve beş parasız olduklarını’ söylemesi, sosyal medyada büyük yankı yapmıştı. Hillary Clinton, sekiz yıl kaldıkları Beyaz Saray’dan taşınınca Washington DC’de ve New York’ta mortgage kredisiyle iki ev aldıklarını, bu kredi ile kızları Chelsea’nin Stanford Üniversitesi parasının kendilerini, 2001 kışında 12 milyon dolar borcu olan olan bir aile haline getirdiğini anlatacaktı. Borç batağından, Bill Clinton’ın art arda yayınlanan kitaplarının, ücretli konuşmalarının gelirleriyle düzlüğe çıkacaklardı. Son borçlarını da 2004 yılında ödeyerek borçlarını temizleyeceklerdi.

Peki, 8 yıl boyunca yıllık ortalama 500 bin dolar maaşı olan ve kira gideri olmayan bir aile niçin Beyaz Saray’dan beş parasız ayrılacaktı? Nancy Reagan’ı çok şaşırtan sebepten dolayı…

ABD Başkanları Beyaz Saray’a kira ödemez ama onun dışındaki herşey maaşlarından kesilir. Beyaz Saray, devletin ABD Başkanı için tahsis ettiği misafirhanedir ve orada 4 ya da 8 yılını geçirmek zorunda olan her aile, kendilerinin ve kişisel misafirlerinin bütün masraflarını kendisi karşılamak durumundadır. Sadece resmi devlet konuklarının ağırlanma masrafını Amerikan vergi mükellefleri öder. Geri kalan kişisel mutfak giderleri, hizmet ve malzemelerin ücreti Başkan ve ailesine aittir. Başkan takım elbiselerinin kuru temizleme ücretini kendisi ödemek zorundadır. Kaybolan düğmesinin yerine alınacak yenisinin de, ayakkabılarının boya ve cilasının da… Konutun başkan ve ailesinin kaldıkları kısmındaki temizlikçi, garson ve hizmetçilerin çalıştıkları süredeki saat ücretini de başkan öder. Kısacası, kira ve elektrik faturası dışında kendileri için harcanan her kuruşu devlete ödemek zorundadırlar.

Çünkü, ABD bir monarşi değil bir cumhuriyettir ve bu konut da bir ‘saray’ değil bir evdir. Amerikalılar buraya ‘saray’ demiyor zaten, o bizim yakıştırmamız. Washington DC’de ‘’1600 Pennsylvania Avenue’’ adresinde bulunan dünyanın bu en ünlü evinin adı Türkçe’ye yanlış şekilde ‘Beyaz Saray’ diye çevirilmiş olsa da, aslında İngilizce’deki orijinal adı ‘White House‘ yani ‘Beyaz Ev‘dir. Ve ABD’ye devlet başkanı seçildi diye kimse, devletin parasını keyfince harcayamaz. Sadece bu ev içinde de değil her yerde… ABD Başkanı, şehir dışı tatil masraflarını, haftasonlarını geçirmek istediğinde Camp David’teki dinlenme evinin haftasonu masraflarını kendi cebinden karşılamak zorunda. Yine örneğin başkan, ABD Başkanlık uçağına, devlet delegasyonundan olmayan tek bir kişi bile bindirecekse, (kardeşi bile olsa), bir ticari yolcu uçağının ‘first class’ uçak bileti miktarınca devlete para ödemek zorundadır.

Gerald Ford’tan George W. Bush’a kadar 6 başkan döneminde bu evin ‘baş kahyası (chief usher)’ olmuş Gary Walters’ın deyişi ile, başkan ve ailesi bu evin 4 veya 8 yıllık kira sözleşmesine sahip kiracılarıdır. İstedikleri yemekler pişirilir, malzemeler ve ürünler istedikleri markalardan seçilir ama parasını Amerikan halkı değil, Başkan ve ailesi maaşlarından öder. Ve doğal olarak fiyatın yüksekliğine alışmaları zaman alır. Çünkü başkanlar ve ailelerine verilen hizmet 5 yıldızlı otel kalitesinde olduğu gibi başkanın bunlar için ödeyeceği para da 5 yıldızlı otel fiyatları düzeyindedir. Devlet konutu diye cüzi ücretlendirme yapılmaz. Walters, ‘yemek, hizmet ve malzemelerin pahalı olduğundan yakınmayan tek bir first aile hatırlamıyorum’ diyor. Hatırladığı en büyük tepki ise Jimmy Carter’ın eşi Rosalynn Carter’a ait. Memleketleri Atlanta’da yemeğin de malzemelerin de çok daha ucuz olduğunu söyleyip durmuş aylarca. Ama ‘first lady’nin şikayetleri, fiyatları aşağı çekmeye yetmemiş. George W. Bush’un eşi Laura Bush da, “Spoken from the Heart” adlı anı kitabında, Beyaz Saray’da yaşamanın ne kadar pahalı olduğundan yakınıyor. Onu en çok zorlayan konulardan biri de, hergün saçlarını yapan kuaföre, devleti temsil edeceği törenlere giderken bile olsa, ücretini kendisinin ödemesi olmuş. Bayan Bush kitabında, faturanın aylık geldiğini ve Başkan ve eşi ile iki kızının bütün yemeklerinin, kullandıkları bütün kişisel malzemelerin, kuru temizleme dahil tüm hizmetlerin, garsonların ve temizlik görevlilerinin saat başı ücretinin, özel misafirlerinin tüm msaraflarının bu faturada yer aldığını yazıyor.  ‘’Faturada ağzımı açık bırakan kalemler de vardı’’ diye aktaran Bayan Bush şu örneği veriyor:

‘’Ülkenin First Lady’si olarak giyeceğim kıyafetlerin de özel tasarım olması gerektiği şartı vardı ama elbisenin ücretinin yanı sıra bu tasarımların ücreti de yine benden tahsil ediliyordu.’’
ABD Başkanlarının maaşına en son 1999 yılında zam yapıldı. Buna göre ABD Başkanın çıplak maaşı yıllık 400 bin dolar civarında. 50 bin dolar da görev tazminatı ödenir. Bu her iki ödeme de vergiye dahildir. Başkan bunların gelir vergisini ödemek zorunda. Bunların yanı sıra başkanın gezileri için, vergiden muaf yıllık 100 bin dolar harcırah ödenir. Ancak, Beyaz Saray faturasının yüksekliği göz önüne alındığında bir ABD Başkanı, maaşının neredeyse tamamını aylık giderlerine harcar. Yani ayrıca bir serveti yoksa, Beyaz Saray’da ‘ucu ucuna’ yaşamak durumunda… Belki de bu yüzden Başkan Gerald Ford, Beyaz Evi, ‘Bugüne kadar gördüğüm en lüks sosyal yardım konutu’ diye tanımlamıştı.

Beyaz Ev, kompleks bir yapıdır. Aynı anda hem bir konut, hem bir müze ve hem de bir devlet dairesidir. ABD dünyanın süper gücü olmasına rağmen, Beyaz Ev, dünyadaki en büyük devlet başkanı sarayı değil, aksine büyük devletler içindeki en küçük devlet başkanlığı konutlarından biridir. Sadece bir katından, dünyanın en büyük devletinin yürütme organı yönetilir. ”1700’lerin dünyasında 13 kolonili devlet için inşa edilmiş, bugün dünya lideriyiz. Bu ihtiyaca uygun çok daha büyük bir saray yapalım” diyen tek bir başkan bile olmamıştır. Kimsenin aklına böyle bir şey gelmez. Çünkü, Beyaz Ev, ABD demokrasisinde ‘devamlılığın’ da sembolüdür.Ve yine Beyaz Ev, kendi toplumundan izole bir yer de değil. Dünyada, içinde başkan yaşadığı halde halkının ziyaretine açık tek devlet başkanlığı konutudur. Çünkü Amerikan tarihinin en önemli kültür müzesidir. Haftalık ortalama ziyaretçi sayısı 30 bindir. Başkanın penceresinin bir kaç on metre uzağındaki bahçe demirliğinin önü ise ABD’nin en ünlü gösteri ve protesto yeridir.

Beyaz Ev, başkanlar için kalıcı bir ihtişam ve keyif sarayı değil geçici bir barınma ve hizmet yeridir. Başkan Truman’a göre, ‘dışı çok gösterişli bir hapishane‘den başka bir şey değildi. Ronald Reagan ise, buradaki yılları boyunca kendisini sürekli bir akvaryum balığı gibi hissettiğini anlatır. Michelle Obama da geçtiğimiz yıl, ‘’çok iyi dekore edilmiş bir hapishane’’ olarak niteleyecekti. Bu eve kiracı başkanlar aileleriyle gelir geçer. Mülk sahibi Amerikan halkı ve demokrasisidir. Bu gerçeği, bir hizmetçisi, Baba George Bush’un eşi Barbara Bush’a şöyle söyler bir gün:

‘’Buraya her dört yılda bir başkanlar gelir gider… Biz kalıcıyız’’.

Kaynak: AmerikaBulteni.com – Cemal Tunçdemir

Şems-i Tebrizi’den nasihatler

Eğer hala kızıyorsan,
kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.
Eğer hala kırılıyorsan, 
gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.
Eğer hala kınıyorsan, 
düşüncelerin yeterince berraklaşmamış demektir.
Eğer hala karşılıksız sevmiyor 
ve sevginde ayrım yapıyorsan, 
hala akıl ve mantığını kullanıyor, 
içindeki sevginin yoğunlaşmasına engel oluyorsun demektir.
Eğer hala ‘ben’ demekten vazgeçmiyorsan,
dizginlerin hala nefsinin elinde 
ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.
Eğer hala mûsibetlere yana yana üzülüyorsan,
gerçeği bilmiyorsun demektir.
Ve eğer hala ‘şikayet’ ediyorsan, 
hakikati göremiyorsun demektir!..

Şems-i Tebrîzî

4chan nedir? 4chan kimin sitesi? 4chan nasıl kullanılır?

4chan nedir? 4chan kimin sitesi? 4chan.org neden kapandı? Selena Gomez ve Jennifer Lawrance’in çıplak fotoğraflarını yayınlayan 4chan sitesinin hem Twitter hemde internet sitesi kapatıldı. Kate Upton ve Jennifer Lawrance’in çıplak fotoğraflarının yayınlanmasının ardından dün gece Selena Gomez’inde çıplak fotoğrafları 4chan sitesinde yayınlandı. 4chan sitesi forum ağırlıklı bir site.

4chan-logo

4 Chan hakkında bilgi 02.09.2014 Dünyanını en ünlü oyuncu ve şarkıcılarının telefonlarını hackledikten sonra yayınlayan 4Chan sitesini herkes merak etmeye başladı. 4 Chan İngilizce bir site olup forum ağırlıklıdır. Sitenin yüzlerce gönüllü yazarı vardır. Ekşisözlük tarzında olan bu site pek çok gencin ilgi alanına girmektedir.

4chan nedir? 4chan kimin sitesi?  4chan.org neden kapandı? Selena Gomez ve Jennifer Lawrance’in çıplak fotoğraflarını yayınlayan 4chan sitesinin hem Twitter hemde internet sitesi kapatıldı. Kate Upton ve Jennifer Lawrance’in çıplak fotoğraflarının yayınlanmasının ardından dün gece Selena Gomez’inde çıplak fotoğrafları 4chan sitesinde yayınlandı. 4chan sitesi forum ağırlıklı bir site. 

4chan, İngilizce dilini kullanan resim tabanlı forumdur. Kullanıcılar genellikle anonimdir ve yeni gönderiler sayfada diğer gönderilerin üstünde yer almaktadır. 4chan, kendi içeriği ve kuralları olan çeşitli bölümlere ayrılmıştır. Kayıt olmak gerekli olmamakla beraber mümkün de değildir. (Çalışanları hariç.)

 

1 Ekim 2003’de faaliyete başlayan ve Japon resim tabanlı forumları örnek alınarak hazırlanan site, ilk başlarda manga ve anime resimlerinin paylaşıldığı ve tartışmalarının sürdürüldüğü bir platform olarak hizmet veriyordu. Kısa sürede popüler olan ve yayılan site, içeriğinde hala bolca otaku, anime ve diğer Japon kültürü etkilerini barındırmaktadır.

 

Sitenin İnternet altkültürü ve aktivizm ile ilişkisi bulunmaktadır. Bunun en kayda değer örneği Project Chanology’dir. 4chan kullanıcıları lolcatler, Rickrolling, “Chocolate Rain”, Pedobear ve diğer pek çok internet memelerinin yaratımında veya popüler olmasında önemli rol oynamıştır. Sitenin “Random” (Rastgele) bölümü, diğer adıyla “/b/“, sitenin ilk oluşturulan ve en çok ziyaret edilen bölümüdür.[1][2] Adından da anlaşılacağı üzere Random bölümü, yiklenen içerik konusunda en az kuralın yer aldığı bölümdür. Gawker bu durumu “/b/‘yi okumak beyninizi eritecektir.” diyerek esprili bir şekilde açıklamıştır.[3] Sitenin anonim topluluğu ve kültürü sıklıkla medyanın dikkatini çekmektedir. Medya planlamacıları için bu girişim, “yaratıcılığın her yerde bulunduğunun ve yeni medyanın reklam ajansları için daha az erişilebilir olduğunun kanıtıdır.”[4]

 

4chan, şaka amacıyla internet sitelerine saldırı konusunda bir araç olarak da kullanılmaktadır. Aranılan sayfa yerine Rick Astley’nin resimlerinin gösterilmesi; internet kullanıcılarına ve internet sitelerine karşı koordineli saldırılar düzenlenmesi; şiddet konulu girdilere gösterilen tepkilerin sitede yayımlanması bu duruma örnektir. The Guardian, 4chan topluluğunu “çılgınca, çocukça… zekice, saçma ve endişe verici” olarak tanımlamıştır.

 Zoe Quinn olayını takip ediyor musunuz? Öncesindeki Anita Sarkeesian olaylarından haberiniz var mı? Peki dün gece gerçekleşen ve adı “the fappening” koyulan, pek çok ünlünün iCloud hesabından hacklenmek suretiyle internete yayılan çıplak fotoğraflarını gördünüz mü? Olayları birebir bilmiyorsanız çok önemli değil. Her birini detayıyla anlatacak kadar benzinim var depoda. Şimdilik bilmeniz gereken tek şey şu, üçünün de çıkış noktası aynı: 4chan.

Pajiba diye bir site var, bilmiyorum takip ediyor musunuz? Benim internette en sevdiğim sitelerden biri. Magazin / sinema kültürüyle ilgili tatlı bir blog. Takriben 7-8 tane yazarı var, her birinin kalemi kuvvetli ve Miley Cyrus’ın zıpçıktılıklarından detaylı film eleştirilerine kadar pek çok şeyle ilgili güzel yazılar yayınlıyorlar. Geçenlerde Zoe Quinn olayıyla patlayan “Gamer kimliği” ve bunu canhıraş, iğrenç, agresif bir şekilde savunmanın nedeni mevzusuyla ilgili bir makale bastılar. Makaleyi şurada okuyabilirsiniz.

 

Makale Zoe Quinn’e ve Anita Sarkeesian’a yapılan muamelenin gamer kültürüne değil, nerd/geek kültürüne ait olduğunu ve bu tip insanların bu konularda fazlaca saygısız ve vahşi olabildiğini söylüyor; bu şekil davrananlara set çekilmesi gerekliliğini savunuyordu. Peki kim bunlar, neden o makale kaleme alındı, mesele nedir?

 

4Chan

 

Zoe Quinn, bir oyun yapımcısı ve bir kadın. Kendisinin Depression Quest isimli bir oyunu var. Yakın zamanda eski sevgilisi internete detaylı bir rapor yayınladı. Bu raporda Quinn’in kendisine ne derece yalanlar söylediği, kendisini kaç kere aldattığı ve benzer şeyler yazıyordu. Quinn’in o sevgilisini Kotaku yazarı Nathan Grayson ile aldattığı ortaya çıktı, sonrasında da Quinn oyununun iyi tepkiler alması için oyun basınından kişilerle yatmakla suçlandı.

 

Kotaku olayı araştırdı, Grayson’ın Quinn ile ilgili yazdığı tek yazının ikilinin ilişkisi başlamadan önce vuku bulduğu anlaşıldı. Başka da bir ilişkinin gerçekleştiğine dair ortada bir delil yoktu. Ama Quinn internet üzerinden, özellikle de 4chan’ın v ve b boardlarından gelen pek çok ölüm, tecavüz ve şiddet tehditlerine maruz kaldı. Kendisiyle ilgili iğrenç photoshop’lar yapıldı, bizzat adresine tehditler gönderildi, kişisel alanı işgal edildi.

 

Anita Sarkeesian da bir öğretim görevlisi. Kendisi pop kültürde feminizim başlığı altında ders vermekte. Bir Kickstarter kampanyası başlatıp oyunlarda kadınların yeriyle alakalı bir video serisi çekmeye girişti. Serinin ilk bölümünden itibaren kendisine ağır tepkiler geldi. İnternette “Anita Sarkeesian’ı öldüresiye döv” oyunları yapıldı, yine bir kadına tecavüz, ölüm ve şiddet tehditleri gitti. Bu tehditler öyle bir seviyeye vardı ki polis Sarkeesian’ın evini terk etmesi yönünde telkinde bulundu.

 

Pajiba da bunlar hakkında yazıp, “lanet olsun bu nerd kültürüne” şeklinde özetlenebilecek bir sinir yansıtmıştı makaleye. Eğer yazıda yeterince aşağıya scrollarsanız, benim de yorumumu göreceksiniz. Ben o yorumda Türkiye’de bir geek/nerd kültürü sitesinden sorumlu olduğumu, pek çok arkadaşımın nerd/geek olarak tanımlanacak insanlar olduğunu söyledim. Tanıdığım hemen herkesin Anita Sarkeesian’dan en çok hafif nem kapıyor vaziyette olduğunu; hiçbir zaman internetten tehdit yollayacak noktaya gelecek bir öfkte beslemediğini belirttim. Bildiğim tüm nerd ve geek’ler hayatındaki kadınlara saygıyla davranıyor ve kendileri de bir öteki olduğundan, toplumun diğer ötekileri (kadınlar, LGBT, etnik azınlıklar, dini azınlıklar, hayvanlar vb.) ile empati kuruyorlardı.

 

Ben orada yazarın bahsettiği anonim linç ve sözlü şiddet mantığının nerd kültürü ile alakası olmadığını söylemeye çalışıyordum. Yazarın “yeter artık” dediği, haklı olarak nefretini kustuğu şey nerd kültürü değildi. 4chan kültürüydü.

 

Bu da bizi bugüne getiriyor. Aralarında Jennifer Lawrence, Kate Upton, Brie Larson, Krysten Ritter ve Kristen Dunst’ın da olduğu onlarca ünlü kadının çıplak fotoğrafları dün 4chan üzerinden internete yayıldı. Dün gece kendimi fotoğraflara bakarken buldum. Hemen hemen hepsine bakmışımdır herhalde. Bunu niye yaptığımı bilmiyorum, sorsanız açıklayamam. Ama sonrasında gece uyurken içimi inanılmaz bir utanç ve iğrenme kapsadığını biliyorum. Bunun sebebinin de farkındayım.

 

Bu baktığım şeyler Kim Kardashian’ın seks kasedi gibi “ün arttırıcı” olarak tasarlanmış şeyler değil. Kanye West’in takım taklavat resmi gibi yanlışlıkla Twitter’dan DM yerine açık tweet olarak gönderilmiş bir hata da değil. Bu fotoğraflar insanların kendileri ya da sevgilileri için çektiği, ve hiçbir zaman hiçbir yere gönderilmemiş, iCloud hesabından hacklenerek, müdahale edilerek, işgal edilinerek çalınmış şeyler. Bu bir özel alan işgali. Bu bir hak işgali. Bu bir haneye tecavüz.

 

Bu 4chan’ın ilk vukuatı değil.

 

4chan’dan ve temsil ettiği her şeyden katmerli katmerli tiksinerek uyandım bu sabah. Çok zor bir şey değil böyle hissetmek. Şu insanlardan herhangi birinin yerine koyun kendinizi. Kariyerinizde çıplak roller almamak / çıplak poz vermemek gibi meselelerde ince eleyip sık dokumuşsunuz. Belli ki kariyerinizin siz soyunursanız nasıl bir şekil alacağından endişelisiniz. Sevgiliniz ya da kendiniz için seksi bir resim çekiyorsunuz. Yanlışlık yok, hata yok. Sadece iCloud’a yükleniyor fotoğraflar. Ve birisi oradan çekip, sizin izniniz olmadan, rızanız olmadan, internete koyuyor. Ortada sizden intikam almak isteyen bir eski sevgili bile yok. Sadece bunu anonim olduğu için yapabileceğini ve ceza almadan sıyrılabileceğini bilen bir adamın ergenliği yüzünden canınız yanıyor.

 

Ya lütfen düşünün, lütfen empati yapın. Bunu o insanların annesi, babası görecek. O insanlar sokağa çıktığında o fotoğrafları görmüş insanların yanından geçecekler. Ve bazıları gerçekten çok şahsi, çok özel, çok mahrem bu fotoğrafların. Kimseye gönderilmek istenmediği çok açık. Ama şimdi, dünyada onlara bakıp keyif alan milyarlar var. Bu adil mi? Bu doğru mu? Hakkaniyetli mi bu?

 

Peki bir kadının evini terk etmek zorunda kalması? Başka bir kadının sonsuza kadar, sırf paşamlar kendilerini “biz eziktik, siz bizi reddediyordunuz, şimdi biz sizi kulübümüze almıyoruz” mantığı yüzünden “İyi puan için seks veriyor” damgası yiyecek olması? Bu insanlar sadece internette sizin anonim linç kulübünüzün merceğinde yaşamıyorlar. Bu kadınların, bu insanların gerçek bir hayatı var. Ve sizin anonim maskesinin arkasına saklanıp attığınız taşlar o insanları gerçek hayatta vuruyor.

 

Ya sıçayım sizin kulübünüze. Bunu hiç “dışarıdan” bir adam olarak değil, gayet 4chan’in yukarıda belirttiğim mantığının içinden bir adam olarak söylüyorum. Çocukluk hayatımın çoğunu şişman / gözlüklü olduğum, devamlı kitap okuduğum ya da bilgisayar oynadığım için eziklenerek geçirdim. Lise hayatım da benzer sebeplerden dolayı kızlardan ret yiyerek geçti. Ama şu mantık beni tiksindiriyor. “Normal” insanların yıllardır kendilerini çepere ittiği, ezdiği, kendini değersiz hissettirdiği insanlar şimdi tüm bunların acısını çıkarmak istiyorlar.

 

zoechair

 

Zoe Quinn seks yapabiliyor olmasını (yani kadın oluşunu, onlara göre) kullanarak kendilerine ait olan ayrıcalıkları (mesela oyun yapmak) elde ediyor. Anita Sarkeesian onlara gelip, onlar tüm hayatları boyunca beyaz bir nerd erkek olarak güçsüz hissetmişken, toplumun en şamar oğlanı kendisiymiş gibi hissetmişken; “Kusura bakmayın ama kaçış yaptığınız oyunlardaki davranışınızın da delili olduğu gibi, kadınlar toplumda daha çok eziliyor, şamar yiyorlar” deme cüretini gösteriyor. Jennifer Lawrence? Kate Upton? Onlar zaten lisede onlarla beraber olması gerekirken “piç çocuklarla” çıkan hain kadınlar; bir ünlü olarak da vücutlarını bizim tahrik kapasitelerimize açmak zorundalar.

 

Bu 4chan kültürü. Nerd kültürü böyle bir şey değil. Nerd dediğin adam bir kadını ancak o kadınla “Marvel mı DC mi” diye tartışıyorlarsa kırar, onda da “Abi saçmalama Flashpoint diyorum okuman yazman yok mu senin?” gibi bir cümleyle gelir o kırgınlık, “Sana birisinin sağlam bir tecavüz etmesi lazım” gibi bir şeyle değil. Nerd/geek adam kendi kimliğinin farkındadır. Kendisini bir kenara bırakmaz. Anonim bir maske altına saklanıp insanlara saldırma gereği duymaz. Neyse odur, halinden memnundur. Olması gereken de budur zaten.

 

Ben bunu o yorumda da yazmıştım, şimdi de söylüyorum. Bu siteye gelip de nerd / geek olmaktan gurur duymayanınız var mı? Ben duyuyorum, duymasan Geekyapar diye bir sitenin yazı işleri müdürü olmazdım zaten. Ben odamda Bastion, BioShock posterleri olmasından memnunum. Ben şu an duvar kağıdımın Tenten olmasından utanmıyorum. Dilerse tillahı gelip benim alanımı “işgal” etsin, benim umurumda değil. Kadınlar da gamer olsunlar. Eskiden bizi reddeden insanlar gelip bizim kaçışımızı yaptığımız şeylerden ekmek yesinler? Bana ne?

 

4chan’a göre bunların hepsi düşman. Onlar anonimlik altında, bunu yapıp sıyrılabileceklerini bildikleri için bir linç kültürü geliştirdiler yıllarca. Cinsel ve sözlü taciz onların bir numaralı silahı oldu. Kimi sevmedilerse saldırdılar. Bu son fotoğraf sızdırması da bunun en son darbelerinden biri. O fotoğraflar onların “hakları” ya, o insanların hayatları önemsiz ya? Tek tek hacklediler, her birini sızdırdılar. Sonuçta önemli değil. Onlara çok çektirilmişti vaktiyle. Onların bunları yapmaya hakkı vardı.

 

İşte ben de çizgiyi burada çekiyorum ve diyorum ki, yok. 4chan internetin en iğrenç sitesi. Dünyanın en iğrenç kitlesini yarattı ve yönlendirdi. Merhaba. Ben Yiğitcan. 4 yaşımda ilk Game Brick’imi aldığımdan beri kendimi gamer, ilk çizgi romanımı okuyup heyecanla arkadaşlarıma anlattığım 5 yaşımdan beri de kendimi geek olarak tanımlıyorum.

 

Ve 4chan’dan tiksinmemin doruklarındayım.

 

Katılır mısınız bana?

Kaynak:geekyapar.com

‘Nobel Barış Ödülü kaldırılsın!’

Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica, Nobel Barış Ödülü’nün kaldırılmasını istedi

  • 32271-mujica

Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica, Nobel Barış Ödülü’nün kaldırılmasını istedi.  Devlet Başkanı Mujica, dünyanın bir çok bölgesinin savaşlarla kan gölüne dönüştüğü bir ortamda barış ödülü verilmesinin anlamı kalmadığını belirterek soğuk savaş dönemlerini özlediğini söyledi. Uruguay Devlet Başkanı, soğuk savaş döneminde halkın çok zorluklar yaşadığını ancak hiçbir zaman bu kadar kan dökülmediğini hatırlatarak, “O zamanlar liderler oyunu kuralına göre oynuyordu, bir düzen vardı, telefonlar açılıp savaşlar durduluyordu, şimdi kimse bana gelip soğuk savaş dönemini eleştirmesin” dedi.

KAZANIRSAM ÖDÜLÜ REDDEDERİM
Devlet Başkanı Jose Mujica, İspanyol El Mundo gazetesine verdiği özel röportajda, adının Nobel Barış Ödülü adayları arasında geçmesine karşı çıkarak kazanması halinde bu ödülü reddedeceğini açıkladı. “Ukrayna’da, Libya’da Irak’da Suriye ve Filistin’de yaşananları konuşmak bile istemiyorum” diyen Mujica, “Bunun üzerine bir de barış ödülü vermek neyi ifade eder ki kaldırılması en iyi sonuç olur” dedi. (DHA)

ŞİDDET ABD’NİN İŞİNE GELİYOR
Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica bir süre önce yaptığı “İsrail Filistin halkına soykırım yapıyor” açıklamasının sorulması üzerine “Bu sözlerimin arkasındayım “ diyerek, bu savaşın en büyük sorumlusunun ABD olduğunun altını çizdi. “ABD istese bölgeye biraz daha sarışın çocuk gönderir savaşı durdurur ancak istemiyor, her yere mavi bereli barış askeri gönderen ABD neden buraya göndermekte zorlanıyor” diyen Mujica, “Çünkü bu durum onların işine geliyor, bu savaş kinden ve nefretten başka bir şey üretmiyor” açıklaması yaptı.

TÜRK HAVA YOLLARI PERSONEL ARIYOR

20 Ağustos 2014 Çarşamba, 17:50:02Türk Hava Yolları, yurtdışı ofislerinde görevlendirilmek üzere personel aradığını duyurdu.

Türk Hava Yolları, resmi internet sitesinden yayınladığı ilanla yurtdışında görevlendirilmek üzere idari ve mali işler personeli aradığını duyurdu.

İŞTE THY’NİN KRİTERLER

Genel Özellikler

T.C. vatandaşı olmak.
Adli sicil kaydı veya adli sicil arşiv kaydı bulunmamak.
Erkek adaylar için askerlik görevini yapmış veya muaf olmak.
01.01.1988 ve sonrasında doğmuş olmak.
Yurt dışı ofislerinde çalışma konusunda herhangi bir engeli bulunmamak ve en az 10 yıl THY ofislerinin bulunduğu ülkelerde çalışmayı kabul etmek.
İyi derecede İngilizce bilmek (THY A.O. tarafından yapılacak olan İngilizce sınav ve/veya mülakatında başarılı olmak). İkinci yabancı dil tercih nedenidir.
En az 4 yıllık eğitim veren üniversitelerin
Siyasal Bilgiler,
İktisadi ve İdari Bilimler,
İktisat,
İşletme,
Yönetim Bilimleri,
İşletme ve Yönetim Bilimleri,
İşletme ve Ekonomi fakültelerinden mezun olmak.

Başvuru Şekli ve İzlenecek Yol

Yukarıdaki şartları taşıyan adayların, ilana internet üzerinden başvurmaları gerekmektedir. İnternet başvurusu dışında herhangi bir şekilde başvuru kabul edilmeyecektir.
İlan, yeterli sayıda başvuru alınana kadar yayında kalacaktır.
İlan kriterlerini sağlayan adaylar önce yazılı sınava, başarılı olanlar mülakata davet edilecektir. Mülakat aşamasında adayların yukarıda belirtilen kriterlere uygunluğunu belgelemeleri istenecektir. Kriterlere uygun olmayan adaylar sürece devam edemeyecektir.

2013′ün En Çok İzlenen 10 TED Konuşması

ted (1)

 

TED (Technology, Entertainment and Design) Konuşmaları 1984 yılından bu yana yüzlerce konu hakkında bilgi ve düşüncelerin yayılmasını sağlayarak, ufukların açılmasına, zihinlerin genişlemesine öncülük ediyor. TED Konuşmaları ile dünyanın en zeki beyinleri bizlere aktardıkları fikirleri ile yepyeni dünyalara yelken açmamızı sağlıyor.

Belki bu TED Konuşmaları ile ilk tanışmanız oluyor olabilir ancak eminim ki son izlediğiniz videolar olmayacak.

Pazarlama dışında da hemen her konuda konuşmalara rastlayabileceğiniz TED.com sitesine, bir göz atmanızda fayda var. Pek çok videoda Türkçe alt yazı seçeneği de mevcut.

Bu kezde 2011′den bu yana “En Çok İzlenenler” listesini her yıl sonunda paylaşan TED Blog, bu yılda en popüler konuşmalarıyayınladı. Hulu, YouTube, iTunes gibi platformlardaki izlenme sayılarının da dahil edildiği listede, geçtiğimiz yıllara göre izlenme sayılarını neredeyse iki katına çıkaran Simon Sinek veMary Roach’ın konuşmaları dikkat çekici. TED’in artık klasik videosu haline gelen Ken Robinson’un “Okul yaratıcılığı öldürüyor.” konuşması bu yılda 9 milyondan fazla izlenerek tahtı kimselere kaptırmadı.

Bizde 20 Konuşmanın paylaşıldığı bu listedeki ilk 10 konuşmayı sizler için derledik.

(Daha önce pazarlama üzerine yapılan önemli konuşmaları sizler için derlemiştik. Dileyenler tıklayarak ulaşabilir.)

1. Sir Ken Robinson – Okul Yaratıcılığı Öldürüyor (2006): 23,510,221

Sir Ken Robinson, yaratıcılığı (baltalamaktan ziyade) besleyen bir eğitim sistemi yaratma ülküsünü eğlenceli ve son derece sürükleyici bir üslupla bizlerle paylaşıyor.

2. Jill Bolte Taylor‘ın Müthiş İçgörü Darbesi (2008): 14,343,197

Jill Bolte Taylor’un eline pek az beyin araştırmacısına nasip olacak bir araştırma fırsatı geçti: Büyük bir inme geçirdi ve beyninin hareket, konuşma, farkındalık gibi beyin işlevlerinin birer birer iptal oluşunu izledi. Şaşırtıcı bir öykü.

3. Simon Sinek – Liderler Bir Hamlede Nasıl İlham Verirler (2010): 14,228,854

Simon Sinek’in altın çember ve sorusu “Niçin” ile başlayan basit fakat güçlü bir ilham verici liderlik modeli var. Onun verdiği örnekler ‘Apple’, ‘Martin Luther King’, ve ‘Wright’ Kardeşleri kapsamakta — ve karşıt olarak da zor günler geçiriyor gibi gözüken Tivo. (yakın geçmişte kazandığı mahkeme ile borsa değerlerini üçe katladı.)

4.Brene Brown – Kırılganlığın Gücü (2010): 12,703,623

Brene Brown insandaki yakınlık duygusu üzerinde çalışıyor – empati, ait olma, sevme yeteneklerimiz. TEDxHouston’daki bu etkileyici, eğlenceli konuşmada, araştırmasından derin bir içgörüyü paylaşıyor, kendini tanımaya ve böylece insanlığı tanımaya onu iten kişisel arayışını. Paylaşmaya değer bir konuşma.

5. Amy Cuddy – Vücut Dilin Benliğini Şekillendiriyor (2012): 12,682,694

Vücut dili başkalarının bizi nasıl gördüğünü etkilemekte, fakat kendimizi nasıl gördüğümüzü de değiştirebilir. Sosyal psikolog Amy Cuddy, “güç duruşu”nun– insanın kendinden emin olmadığı durumlarda bile kendinden emin şekilde duruş sağlamasının–, o kişinin beynindeki testesteron ve kortizol düzeylerini etkileyebileceğini ve belki de o kişinin başarı şansını etkileyebileceğini gösteriyor.

6. Pranav Mistry – 6. His Teknolojisinin Heyecan Verici Potansiyeli (2009): 12,068,105

Pranav Mistry, TEDHindistan’da fiziksel dünya ile veri dünyasının etkileşimine yardımcı olacak çeşitli araçları gösteriyor – kendisinin AltıncıHis cihazı ve yeni, devrimsel kağıt “dizüstü” de buna dahil. Sahnedeki soru-cevap kısmında ise Mistry tüm imkanlara yol vermek için AltıncıHis’in yazılımını açık kaynak olarak sunacağını söylüyor.

7. Tony Robbins – Neyi Neden Yapıyoruz? (2006): 10,425,014

Tony Robbins insanların hareketleri altında yatan “görünmez güçler”den bahsediyor — ön sıradaki Al Gore’a da selam ediyor.

8. David Gallo – Su Altının Şaşırtıcılıkları (2007): 10,266,221

David Gallo, bizlere aralarında renk değiştiren mürekkep balığının, mükemmel bir şekilde kamufle olan ahtapotun ve okyanusun kapkara derinliklerinde Times Meydanı kadar neon ışığı gösteren balıkların olduğu inanılmaz deniz yaratıklarının hayran bırakan çekimlerini gösteriyor.

9. Mary Roach – Orgazm Hakkında Bilmeniz Gereken 10 Şey (2009): 9,435,954

“Bonk” kitabının yazarı Mary Roach, bilinmeyen, kimisi yüzyıllık bilimsel araştırmaları tarayıp, cinsel doruk ile ilgili 10 değişik şaşırtıcı iddia ortaya atıyor — bazısı tuhaf, bazısı komik. (Bu konuşma yetişkinler içindir. İhtiyatlı olunması önerilir.)

10. Daniel Pink – Şaşırtıcı Motivasyon Bilimi (2009): 9.176,053

Kariyer analisti Dan Pink, sosyal bilimcilerin bildiği ama yöneticilerin bilmediği bir gerçekten yola çıkarak motivasyon bilmecesini inceliyor: Geleneksel ödüller düşündüğümüz kadar etkili değildir. Aydınlatıcı hikayeleri — ve belki de sizi ileri götürecek yolu dinleyin.

Listenin devamı için TED Blog’da yayınlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.